14 Şubat 2018 Çarşamba

ABD, PATRİKHANE ve HELENİZM TRAFİĞİ

Türkiye’de en önemli gündem şüphesiz “Afrin Harekâtı”dır… Bu harekât ile ilgili en büyük hasmımız ise ne yazık ki savaştığımız düşman değil de “sözde” müttefikimiz, “sözde” bizim gibi bir “NATO” üyesi olan ABD!

Afrin ya da genel anlamda Suriye’deki sıkıntılar, Ege ve Kıbrıs’ta da Bizans oyunlarını hızlandırmıştır. Ege’de provokatör bir Yunanlı bakanın Kardak Kayalıklarına çelenk atma girişimi ile başlayan sorunla anladık ki Helenler “sirtaki” oynamaya yine pek hevesliler. Ve anladık ki bir süredir pusuda bekleyen “Helenizm” bu puslu havada bir şeyler kapma planları yapıyor!

Ege’deki tahrikler ile ilgili olarak Genel Kurmay Başkanımız güzel bir yanıt vererek, askeri varlığımızın bir yandan Afrin’de savaşırken öte yandan Ege’de oluşabilecek bir durumla da baş edebilecek güçte olduğunu belirtti.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs açıklarında yaptığı doğalgaz aramalarına Türkiye’nin doğal olarak verdiği tepkiye ise AB’den cevap geldi! 12 Şubat 2018’de AB Konseyi Başkanı “Donald Tusk”, Türkiye’yi “Kıbrıs'ın toprak egemenliğine saygılı olmaya” davet etti.  Dışişleri Bakanlığımız hemen bir yanıt verdi ve Güney Kıbrıs'ın “Kıbrıs Adası'nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını hiçe saydığını” belirti.

 

TÜRKİYE AÇISINDAN ENTERESAN BİR DÖNEM BAŞLADI

Sorunlar Afrin, Ege, Kıbrıs ile sınırlı değil. Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu meseleleri ile ilgili uzun bir süredir ses çıkmıyordu. Rum Patriği Bartholomeos hayli bir zamandır suskundu. Patrikhane yanlısı ya da uzantısı durumunda olan web sitelerinde de bu suskunluk var. Vardı demiyoruz çünkü an itibariyle var! Patrikhane’nin en ufak aktivitesini çokça fotoğraf eşliğinde paylaşan yaklaşık 10 site var ki; dinî konular ve Patrikhane’ye gelen giden ziyaretçiler dışında suskunluk içindeler. Şubat başından itibaren Ekümeniklik talepleri, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması gibi konular başta ABD ve AB’den gelen desteklerle yine başladı.

7 Ocak 2018’de Haliç’teki Bulgar Kilisesi Sveti Stefan ya da bilinen adı ile Demir Kilise’nin uzun süren tamirinin ardından açılışı Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapıldı. Bu açılış ile ilgili enteresan bir süreç yaşandı. AB Dönem Başkanlığını alan Bulgaristan’ın Başbakanı Boyko Borisov’un huzurunda, Bulgar Patriği’nin Rum Patriği’ne Ekümenik olarak hitap ettiği bir ayin yapıldı. Eskiden olsa haftalar öncesinden Bartholomeos’un bu katılımı için haber üstüne haber yapacak olan bahsi geçen siteler suskundu. Hatta Patrikhane’nin Ekümeniklik iddialarını kabul etmediği için kurulan Bulgar Kilisesi’nde oldu-bittiyle bu sıfatın kullanılmasına alet olan Bulgaristan’ın resmi haber ajansı BTA dâhil Bulgar basını da nedense suskundu…

Patrikhane yanlısı ya da uzantısı durumunda olan kanallarda yeni bir taktik uygulanmakta olduğunu görüyoruz. Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili konuları yazmıyorlar! “Neden?” diye düşündüğümüzde ise içinde bulunduğumuz kritik dönemde şimşekleri üzerlerine çekmeden alttan alttan bildikleri yolda ilerlemeye devam ettiklerini görüyoruz.

Ege’de sorun yaratmaya başlayan Yunanistan, Patrikhane ile ilgili önemli bir aktördür Ama esas aktör sözde” müttefikimiz olan ABD’dir!

Rusya Diplomatik Akademisi’nden “Doç. Dr. Vladimir Avatkov” 15 Ocak’ta yaptığı bir röportajda ABD için müttefiklerinin hiçbir öneme sahip olmadığını belirterek  ABD için müttefik ülkeler bozuk para gibidir  demiştir.

ABD’de Yunan Lobisi çok etkilidir. Temsilciler meclisi üyeleri, generaller, akademisyenler ve Dolar zenginleri arasında çok sayıda Yunanlı bulunmaktadır. Tabi ABD’li Archonları da unutmamak gerekir.

Pew Research Center”in 8 Kasım 2017’deki verilerine göre Dünya’da 260 Milyon Ortodoks bulunmaktadır. Rusya’da ise yaklaşık 145 Milyon olan nüfusun yarıdan fazlası Ortodoks’tur. Bu durumda Dünya’daki en büyük Ortodoks nüfus Rusya’da… Ekümenik yani evrensel (Cihanşümül) patrikhaneyim diyen Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’deki varlığı birkaç bin. 10 Milyonluk Yunanistan’dan Müslüman ve Slav faktörlerini çıkarırsak, dünya genelinde 15 Milyon kadar Greek Ortodoks bulunuyor. Oysaki Patrikhane uzantılı sitelerde “Türkiye'de resmî olarak Fener Rum Patrikhanesi, dünyada Constantinopolis Ekümenik Patrikhanesi olarak anılan kurum, 250 milyon mümine sahip Ortodoks dünyasının ruhanî önderi konumunda olan bir kurumdur şeklinde gerçeği yansıtmayan ifadeler bulunmaktadır. Tabi bu Rusya’nın kabul etmediği bir durumdur ve ABD’nin Rum Patrikhanesi’ne verdiği desteğin ardında ABD’deki lobicilik ve önemli mevkilerdeki Yunanlılar kadar Ortodoksların liderliğini Ruslara kaptırmamak da yatmaktadır.

ŞUBAT’TA PATRİKHANE VE HELENİZM TRAFİĞİ!

6 Şubat 2018’de dini bir etkinliği bahane ederek, ayinin ardından Heybeliada Ruhban Okulu’nda, okulun yeniden açılması için Türkiye’de bulunan misyonlardan Büyükelçi ve Başkonsolos düzeyinde kişilerin de katıldığı “Halki İlahiyat Okulu'nun yeniden açılması için Ekümenik Patriğin yeni çağrısı  adı verilen bir toplantı düzenlenmiştir.  Yazımızın başlarında belirttiğimiz, Patrikhane yanlısı ya da uzantısı durumunda olan web sitelerinde bu konuda haber yapılmadı. Oysaki katılımcılar ve söylemler önemliydi!

Bir Facebook sayfasında bu toplantı için şu söylemler yer aldı: “1971 yılından bu yana kapalı olan, Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından Halki Kutsal Ruhban Okulu'nun yeniden açılması için, bu konuda yaşanan adaletsizliği gidermek için yetkili makamlara yeni bir çağrıdır. Teolojik eğitimin askıya alınması utanç verici ve çok fazla adaletsizliktir.

