
BOJİDAR ÇİPOF
Araştırmacı Yazar ve Müzisyen Bojidar Çipof'un Bu Blogunda; Çeşitli Yerlerde Çıkan ya da Basılmış Yazıları, Makaleleri, Şiirleri ve Televizyon Programlarından Videolar Bulunmaktadır.
29 Mayıs 2026 Cuma
İSTANBUL’UN FETHİ ve HIRİSTİYANLIK TARİHİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

21 Kasım 2023 Salı
CUMHURİYET ÖNCESİNDE DEVLET ve TÜRKLÜK ALEYHİNE RUMCA YAYINLAR
Bu yazımızda; Cumhuriyet Dönemi öncesi İstanbul’da Devlet ve Türklük aleyhine çıkan Rumca yayınları elimizdeki kaynaklar nispetinde vermekteyiz. Yazımızda, Osmanlıcadan tercümeleri verilmiş olan; Yeni Gün, Akşam, Tasvir-î Efkâr, Duygu gazeteleri 1918-1919 yılları itibariyle çıkmakta olan ve yine ağırlıklı olarak İstanbul’da basılan, düşmanca ifadelerin yer aldığı başta Rumca gazetelerle mücadele etmekteydiler. Tabi bu yayınlar sadece bu gazetelerle sınırlı olmayıp birçok dergi de çıkıyordu.Kara Kitap
Rum Patrikhanesi'nin, bugüne kadar istifade ettiği, dergi kitap, broşür gibi çeşitli yayınları oldu. Bu yayınlarda, Ortodoks propagandası yapmak dışında, Türklük aleyhine de sayısız yazılar yazılmıştır. Bugüne değin Türklük aleyhine en ağır ifadeleri barındıran yayın ise “Kara Kitap” adlı bir kitaptır. Özellikle İstanbul'un işgal edildiği 1919 yıllarında, Patrikhane'nin çıkartmış olduğu Kara Kitap; içinde Türklük için en ağır eleştirilerin bulunduğu bir kitaptır. Bulunması çok güç olan bu kitap hakkında; Dimitri Kitsikis'in “Yunan Propagandası” adlı kitabında uzunca bir izahat bulunmaktadır. Bu kitap, o tarihteki Patrik Vekili Doroteos'un çabaları ile Rum Patrikhanesi tarafından yayımlanmıştır. Daha sonraları da, İngiltere'de, İngilizce olarak bastırılmıştır. “Vatansız kalmış Yunanlılar” adlı kitabın yazarı olan A.A. Pallis; 19 Kasım 1919'da, İngiltere'de bulunan Kaklamanos'a yolladığı mektupta şunları yazmıştır:
"Aziz dostum,
Patrikhane epey zaman önce bir siyah kitap yayımladı. Bunda 1914'ten günümüze kadar Türkiye'de Rumlara karşı işlenen cinayetler bütün ayrıntılarıyla köy, köy anlatıyor. Kitabın Rumca ve Fransızca baskıları yapılmıştır. Buralı bir Levanten tarafından İngilizceye de çevrildi. Ne yazık ki çeviri pek kötüdür. Patrikhane'deki “Vatansız Kalmış Yunanlılar Komitesi" -ki bende bu komitede krallık temsilcisi olarak bulunuyorum- çevirme işini bana verdi (ama vaktim olmadığı için) komite bu defa doğrudan doğruya size başvurmak ve bu işi orada bir İngiliz’e yaptırarak, kitaptan 1000 nüsha bastırmak konulu ricamızı size iletmekle beni görevlendirdi. Komite masraflara karşı 150 Sterlin ödemeye hazırdır.” [1]
Bu mektup “Anavatandan ayrı kalmış Yunanlılar Merkez Komitesi Genel Müdürlüğü-Galata, Konstantinople” başlıklı kâğıda yazılarak gönderilmiştir. Kitap; Londra'da, “Black Book: Persecution Of The Greeks in Turkey” adıyla basılmış ve Londra Yunan Büyükelçiliği tarafından, batı ülkelerine dağıtılmıştır. 1000 adet olarak basılan “Kara Kitap” toplam 163 Sterlin'e mal olmuş ve aradaki 13 Sterlin fark Londra Yunan Büyükelçiliği tarafından karşılanmıştır.