HRO mezunlarının kamuoylarını aydınlatma çalışmalarına devam etmelerini istiyoruz. Kilisemize, insanlığa ve Ekümenik Patrikhanemize ve Halki Seminary'in bulunduğu bu ülkeye yalnızca iyi niyetimiz var. Ankara Hükümeti, Okulumuzun yeniden açılmasının getireceği büyük yararı fark etmiş olsaydı, bunu çok önce yapmış olurdu. Hatta hiç kapatmazdı. Ne yazık ki, başka düşünceler var gibi görünüyor, aksi takdirde böyle bir kütüphaneye sahip olan bu kültürün neden  "sessiz" ve "terk"  edilmiş olduğunu açıklayamıyoruz.

Özellikle bu konuda çok heyecanlı olan Ekümenik Patriğimiz; “Her gün bu misafirperver Manastır'ın çatısı altında yaşamış olduğumuz güzel yılları hatırlıyorum” demektedir.

Katılanların bir kısmı şunlardır:

Rum Patriği Bartholomoes, İsviçre Metropoliti Jeremiah, Trannopoulos Metropoliti Germanos, Myriophytos ve Peristasis Metropoliti Ireneios, Myra Metropoliti Chrysostomos, Yunanistan Büyükelçisi Evangelos Sekeris, İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu Başkanı Nikolaos Uzunoğlu, Aristotle Üniversite’sinden Prof. Despo Lialiou, Bulgar Vakfı Üyesi (Archon) Dimitri Atanasof ve eşi, Bulgaristan Milletvekili Vaselin Mareshki

Bulgaristan Milletvekili “Vaselin Mareshki” bu ziyaretini; Ekümenik Patrik ve Ekümenik Patrikhaneye olan sevgisini ve saygısını ifade etmek için yaptığını söyledi. Ekümenik Patriklik ile Bulgaristan Kilisesi ve ülkesinin dindar insanları arasındaki ilişkileri güçlendirmek için her zaman iyi niyetler beslediğini belirtti.

Bir Facebook sayfası dışında Yunan/Rum sitelerinde yer almayan bu haber 7 Şubat’ta Vatikan’la ilgili yazılar ağırlıkta olan “La Stampa” gazetesinde Yunan asıllı bir yazar olan “Nikos Tzoitis” tarafından şöyle yorumlanmıştır.

Yazının Başlığı: “Halki Teoloji Okulunu Yeniden Açmak”

Alt Başlık: “Konstantinopolis Ekümenik Patriği: 1971'de gerçekleşen kapanış, ruhban sınıfı ve teolog yetiştirme olanağını yoksun bıraktı; bu bir günah ve adaletsizliktir

Okulun kapatılması, Konstantinopolis Patrikhanesini din adamlarını ve teologlarını yetiştirme imkânından mahrum etmiştir.

Büyük bir günah, büyük bir adaletsizlik

Bartholomeos; canlı ve heyecanlı bir sesle gök gürültüsü gibi şöyle konuştu:

“Büyük teologların ve yazarların eğitiminin bastırılması… Bu okulun büyük geleneğine göre, zorlu bir dini görevi yerine getirmeye hazır rahiplere ihtiyaç duyan Rabbimizin Kilisesinin bu durumu gerçekten büyük bir günahtır… (…) …Bununla birlikte, kilisenin tüm kutlamaları sırasında dünya barışı ve herkesin birliği için dua etmesine rağmen, her yerde savaşlar ve kan dökülmeleri gözlemlenmektedir.

Bu nedenle, buradan Türk yetkililere, kiliseye, insanlığa ve ülkemize iyi gelecek olan Halki İlahiyat Okulu'nu yeniden açma arzusunu yinelemek istiyorum. Ankara'nın onurlu hükümeti, eğer okulumuzun yeniden açılmasının önemi ve yararlılığından haberdar olsaydı, bunu zaten yapmış olurdu. Hatta bunu asla kapatmazdı.

BİR YANDAN DA PONTUSÇULUK!

An itibariyle Dünya’nın birçok yerinde sözde Pontus soykırımı toplantıları yapılmaktadır. Bu bağlamda 9 Şubat 2018’de İstanbul’daki “Zoğrafyon Rum Lisesi”nde sekizinci kez uluslararası koro festivali yapılmış ve bu festivale ağırlıklı olarak Pontus adı taşıyan gruplar katılmıştır. Bu organizasyon için de “Pontos News” haber sitesinde 6 Şubat’ta çıkan bir haber ve Zoğrafyon Lisesi web sayfasında “Zoğrafyon'un 8. Uluslararası Koro Festivali Gerçekleşecek” şeklindeki 3 satırlık duyuru dışında bilinen Yunan/Rum kaynaklarında öncesinde ve sonrasında haber çıkmadı. 

Oreokastro Pontuslular ve Arkadaşları Birliği,

AHEPA Pontuslular Derneği (American Hellenic Educational Progressive Association),

Kuzey Yunanistan Pontuslular Evi,

Lagada Pontuslular Derneği katılımcılar arasında yer aldı.

Oreokastro Pontuslular ve Arkadaşları Birliği ile gelen bir yönetici Türkiye karşıtı Pontus gruplarında çok aktif bir kişi olarak görünen “Herakles Tsakalidis”dir. Kısa bir süre önce verdiği bir röportajın başlığı ise şöyledir: “Pontus Helenizminin Gerçekliğini Talep Etmek İçin Mücadele Edilmeli

ABD TEMSİLCİLER MECLİSİ ÜYELERİ

7 Şubat 2018’de ABD Temsilciler Meclisi’nin iki ayrı partiden iki üyesi Kongre’ye bir önerge verdi! “Carolyn Bosher Maloney” ABD Demokrat Parti’den Temsilciler Meclisi üyesidir. “Gus Michael Bilirakis” ABD Cumhuriyetçi Parti’den Temsilciler Meclisi üyesidir. Bu iki ayrı partinin temsilcisinin ortak noktası; “Helenik Suçlarla Mücadele Kongresi” adı altında kurulmuş bir sivil toplum kuruluşunun kurucu üyeleri olmalarıdır.

H.Res.732 sayılı önergenin başlığı: “Türkiye'yi Ekümenik Patrikhanenin haklarına ve din özgürlüklerine saygı göstermeye çağırıyoruz

Bahsi geçen önerge çok sayıda ABD haber sitesinde yer aldı. 8 Şubat’ta “Helenic News of America” adlı sitede de haber olarak çıktı.  Haberin orijinal başlığı şu şekildedir: “Hellenic Caucus Co-Chairs Maloney And Bilirakis Introduce House Resolution Calling On Turkey To Respect Religious Freedom Of Ecumenical Patriarchate

Carolyn Bosher Maloney ile Gus Michael Bilirakis Türkiye'yi Ekümenik Patrikhanenin hak ve din özgürlüklerini ihlal etmeyi durdurma çağrısında bulunan 732 sayılı bir karar tasarısı çıkarttılar. Türk Hükümetini, uluslararası hukukun yanı sıra Türkiye'nin yıllardır üye olmaya çalıştığı Avrupa Birliği tarafından tanımlanan dini özgürlüklere ve haklara da saygı göstermeye çağırdılar.

Carolyn Bosher Maloney; "Din özgürlüğü sadece Amerikan demokratik toplumunun bir sorunu değil, aynı zamanda küresel barış ve anlayış için de kritik bir durumdur. Herhangi bir biçimde dini zulüm affedilemez. Helenic Caucus'un kurucularından ve eş başkanlarından olarak uzun zamandır Türk hükümetini Ekümenik Patrikhanenin varlığına saygı göstermeye ve Ruhban Okulu’nu yeniden açmaya çağırıyorum. Hıristiyanlara ve dünyadaki diğer dini azınlıklara yönelik zulüm bir güvenlik krizidir ve ABD hükümeti izleme ve müdahale konusunda ihtiyatlı davranmalıdır

Gus Michael Bilirakis; "ABD, dinsel özgürlüğe saygılı bir saygınlık gösterilmesi de dâhil olmak üzere, sözde müttefikimiz; demokratik değer beklentilerini uygulamada tutarlı olmalıdır. Meslektaşlarımıza katılmaya devam edeceğim ve bu adaletsizliğin düzeltildiği güne kadar seslerimizi susturanlar için konuşacağım" dedi.

12 Şubat 2018’de ABD Savunma Bakanlığı, Pentagon’un açıklamasına göre 2019 yılı bütçe tasarısında “DAEŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” fasıl adıyla SDG ismi altında fakat gerçekte PYD'ye toplam 550 milyon dolar ayrıldı. Yukarıda bahsi geçen önerge ve tüm metin boyunca verdiğimiz ardı ardına gelen Helenizmi bir araç olarak kullanan adımları, ABD’nin PYD’ye verdiği destekten ayrı düşünmek mümkün değildir.

ARCHON VE HUKUKÇU THEODORE BOZONELİS

9 Şubat 2018’de ise ABD’li Archonlardan olan Eski Hâkim ve tanınmış bir Hukukçu olan “Theodore Bozonelis” tarafından “Public Orthodoxy” adlı web sitesinde çok uzun bir makale yayınlandı. Başlığı “Türkiye’deki Dini Azınlıklara Sistematik Zulüm” olan makalede Türkiye’nin azınlıklara uyguladığı “sözde” dini baskı Patrikhane ve Ekümeniklik de ele alınarak irdelenmekte. Paragraflarının çoğunda Türkiye aleyhine yorumlar ve içişlerimize karışan tümceler bulunmaktadır.

https://publicorthodoxy.org/2018/02/09/religious-persecution-in-turkey/

Hayli uzun olan bu makalenin özeti şöyledir:

Ekümenik Patrik Bartholomeos’un tüm Ortodoksların ruhani lideri olarak durumunun dünya çapında tanınmasına rağmen, Türkiye hükümeti Ekümenik Patrikhane'ye, Ortodoks Hıristiyanlığın tarihsel Kutsal Merkezi'ne yasal statü vermiyor. Ekümenik Patrikhane'nin Türkiye'de mülkiyet ve diğer temel hakları da yoktur.

Ortodoks Hıristiyanlar ve diğer gayrimüslim dini azınlıklar için yasal haklar yerine, Türkiye’de azınlık (topluluk) sistemi kurmuşlardır. Vakıflar; Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kontrol edilmektedirler.

Türkiye Hükümeti, bazı Rum Ortodoks ve diğer dinsel azınlık vakıflarını herhangi bir temyiz hakkı olmaksızın kamulaştırdı.  Avrupa Birliği'ne üye olmak isteyen Türkiye, gayrimüslim dini azınlık vakıfları üzerindeki mülkiyet kısıtlamalarını iyileştirmeye çalışır görünmekte.

Ekümenik Patrikhane ve Türkiye'nin Alevi Müslüman azınlığı dâhil olmak üzere gayrimüslim dini azınlıklar, gelir üretmek için yeterli vakıf özellikleri olmaksızın dini özgürlüğü kullanmada güçlük çekmektedirler.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hıristiyan ve diğer Gayrimüslim dini azınlık mülkiyet haklarını Türkiye'de takip etmek için alternatif bir çözüm olmuştur.

Türkiye Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, NATO, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) üyesidir ve 2005 yılında Avrupa Birliği'ne katılmak için resmi müzakerelere başlamıştır. Üstelik tüm bu örgütlere karşı dini azınlıkların haklarını korumak için bağlayıcı yükümlülükler üstlenmiştir.

AGİT'e katılan bir devlet olan Türkiye’nin ulusal azınlıkların haklarını garanti altına almak ve korumak için Helsinki Anlaşmalarının VII. Maddesi uyarınca yükümlülükleri bulunmaktadır. 1989 Viyana Örgütü toplantısının Nihai Belgesi; katılımcı devletlerin dini cemaatlerin haklarını korumasını gerektirir.

1923 Lozan Antlaşması'nda Türkiye, gayrimüslim dini azınlıklara din özgürlüğü verilmiştir. 40 ve 42. maddeler gayrimüslim dini azınlıkların özerklik ve yasal statüsünü vermektedir.

Ekümenik Patrikhane ve diğer gayrimüslim dini azınlıkların mülkiyet hakları Türk tarafında saygı görmüyor.

1922’de Ekümenik Patrikhaneye karşı çıkmak için sözde bir Türk Milli Ortodoks Kilisesi kurmak üzere Türkiye hükümetince bir tasarı çıkarıldı. Hükümet desteğiyle bir Türk Milli Ortodoks Kilisesi kurma çabası, hiçbir yetki, tanınma veya cemaati olmaksızın "Türk Ortodoks Patrikhanesi" diye ilan edilen ve "Papa Eftim" olarak bilinen bozguncu bir köy papazının yönetimine kiliseler verildi. Papa Eftim’in Türk hükümetinin de desteğiyle ele geçirdiği İstanbul'un Galata bölgesindeki kiliseleri ve mülkleri. Ekümenik Patrikhane’nin Türkiye Cumhuriyeti hükümetine defalarca yaptığı çağrılara rağmen geri verilmiyor.

Temmuz 2016'da, Türkiye hükümetine yönelik, Müslüman bir din adamı olan Fethullah Gülen'in ve takipçilerinin suçlandığı bir ordu grubuyla bir darbe girişimi oldu.

Türkiye’de Ekümenik Patriği Fethullah Gülen'e ve başarısız darbeyle bağlamak isteyen sahte ve aşağılayıcı makaleler yazıldı. Niyet; Ekümenik Patrikhaneyi aşağılamak ve Türkiye'deki antihıristiyan oluşumları yanıltmaktı. Türkiye'de mevcut hükümet tarafından çözülmesi taahhüt edilse de yanlış bildirimler Ortodoks Hıristiyanlar ve diğer dinsel azınlıklar için tehdit yaratmaktadır.

Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olmayı istiyorsa; Ekümenik Patrikhane ve diğer dini azınlıklar için dini özgürlüklerini sağlamak için bağlayıcı yükümlülükleri vardır.

Türkiye'ye diğer ülkelerden insan haklarına ve dini özgürlük yükümlülüklerine uyması için siyasi baskı uygulamak ihtiyacı bulunmaktadır. Ekümenik Patrikhane ve diğer dini azınlıkların yasal statüsü ve mülkiyet hakları sağlayacak bir adım çok anlamlı olacaktır.”

(Bozonelis, Ekümenik Patrikhane'nin Archonlarının Ulusal Sekreteri ve İcra Komitesi üyesidir. Patrikhane ve vakıfların mülklerinin iadesi için hukuki konularda Ekümenik Patrikhane’ye yardım etmektedir.

George Washington Üniversitesi, Rutgers Üniversitesi ve J.D, Cum Laude'de eğitim aldı. 1990'da New Jersey Yüksek Mahkemesinin hâkimi olarak Devlet Senatosu tarafından atandı. Ardından Kuzey New Jersey İlçeleri'nin (baş) hâkimi olarak atandı. Yargıç Bozonelis, Devlet Yargı Konseyi başkanı ve üyesi olarak görev yaptı. Ve daha çok uzun bir hukuk kariyeri olan Bozonelis; Türkiye'de Patrikhaneye hukuki statü kazandırmak için çalışan ABD yasal hukuk komitesinin başkan yardımcısı ve Patrikhane ve Azınlık Endişeleri Komisyonu Başkanıdır.)