Eklisiyastiki Alitya (Kilise Gerçeği) Gazetesi
Rum Patrikhanesi'nin seyir defterine bakıldığında Kara Kitap kadar, Türklük için ağır eleştirilerin bulunduğu birçok yayın daha yapılmıştır. Bunlardan biri de “Eklisiyastiki Alitya” adlı gazetedir. Uzun yıllar Rum Patrikhanesi'nin yayın organı durumunda olan bu gazetede, işgalden sonra Türkçe gazetelerde çıkan Yunan karşıtı yazılar için de bir makale çıktı. Bu makale devrin gazetelerinden Akşam'da kaynak gösterilerek yayınlandı.
“Rum patrikhane sinin resmi mürevvici efkârı olan Eklisiyastiki Alitya gazetesi Türk gazetelerinin neşriyatından bahsile diyor ki:
(...) bu gazeteler aldanmasınlar. Bir milletin müsavat valileriyle iğfal edildiği zamanlar geçmiştir. Patrikhane imtiyazatının iade-i merliyeti hakkındaki vaitler artık kimseyi müteessir etmiyor. Bu nazeriyat devresi kapanmıştır. Onlar anlamalıdır ki büyük hastalıklara, müessir ilaçlar lazımdır. Bu devlet yıkılıyor. Bu köhne ve hayide vaitlerle devlet toplanamıyacaktır. Ceograti istatistikler serdi ki Türk unsurunun ekseriyeti haiz olduğuna ve binaenaleyh Rum milletinin de böyle batıl tarzı tesviyelerle idarei maslahat edilmesi lazım geldiğine kimseyi ikna edemez. Haritaları tertip edenler unutmamalıdır ki, Rum unsuru birçok yerlerde ekalliyette ise baba mirası üzerindeki tarihi ve içtimai hukukunu gaybedemez. Zira Rum unsurunun ekseriyeti haiz olmaması asırlarca müddet kan ve ateşle ve cebri ihtidalarla nüfusumuzu azaltmış olan birahmane tazyik ve takıb neticesidir. Fakat içimizden hiç biri tebdili tabüyyet etmek fikrinde değildir. Biz baba toprağına olarak saf vatanperver Ahmed Rıza beyin pek doğru olarak söylediği veçhile kendi evimizin sahibi olarak kalıyoruz ve kalacağız. Bunlar Vilson’un programı üzerinde yanlış tefsirat ve tahrifatta bulunmak suretiyle bir defa dahi Elenizmi bu kadar feci sergüzeştlerden, fedakârlıklardan ve kan imtisaslarından sonra böyle müphem ve boş cümlelerle anlatabileceklerini zannediyorlar ise aldanıyorlar…” [2]
Eglisiyastiki Alitya'nın kışkırtıcı ve olayları saptırıcı faaliyetleri, saymakla bitmez. 23 Temmuz 1909'da Mülazım Tevfik Bey'i ve bazı Ulahları (Osmanlıların, Romanya'nın yerli halkına verdikleri ad.) katleden ve Ulah muhtarı Sotir Tasyanka'nın evine ateş eden Rum eşkiyası hakkında yanlı ve hakikati saptırıcı yayınlan yapması üzerine Tasvir-i Efkâr Gazetesi şunları yazdı:
“Galiba “Eklisiyastiki Alitya” herkes katledilsin ve katillerle onların muavin ve zuhurları hiçbir güne takibata hedef olmasın fikrinde bulunuyor ki; buna teesüften başka ne denilebilir ?”
Aynı gazetede Kilisoralı Gavril Lukaç'ın ağzından Eklisiyasti Alitya şu yazılar da vardı:
“Amal Yunaniye'ye ve Bir Cinayet-î siyasiyeye dair
Rum Patrikhanesinin vasıta-î nesr-î efkârı olan “Eklisiyastiki Alitya” Gazetesinin son nüshasında münderiç ve bir takım şikâyeti havi mazbatayı okuduğum zaman muhteviyatın Kilisora talik eden kısmın garabetine hem hayret ve hem teesüf etmekle beraber efkârı umumiye-î Osmaniyeyi tenvir etmek için keyfiyeti tamamiyle izah etmeye karar verdim. An-aslı Kilisoralı olduğum ve hala mefs-î Kilisora'da mutemekkin bulunduğum cihetle silsile-î vukuatı bütün hakikatiyle erbab-ı cihetle insafın piş-i inzarına vazi etmek isterim. Maksadım Patrikhanenin efkârına tercüman olan mezkûr gazete beyanatının kariyemizin ahvali hakkında hem natamam, hem de muhalif-i hakikat oldugunu meydan-ı aleniyete çıkarmaktır.