 

GÖRÜNÜYOR Kİ; TÜRKİYE SADECE AFRİN VE OLASI DİĞER BÖLGELERDE ABD İLE KARŞI KARŞIYA DEĞİLDİR

VE ANLAŞILIYOR Kİ ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE PATRİKHANE, RUHBAN OKULU VE EKÜMENİZMLE İLGİLİ ABD DESTEKLİ GÜNDEMLERİMİZ, SORUNLARIMIZ OLACAKTIR

https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/abd-patrikhane-ve-helenizm-trafigi

https://soyledik.com/tr/makale/7023/abd-patrikhane-ve-helenizm-trafigi--bojidar-cipof.html


29 Ocak 2018 Pazartesi

TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN YERLİ SİLAHLAR

Burada paylaşılan fotoğraflarda bulunan silah ve mühimmat sistemleri; Türkiye’de imal edilen silahların sadece bir bölümüdür! Milli savunma alanlarında çalışan; Aselsan, Roketsan, MKE, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAİ) gibi kuruluşlarımız ülkemizin gurur kaynaklarıdır. Bu silah ve mühimmatlar, çok sayıda ülkeye de ihraç edilmektedirler.





































20 Ocak 2018 Cumartesi

AZERBAYCAN’DA 1990 “KARA OCAK” (QUARA YANVAR) KATLİAMI



20 Ocak olayları, Azerbaycan'da bağımsızlık harekâtının önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. 20 Ocak 1990'da, Sovyetler Birliği askerleri tarafından Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de 137 Azeri katledildi. Dönemin Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov'un emriyle Sovyet tankları, 19 Ocak'ı 20 Ocak'a bağlayan gecede, Bakü sokaklarında bağımsızlık yürüyüşü yapan kalabalığın üzerine acımasızca ateş açmıştı. Ateş sonucu aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 137 kişi hayatını kaybetti, 700 den fazla kişi de yaralandı. Yüzlerce kişi ise tutuklandı ve ülkede olağanüstü hal ilan edildi. Azeri Halkı’nın tepkisinin artması üzerine Sovyet ordusu, Bakü'yü terk etti.

Y.N. Azerbaycan’ı birkaç kez ziyaret ettim ve halkına da son derece saygı duyarım. Makalemde “Azeri Türkleri” değil de “Azeri” tanımlaması yaptım. Çünkü  “Azeri Halkı” ya da “Azeri Milleti” içindeki tüm etnik unsurlar ile birlikte yapılan bir tanımlamadır. Azerbaycan’da; Azeri Türklerinin çoğu Şiilik Mezhebi’ne bağlıdırlar ama aralarında Sünni, Zerdüst, Hıristiyan, İranlı ve Bahai olanlar da vardır.

20 Ocak Katliamı, Ruslarca yapılmıştır ve SSCB kayıtlarına göre sadece 32 kişidir ve 32 kişinin 26’sı Azeri Türküdür. Azerbaycan kayıtlarına göre ise bu doğru değildir,  137 kişidir ancak 137 kişinin hepsi Azeri Türkü değildir. Bu bağlamda; yazının çok yerinde kullanılan “Azeri Halkı” ya da “Azeri” kelimeleri ile vurgulamak isteriz ki makalemizde; Azerbaycan Ulusu’nun tümü tanımlanmaktadır.

Bu katliama “Kara Ocak(Quara Yanvar) denmektedir ve asıl neden ise Ermenilerle alakalıdır. Ermenilerin artan toprak talepleri karşısında büyük bir Azeri kitlesi tepki göstermiş ve “Ermeniler Dışarı” sloganları atarak yürüyüşler tertiplemişlerdi. Buna misilleme olarak Ermenistan’da yaşayan çok sayıda Azeri kovulmuştu. Süreç; çok ustaca hazırlandı. Gorbaçov döneminde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin 25 Temmuz 1990’da yayınladığı bir kanuna dayanarak Dağlık Karabağ’da da av tüfekleri dâhil olmak üzere tüm ateşli silahlar toplandı. Karabağ’da bu toplama işini bizzat Rus askerleri yönetti.  Ağustos ayından itibaren direk olarak Azerileri hedef alan Ermeni saldırıları başladı. Aslında plan göstere göstere uygulanmaya başlamıştı. Toplu taşıma araçları taranmaya, evler yakılmaya velhasıl terör yapılmaya başlanmıştı. Kısa bir süreçte; 186 bin Azeri Azerbaycan’a gitmeye zorlandı. Bu tam anlamıyla bir “Etnik Temizlik Operasyonu” olarak tanımlanabilir. Amaç; topyekün olarak o coğrafi alanda bir tek Azeri’nin kalmaması, Karabağ topraklarının tamamen Ermeni ve Ruslarca iskân edilmesi şeklindeydi.
1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce işgal edildi ve öldürülme korkusuyla evlerini terk edenlerin Azerbaycan’a göçü başladı. “Hocalı Katliamı” esnasında 10 bin kişinin yaşadığı Hocalı’da sadece 3 bin Azeri kalmış, keskin nişancı dehşeti içinde olan halk yolda yürümekten dahi korkar olmuştu. Resmi kayıtlara göre; 613 olarak anılan hayatını kaybedenlerin sayısının gerçek olmadığı ve bu rakamın 1300’den fazla olduğu ifade edilmektedir. Burada yaşayan az sayıdaki Ahıska Türkü’nün de katliamdan etkilendiğini, evlerinin yakıldığını ve öldürülenler olduğu gerçeği de bulunmaktadır.
Zorlukla 12 kilometre ötedeki Ağdam Kenti’ne gelmeyi başaranların büyük kısmı soğuktan kangren olan bacaklarını kaybetti. Hocalı, Ağdam arasındaki orman yoluna; aralarında göğüsleri kesilmiş kadınların, bebeklerin, yaşlıların, kafa derileri yüzülmüş cesetlerin dizildiği, katliamı yaşayan görgü tanıklarınca aktarılmıştır.
Katliamı; “Monte Melkolyanadlı bir Ermeni komutan yönetti. Melkonyan; birçok diplomatımızın öldürülmesinde rol almış, “Orli Baskını” ile de ilgisi olan eski bir “ASALA” lideridir. Bugün Ermeni Cumhurbaşkanı olan “Serj Sarkisyan” ise o tarihte Ermeni kuvvetleri komutanıydı ve Monte Melkonyan’ın kardeşi olan ünlü Ermeni yazar “Markar Melkonyan” da Sarkisyan’ın yanında yer almaktaydı.
Mackar Melkonyan; Amerika’da çıkardığı “Benim Kardeşimin Yolu” (My Brother's Road) adlı kitapta kardeşinin yaptığı katliamı şöyle yazmıştır:
Bir gece önce 23.00 saatlerinde, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı'nın üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek, kasaba sakinlerini doğuya doğru sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar Azeriler Dağlık Karabağ’ın yüksekliklerine ulaşmış ve alta olan Azeri kenti Ağdam’a doğru inmeye başlamışlar...

...Şu anda yalnız kuru çimenden esen rüzgârın sesi ıslık çalıyordu ve ceset kokusunu uçurması için bu rüzgâr henüz erkendi...
...Monte üzerinde kadınların ve çocukların kırılmış kuklalar gibi saçıldığı çimene eğilerek "Disiplin yok" diye fısıldadı. O bu günün önemini anlıyordu: bu gün Sumgayıt Olayları’nın dördüncü yıldönümüne yaklaşıyordu. Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.
SSBC’nin (Azerbaycan) Sumgayıt Şehri’nde, Ermenistan’da öldürülen ve zorla göçe zorlanan 250 bin Azerinin intikamını almak için 27 Şubat 1988’de ortaya çıkan olaylar Ermenilerce “Sumgayıt Pogromu” olarak adlandırılmıştır. Pogrom; etnik bir gruba etnik, dinsel ya da siyasi nedenlerle yapılan şiddet olaylarını tanımlar. Bu olayların bizzat Ermeniler tarafından organize edildiğini savunan tarihçiler de vardır. (Örneğin: Azeri Tarihçi Ziya Bunyatov) Bu olaylarda, SSCB Genel Savcılığı (Генеральный прокурор СССР) tarafından açıklanan resmî rakamlar; 26 Ermeni ve 6 Azeri olmak üzere toplamda 32 kişinin öldüğü şeklindedir

Sumgayıt Olayları”nın tetiklediği, 13 Ocak’ta başlayan olayları durdurmak bahanesi ile 20 Ocak’ta yapılan katliam; “Ermeni/Rus” işbirliğinin bir eseridir.
Şu an içinde bulunduğumuz 20 Ocak günü vesilesi ile bir anımsatma yapmak ve hem 20 Ocak 1990’da, hem de Şubat 1992’de Hocalı’da ölenlere rahmet dileriz…


12 Ocak 2018 Cuma

NE DE ÇOK VARMIŞ BİZDEN


Tam sözün bittiği yere ulaştık ki
Bir de baktım yol da bitmiş
Geri dönmek ise ne mümkün
Gidişli, dönüşlü kapalı yollar…
Söz yok, yol yok, dönüş de yok!
Vesselam bu süreçten çıkış da yok…

Etrafa şöyle bir baktım
Ne de çok varmış bizden
Sözsüz, yolsuz, dönüşsüz insanlar…
Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim
Ama bildim ki yalnız değiliz
Ne de çok varmış bizden…

Bojidar Çipof
13 Aralık 2017


DEMİR KİLİSE AÇILIŞINA SIKIŞMIŞ EKÜMENİK SİYASETİ

7 Ocak 2018 Pazar günü, İstanbul’un Fener Semti’nde bulunan ve halk arasında “Demir Kilise” olarak bilinen Sveti Stefan Bulgar Kilisesi’nin 7 sene süren restorasyonundan sonra yeniden açılışı seremonisi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un katılımıyla yapıldı.

DEMİR KİLİSE’NİN RESTORASYON SÜRECİ

Dokuz sene önce kayma nedeniyle ibadete kapatılan Demir Kilise, 7 sene evvel İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından restore edilmeye başlandı. Toplamda 16 Milyon’a mal olan restorasyonun 13 Milyon’u İBB tarafından karşılandı. Bulgaristan da buna karşılık olarak topraklarındaki Osmanlı eserlerinin bazılarında onarımlar yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açılışta;

Demir Kilise'nin açılışı için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ülkemizde bulunan Bulgaristan Başbakanı Borisov'a ve heyetine teşekkür ediyorum. Bu dönemde Bulgaristan'ın farklı bir konumu da var. AB dönem başkanlığı kendilerinde… Böyle bir dönemde bu açılışın yapılıyor olmasını uluslararası topluma verilmiş bir mesaj olarak değerlendiriyorum.” sözleri ile başlayan konuşmasında; “Osmanlı döneminde, şimdiki Bulgaristan toprakları üzerinde çok sayıda cami, han, hamam, köprü, türbe gibi tarih eser niteliğinde yapılar inşa edilmiştir. Bulgaristan'daki tarihi vakıf eserlerinin ve camilerin de onarıma ihtiyaçları olduğunu biliyoruz. Demir Kilise örneğinde olduğu gibi ortak kültürel mirasın muhafazasına yönelik bu çalışmaları birlikte yapabiliriz." sözleriyle Bulgaristan’ın daha fazla çaba göstermesi çağrısında bulundu.

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’a Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Hacı Aliş’i beraberinde getirdiği için teşekkür etti. Borisov’un bu davranışı Yunanistan’daki seçilmiş müftülere yapılan, halen devam eden baskı ve zülüm karşısında güzel bir örnek teşkil etti!

İSTANBUL BULGAR ORTODOKS CEMAATİ VE RUM PATRİKHANESİ İLİŞKİLERİ

Osmanlı döneminde İstanbul ve Trakya’da yaşayan Bulgarların Rum Patrikhanesi ile yaşadıkları sorunlar karşısında 1870’de, Sultan 1. Abdülaziz tarafından çıkarılan “Bulgar Eksarhlığı Fermanı” ile Bulgar Kilisesi ve Bulgarlar Rum Patrikhanesi’nin yönetiminden ayrılmışlardır. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü web sitesinde görselleri de bulunan fermanın özeti şu şekildedir:

Osmanlı devletine bağlı bütün vatandaşların din ve mezheplerini özgürce yaşayabilmeleri hususunda Rum Patrikhanesi ile Bulgar metropolit, piskopos, papaz ve kiliseleri arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle yapılan görüşmeler sonucunda bağımsız Bulgar Eksarhlığı kurulması hakkında ferman

Bulgar Eksarhlığı ile Rum Patrikhanesi arasındaki sorunlar 1870 Fermanı ile bitmemiş, 1945 yılında sorun yeniden hortlamıştır.

Bartholomeos’un Patrik oluşundan sonraki 1993 ile 2007 yılları arasında Bulgar Ortodoks Kiliseleri Vakfı’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalıştık. Bu süreç içinde Patrikhane ile kilisemiz arasındaki sorunlara istinaden 1996’da ve 2002’de iki dava açtık.

1996’daki dava “Eski TCK 175.1”den açıldı ve 15 Ocak 1997’de Yargıtay tarafından yayınlanan gerekçeli kararında şu ifade yer aldı:

Bulgaristan Ortodoks Kilisesi ile Fener Rum Patrikhanesi arasında 1945 yılında yapıldığı belirtilen anlaşmanın, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, Anayasal Laik düzeni yönünden hiçbir bağlayıcılığı ve geçerliliği olamaz. Aksi halde egemenliğin ve Anayasal laik düzenin “kilise anlaşmaları” ile kolayca ortadan kaldırılması söz konusu olur…

2002’de açtığımız dava; 2007de bitti. “Yeni TCK 115”den açılan ikinci davamız, 13 Haziran 2007’de Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin verdiği kararla sonlandı ve gerekçeli kararında şu ifadeler yer aldı:

“…Patrikhanenin Türkiye’deki hukuki durumunun irdelendiği gerekçede, Türkiye’deki azınlıklar konusunun Lozan Antlaşması ile düzenlendiği anımsatıldı. Lozan Antlaşması’nın müzakereleri sırasında azınlıkların varlığı ve hakları görüşülürken, antlaşma metninde Fener Patrikhanesi ile ilgili bir hükme yer verilmediğine işaret edilen gerekçede, antlaşmanın sonuç metninde ve konvansiyonun eklerinde, Fener Rum Patrikhanesi’nin ismen dahi zikredilmediği, sadece bir azınlığın kilisesi olarak belirtildiği vurgulandı.

Bu nedenle statü olarak bir azınlık kilisesi olduğu kaydedilen gerekçede, anlaşma metninde Patrikhanenin hukuki durumuyla ilgili hiç bir hükme yer verilmediğinden, durumun Lozan müzakerelerinin görüşme kayıtlarının esas alınması suretiyle tamamen Türk İç Hukuku’na göre belirlenmesi gerektiği ifade edildi…

… Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen Patrikhane’nin, Anayasa’nın 2. Maddesine göre “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, “sadece belli bir azınlığa mensup kişiler üzerinde dini yetkileri haiz olan ve tüzel kişiliği bulunmayan dini bir kurum” olduğuna dikkat çekilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

“Bu nedenledir ki (Patrikhane), tamamen Türk Hukuku’na tabidir. Egemen bir devletin kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesi, Anayasa’nın 10 Maddesinde gösterilen eşitlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağından kabul edilemez.

Bu nedenle Patrikhanenin Ekümenik olduğu iddiasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. İstanbul Valiliği’nin 6 Aralık 1923 tarihli yazılarından anlaşılacağı üzere, Patrikhane’de dini ve ruhani seçimlere katılacak ve seçilecek kişilerin Türk vatandaşı olmaları ve seçim sırasında Türkiye’de görevli bulunmaları gerekmektedir. Bu husus da Patrikhane’nin Ekümenik sıfatının bulunmadığının açık bir göstergesidir.

Patrik ve Patrikhane görevlilerinin sıfat ve faaliyetlerine ilişkin olarak Türk Yasaları’na tabi oldukları ve yapmış oldukları faaliyetlerin Türk yasalarına göre suç teşkil etmesi halinde Türk Ceza Yasaları’na göre cezalandırılacakları tartışmasızdır.

Bu hukuki durum çerçevesinde olay değerlendirildiğinde, bağımsız kilise olma özeliğine sahip bulunan Bulgar Kilise Cemaati’nin kendi inançları doğrultusunda gerçekleştirdikleri ayinlere ve ayini yöneten ruhani yetkililerin ayin yapma yetkisine ve içeriğine kimsenin karışamaması gerektiği ilkesinden hareket edildiğinde, sanıkların almış oldukları kararın yasalarla korunmaya değer haklılığının bulunmadığı görülmektedir.”

Bu uzun süreç ve detayları ile ilgili çok sayıda makalemizin yanı sıra 2010 yılında “Patrikhane ile Mücadelem, Bulgar Eksarklığı Vakfı’nda 15 Yıl” adlı 656 sayfalık bir kitabımız da yayınlanmıştır.

(Bojidar Çipof, Patrikhane ile Mücadelem, Bulgar Eksarklığı Vakfı’nda 15 Yıl, İstanbul 2010, Bojidar Kitapları Yayınevi)

BULGARİSTAN ve BULGAR PATRİKHANESİ’NİN RUM PATRİKHANESİ’NE BAKIŞI

Bulgaristan hem devlet olarak hem de kilise olarak Rum Patrikhanesi’ne çok fazla destek olmakta ve Bartholomeos’u Konstantinopolis Ekumenik Patriği olarak saymaktadır.

Bu durum; Bulgaristan’ın AB’ye girmeden evvelki zamanında devlet tarafından AB yolunu açmak için Yunanistan ve Patrikhanenin destek vermesi şeklindeydi. 1991’den sonra ise Bulgaristan’da iki başlı kilise oluştu. İki ayrı, iki sen sinod ortaya çıktı. Bu tuhaf ortamda; Bartholomeos o zamanki Bulgar Patriği Maksim’i asıl patrik olarak kabul etti ve destekledi. Ancak bunun karşılığında da Türkiye’de “Ekümenik” rüştünü kabul ettirmesinin önündeki en büyük engel olan Türkiye’deki Bulgar Kiliseleri’nin Rum Patrikhanesi’ne tabi olması Bulgar Patriği tarafından kabul edilmişti. Oysaki durum; Türkiye Vatandaşı bir topluluğun Anayasamız ile garanti altına alınmış dini özgürlüklerinin başka bir devletin dini organı tarafından, başka bir dini kuruma devredilmesi olarak tanımlanabilir. Yukarıda bilgilerini verdiğimiz iki mahkeme süreci işte bu nedenle tarafımızdan açılmıştır.

Bulgar Patrikhanesi, Rum Patriği’ni “Ekümenik” (Slavca söylemi=Selenski) olarak kabul etmektedir. İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinde cemaatten bir papaz bulunmadığı için Bulgaristan’dan ithal bir papazla ibadet yapılmaktadır ve bu papaz Türkiye’nin kabul etmediği bir söylemi bağlı olduğu Bulgar Patrikhanesi’nden aldığı talimatlara istinaden Bartholomeos’u her ayinde Ekümenik olarak anmaktadır.

1998’de, Bulgar Cemaati papazının rahatsızlığı üzerine Bulgaristan’dan Milko Topuzliev adında ithal bir papaz getirildi. Vakıf yönetiminin talimatları doğrultusunda bu papaz 2002’ye kadar Rum Patriği’nin adını Ekümenik olarak anmadı. Rum Patrikhanesi ile 2002’de başlayan ikinci krizde ise bu papaza Bulgaristan Patrikhanesi Bartholomeos’un talebiyle baskı yaptı ve Rum Patriği İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinde Ekümenik olarak yeniden anılmaya başlandı.

İthal Papaz Milko Topuzliev bununla da yetinmedi ve ayinler esnasında Osmanlıyı Plevne’de katleden Rus Çarı Aleksandır N. Nikolayeviç ve askerleri için Fatiha okumaya başladı. Vakıf yönetiminin bu konudaki ikazlarına da aldırış etmedi. Bunun ne anlama geldiğini soranlara ise Bulgaristan’daki kiliselerde yapılan duaların aynısını okuduğunu belirtti. Milko Topuzliev’in yerine ilerleyen ylllarda Angel Velkov adlı bir başka ithal papaz geldi ve o da halen bu söylemleri sürdürmektedir.

İSTANBUL’DAKİ BULGAR KİLİSESİ’NDE TÜRKLERİ KATLEDEN RUS GRAND DÜKÜ VE ASKERLERİNE FATİHA OKUNUYOR

Osmanlı Rus Harbi”; Rumi takvimle 1293 yılına isabet ettiğinden “93 Harbi” ya da “1877 1878 Rus Harbi” olarak bilinir. Savaşın kaybedilmesinden sonra Türk ve Rus heyetleri arasında 3 Mart 1878’de Aya Stefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalanmıştır. Buna göre, Doğu Anadolu ve Rumeli’de büyük Osmanlı toprak kaybının yanı sıra; Romanya, Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlığı ile “Tuna Eyaletinde kurulacak geniş bir “Bulgaristan Prensliği” de kabul ediliyordu. Ancak büyük Avrupa devletleri, “Aya Stefanos Antlaşması”nı kendi çıkarlarına uygun bulmayarak 18 Haziran 1878’de “Berlin Kongresi”ni tertiplemişlerdir. Osmanlı Rus savaşı ve sonucunda imzalanan “Berlin Antlaşması” ile nüfusunun yarıdan fazlası Türk olan bir Bulgaristan devleti doğmuştur.

Bu harpte Bulgarlar ve Ruslar Plevne ve Trakya’da Türklere karşı katliam yapmışlar, on binlerce Türkü öldürmüşlerdir. Bu savaşın komutanı aynı zamanda Rus Grand Dükü olan “Aleksandır N. Nikolayeviçtir.

İşte bu onbinlerce Türk’ün öldürülmesinin emrini veren “Grand Dük Nikolayeviç” için bu gün hala Bulgaristan’da kiliselerde yapılan ayinlerde tercümesi şu olan bir pasaj okunur:

Blagjenopoçivşago osvoboditelya naşego Aleksandır Nikolaeviça i vse voynov padsih na pole brani da pomyanet gospog bog vo tsartvii svoem, vsega i ninye i prismo, i veki vekov

 Bunun tercümesi şöyledir:

Kurtarıcı Merhum İmparator Aleksandır N. Nikolayeviç ve dinimiz ve vatanımızın hürriyeti için şehit olan bütün askerleri Allah katında analım.”

İstanbul’daki T.C. vatandaşlarının cemaatine ait bir kilisede, Bulgaristan’da da olduğu gibi, Türkleri katleden Rus Grand Düküne ve Rus askerlerine Fatiha okunmaya halen devam edilmektedir.

http://bulgareksarhligi.blogspot.com.tr/2010/12/93-ya-da-1877-1878-osmanli-rus-harbi-ve.html

NEDEN 7 OCAK?

Kiliseler bir azizin adını alarak anılırlar. Demir Kilise de Aziz Sveti Stefan adıyla anılmaktadır ve Aziz Stefan günü tüm Dünya’da 27 Aralık’tır. İlkbaharda yapılan Paskalya Bayramı’nda kilisenin restorasyon sonrasındaki açılışının 27 Aralık’ta yapılacağı deklare edildi. Sonra binanın yetişmediği ve güvenlik açısından 7 Ocak’ta yapılacağı ortaya çıktı. Ve zaman içinde bu tarih değişikliğinin Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un Türkiye’ye yapacağı resmi ziyarete denk getirilmesi için yapılmış bir düzenleme olduğu anlaşıldı.

Dokuz sene kapalı bir binada, yedi senedir yapılan restorasyon sonucunda 27 Aralık’ta güvenlik açısından hazır olmayan binanın 10 gün sonrasına hazır olması hayli enteresan!

Kutsama törenini Rum Patriği Bartholomoes’a yaptırmayı çok önceden kararlaştırmışlar ve bu şekilde Türkiye’ye bir gol atmayı hedeflemişler!

Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılacak olan bir törende tüm devlet erkânı önünde Bulgar Patrikhanesi’nin “Eleman”ları Bartholomeos’u başköşeye oturtup “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” olarak anacaklardı!

Ve andılar da!

Ama kendileri çalıp kendilerinin oynadığı bir ortamda!

BULGAR BASINI 7 OCAK TARİHİNE KADAR SUSKUNLUK İÇİNDE

Bir ay önceden Bartholomeos’un ayini yöneteceği cemaat arasında biliniyordu. Ama Bulgar Basını ve bilinen Yunan/Rum sitelerinde tık yoktu! Bulgar resmi haber ajansı BTA’da bu konuda sanki sansür altındaydı.

Bu konudaki kanaatimiz; Türkiye tarafından bir müdahale yapılmaması için bunu son dakikaya kadar haber ettirmediler! Hatta Türk devlet büyükleri de yanlışlıkla ayin esnasında orada olsalar? Önlerinde Ekümenik Patrik şovunu yapsa? Bu Rum Patrikhanesi açısından inanılmaz biz kazanım olurdu. Türkiye açısından da o derece kayıp…

Gerçi şovlarını yine yaptılar ama kendi kendilerine çalıp oynayarak!

Acaba fazla komplo teorisi mi ürettik? Bu süreçteki basın hareketlerinin bir kısmını irdeleyelim…

Demir Kilise’nin açılışıyla ilgili Bulgar Patrikhanesi’nin resmi web sitesinde bu hususla ilgili tek bir bilgi yer almadı…

Bulgaristan’ın Dışişleri Bakanlığı’na bağlı “BULGARIA.BG” “The Official web portal of the Diplomatic Mission of Bulgaria Abroad” adlı Bulgaristan Yurtdışı Diplomatik Misyonunun resmi web portalında; 17 Ekim’de bir haber çıktı ama haberde Rum Patriği’nin de katılacağı yer almadı…

27 Kasım’da Bulgar Haber Ajansı “BGNES”de çıkan 7 Ocak ile ilgili bir başka haberde de Rum Patriği’nin de katılacağı ve ayini yöneteceği yönünde bir ifade olmadı.

http://www.bgnes.com/bylgariia/obshchestvo/4551376/

Ama Vatikan’ın bir yayın organı olan ve 1927’den itibaren “Papalık Misyon Derneklerinin Bilgilendirme Servisi” olarak tanımlanan “Agenzia Fides”te Rum Patriği’nin 7 Ocak’taki dini törene katılacağı ile ilgili olarak 1 Aralık’ta haber vardı!

Haliç Üzerindeki "Demir Kilisesi"nin Açılış Törenine Erdoğan ve Bulgaristan Başbakanı Borisov Katılacaklar” başlıklı bu haberde: “Konstantinopolis Ekümenik Patriği Bartholomeos ve Bulgaristan Ortodoks Patriği Neofit de bu açılışa katılacaklar” ifadeleri yer aldı.

http://www.fides.org/en/news/63329-ASIA_TURKEY_Erdogan_and_Bulgarian_Prime_Minister_Borisov_will_participate_in_the_inauguration_ceremony_of_the_Iron_Church_on_the_Golden_Horn

SEGABG” (Sega=Şimdi) ajansında ise 28 Kasım’da “BGNES”in haberi kaynak gösterilerek verilen haberin sonunda ilave olarak alttaki paragraf da yer almaktadır.

 “Dışişleri Bakanı Ekaterina Zaharieva, eski Kültür Bakanı Vecdi Raşidov, Bulgaristan Patriği Neofit ve Ekümenik Patrik Bartholomeos ile her iki ülkeden yaklaşık 1000 konuk açılışa katılacaktır…

27 Kasım’da “VESTIBG” haber ajansında çıkan bir haberde de “Açılışı Ekümenik Patrik Bartholomeos onurlandıracak” şeklinde bir cümle yer aldı.

https://www.vesti.bg/bulgaria/zheliaznata-cyrkva-shte-sybere-erdogan-borisov-i-mozhe-bi-putin-6076611

Bir başka haber ajansı olan “KMETABG”de 30 Kasım’da yayınlanan bir habere göre de Rum Patriği Bartholomeos’un ayine katılacağı “Ekümenik Patrik” olarak tanımlanarak yer aldı.

 “FAKTORBG” adlı haber ajansında çıkan bir haberde ise; “Bulgaristan Başbakanı Borisov ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve diğer yetkililerin katılımıyla 7 Ocak 2018’de Bulgar Patriği Neofit ile Ekümenik Patrik Bartholomeos tesisin açılışını yapacaklardır.” Şeklinde bir ifade yer aldı.

http://www.faktor.bg/bg/articles/politika/na-vseki-kilometar/zhelyaznata-tsarkva-sv-stefan-v-tsarigrad-vazkrasva-za-nov-zhivot

Resmi olmayan Bulgar haber ajansları ve sitelerinde 5 Ocak’tan itibaren Ekümenik Patriğin sıfatı ve ayini Rumca olarak yöneteceği yer almaya başladı.

Mesela BNR’de 5 Ocak’ta verdiği haberin içeriğinde “Ekümenik Bartholomeos’un Bulgar Patriği Neofit ile birlikte ayini yöneteceği”ni yazdı.

http://bnr.bg/post/100916369/remontiraniat-balgarski-hram-sv-stefan-v-istanbul-shte-bade-oficialno-otkrit-na-ivanovden

5 Ocakta bir başka önemli Bulgar kanalı olan Manager.BG’deki haberde de şu ifade yer aldı: “Ayin; Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından Bulgar Patriği Neofit ile birlikte yönetilecektir

5 Ocakta bir başka önemli Bulgar kanalı olan Manager.BG’deki haberde de şu ifade yer aldı: “Ayin; Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından Bulgar Patriği Neofit ile birlikte yönetilecektir

Resmi olmayan Bulgaristan medya kaynaklarında Aralık başından itibaren Rum Patriği’nin ayini yöneteceği hususunda bilgiler çıkarken Bulgaristan Resmi Haber Ajansı susmuş ya da susturulmuş!

Esas komedi 7 Ocak’ta saat 11.00’de yaşanıyor!

Tören başlamış, konuşmalar yapılıyor ama BTA saat 11.14’de sadece Cumhurbaşkanımız ve devlet erkânı ile ilgili haber veriyor. Rum ve Bulgar patrikleri ile ilgili bilgi henüz yok!

Tören bitti ve Türk devlet büyükleri mekândan ayrıldılar ve hele şükür artık Bulgaristan Resmi Haber Ajansı BTA haber ajanslığını nihayet gösterdi!

Saat 14.54’te yaptığı haberde nihayet Konstantinopolis Ekümenik Patriği sıfatını özetle şu şekilde kullandı: “Bulgar Patriği Neofit ve Ekümenik Patrik Bartholomeos, restore edilen kiliseye ilk giren kişilerdi ve kutsama görevini üstlendiler

Şunu vurgulamak istiyoruz ki yapılan her şey Rum Patriği’nin bu ayini yapmasının engellenmemesi içindi…

TÖREN

Açılış seremonisi ve konuşmalar kilisenin yanında İBB tarafından kurulan bir çadırda yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve beraberindekiler konuşmaların ardından kilisenin kapısında kurdele kesip içeriye göz attıktan sonra ayrıldılar. Korumalar dışında devlet erkânından hiçbir kişi Rum Patriği’nin yönettiği ayin esnasında kilisede bulunmadı…

BARTHOLOMEOS

Çadırdaki seremonide Rum Patriği en ön sırada ama en solda oturdu. Türkiye’deki diğer dini liderler ikinci sırada Cumhurbaşkanı’nın arkasında oturdular. Cumhurbaşkanı geldiğinde aralarında Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Hacı Aliş’in de bulunduğu din adamlarının elini sıktı.

Konuşmacılardan ilki Bulgar Kiliseleri Vakfı Başkanı tarafından yapılırken Bulgar Başbakanı ayağa kalktı ve Bulgar Patriği Neofit’i de kaldırarak Cumhurbaşkanı’nın elini sıktırdı. Ekteki videoda görüleceği gibi Rum Patriği; hayli iri bir adam olan Bulgar Patriği’nin arkasında ayağa kalkarak bekledi ve Bulgar Başbakanı Bartholomeos’u çekerek Cumhurbaşkanı ile tokalaştırdı.

Bir patrikhane haber portalında en solda oturan Rum Patriği’ni sanki özel protokol konuğu gibi gösteren montaj bir foto ile üç beş saniye süren Bartholomeos ile Cumhurbaşkanı’nın el sıkma anını sanki özel bir sohbet gibi gösteren bir foto aynı gün yayınlandı.

Kurdele kesme esnasında ise çok komik bir görüntü oldu. Kurdeleyi kesmek için sırasıyla: Bulgaristan Başbakanı, Bulgar Patriği, Musevi Hahambaşı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Hacı Aliş, Enerji Bakanı Berat Albayrak dizildiler. Rum Patriği Baş Müftü Mustafa Hacı Aliş’in arkasından öne çıkmak için uğraştı ama ortaya videoda da görüleceği gibi çok komik görüntüler çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve resmi erkânda olanların hepsi; kurdelenin ardından kilisenin içinde kısa bir incelemede bulunduktan sonra mekândan ayrıldılar.

AYİN

Cumhurbaşkanı ve devlet erkânı kiliseden ayrıldıktan sonra başlayan ayin bambaşka bir vaziyete bürünerek tamamen Rum Patriği’nin, Konstantinopolis Ekümenik Patriği sıfatıyla ve büyük bölümünün Rumca olarak icra edildiği bir hal almıştır.

Tarafımızdan açılan 2 ayrı mahkemenin Yargıtay kararlarında Bulgar Cemaati’ne kendi dininde ve dilinde ayin yapma hakkı verilmiş ve bu hakkın Rum Patrikhanesi tarafından gasp edilemeyeceği yasa ile de tescillenmişti.

Bulgar Patriği Neofit ayinde Rum Patriği’ne, Bulgaristan Başbakanı’nın huzurunda “Konstantinopolski, Selenski Patriarh” olarak hitap etti. (Selenski=Slavcada Ekümenik demektir)

Türk devlet yöneticileri bu ayinde yer almış olsalardı, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye tarafından kabul edilmemiş olan Ekümeniklik tescillenmiş olmaz mıydı?

Rum Patriği, büyük kısmını Rumca olarak icra ettiği ayinden sonra Türkçe bir konuşma yaptı ve ev sahibi gibi devlete ve konuşmadaki üsluptan görüldüğü gibi sanki kilisenin hâkimi gibi Cumhurbaşkanı’na teşekkür etti. Oysaki Sayın Cumhurbaşkanımız konuşmasında özellikle Bulgar Cemaati’nin kendi dininde ve dilinde ayin yapma hakkına da yer vererek bu hususu vurgulamıştır.

Demir Kilise daha Bulgaristan’ın devlet olarak yer almadığı bir tarihte Türkiye’deki Bulgar ve Makedon Osmanlı vatandaşlarının paralarıyla inşa edilmiştir.

Bulgaristan hem devlet olarak dost görünüyor ama bir yanda da neden bu oyunun içinde yer alıyor ve “Ekümenizm”i destekliyor?

Burada şu soru da sorulabilir:

Parayı ve gereken izinleri veren Türkiye…

Bulgaristan’a ve Bulgar Cemaati’ne en üst düzeyde saygı gösteren de Türkiye!  

Peki, Rumlar bunun neresinde?

Bu kepazeliğe alet olan, Bulgar Kiliseleri Vakfı yöneticileri ve Bulgaristan Devleti’nin maksatları nedir?

Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında Bulgar Cemaati’nin kendi dininde ve dilinde ayin yapma özgürlüğüne dikkat çektiğini yukarıda yazmıştık. 7 Ocak’ta olan hadise; Türkiye’nin tüm Gayrimüslim topluluklara verdiği “Kendi dilinde ve dininde ibadet etme hakkı”nın gaspıdır.

----------------------

Bulgar Cemaati’nden her bireyin bu konuda TCK’ya istinaden dava açma hakkı vardır.

Türkiye vatandaşı olan her bireyin ise (Yazının yukarısında ayrıntısı bulunan) İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinde; Türkleri katleden Rus Grand Düküne ve Rus askerlerine Fatiha okuyan papaza ve buna göz yuman vakıf yöneticilerine dava açma hakkı da vardır.

----------------------