Evvelâ bütün ahali ve memurin hükümet indinde malum bir hakikat var ise o da (...) Kilisora genç Rumlarından mürekkep bir çetenin vücududur (...) Bu çetenin icraat-ı şekavet karanesini tarih ve isim tasrikiyle birer birer tadad etmek Rum Patrikhanesinin her türlü halef-î hakikat ifaddtından münezzeh olmasını arzu ettiğimiz lisan-ı ruhaniyesinin hilaf-ı hak u hakikat neşriyatına karsı en müskit bir cevap teşkil eder.
On iki temmuz tarihiyle Kesiriyeden Patrikhaneye gönderilmiş olan mahud mektubun o nakıs ihbaratını ikmal ve itmam etmek istiyorum. Hükümet-î malıalliye aleyhindeki şikâyet Rumlaştırılma istenildikleri halde mevcudeyitlerini muhafazada ısrar eden üç olacak cemiyet-î hafiye-î Yunaniye'nin tensibiyle itlaf edilmesi üzerine hükümetçe ittihaz edilen tedabir-î ciddiye-î adliyeye Rumlar tarafından takibat namı verilmesinden münbaristir...” [3]
Özellikle, işgalden sonra, Rum basınının saldırıları had safhaya çıktı. İstanbul'da çıkan Rumca gazetelerde her gün, Türklük aleyhine çirkin yazılar çıkıyordu. Bu Rum gazeteleri, İstanbullu Rumları patrikhanenin organize ettiği yürüyüşlere davet ettiler. Rum basınının bu saldırılan en üst düzeye getirmesi üzerine: İstanbul'daki Edebiyat Fakültesi'nde okuyan bir gurup üniversiteli tarafından hazırlanan bir bildiri, durumu protesto etmek için bütün gazetelere gönderildi.
Bu konuda, Yeni Gün Gazetesi’inde; “Osmanlı Darül-fünunun Rum Matbuatına Hitabı” başlığıyla bir haber çıktı. Haberde; “Darül-fünün talebesi dün akdettikleri içtimada memleketin geçirmekte olduğu buhran karşısında duydukları teessüratı ve Rum milletinin Türklüğe ait neşriyat-ı parazkeresinden mütevellid teessüratı ber vecih-î ati kaleme almıştır.” Denilerek, fakültelilerin aşağıdaki bildirisi yayımladı. Bildiride, belirli bir nezaket içinde fakat sitem dolu ifadeler yer aldı.
“Edvar-ı zafer ve felaket ol hadisatdır ki her milletin sernevüşt-î tarihîsinde birbirini takip eder. Hezimet karşısında sabır ve tahammül asil milletlerin hasais-î hulkiyesindedir. Osmanlı tarihinin bu elim sahifesi üzerinde aynı toprak ve aynı mukadderat ile birbirine merbut olan anasırın müşterek telehhüfatını ve hiç olmazsa ketm-î sürürunu talep etmek mukaddes bir hakkımızdır. Hasisa-î medeniyetten en uzak akvamda bu tabii hadesei ruhiyenin şahidi olmak kadar basit bir şey mutasavvur olamaz. Bir takım pespayelerin tezahürat-ı eserretkaranesi alîkadr milletimizin sükûn ve vakarı önünde avave-î kilap kabilinden iz bırakmaz, gelir mahvolur. Fakat matbuat oldukça payidar bir hayata malikdir. Bilhassa Rum tabaka-î münevver esinin makes-î tefekküratı olan Rum matbuatını ve bunu mizahi olan karikatürlerle imlayı sahaif eden kısmının daha dürbin, daha hattırşinas, hepsinden ziyade musibet zamanlarında milletlerin ahval-î ruhiyesinde daha vakıf görmek isterdik. Öyle hareket edelim, yazalım ki, o paçavralar atiyen bu toprak üzerinde birbirimizin yüzüne baktığımız zaman nasiye-î tesanüdümüze kirli bir perde çekmesin. Bu hususta hükümet-î hazıremizin nazar-î dikkatini celbetmekle beraber tekrar ederiz ki, milletler hakk-ı hayata ve binaenaleyh bir tarihe maliktir ve tarifi idbar ve ikbal devirlerinin hikâye-î tevalisinden başka bir şey değildir.
Edebiyat Şubesi” [4]
Türk Düşmanı Rum Gazeteleri: Estiya, Kosmos, Amaliya, Patris, Teoglogos
O dönemde İstanbul ve İzmir'de çıkan Rumca gazetelerin ve dergilerin yanlı ve gerçekleri çarpıtıcı yayınları ile ihanetlerinin örnekleri saymakla bitmez. Örneğin; Yeni Gün Gazetesi İzmir muhabirinin bildirdiğine göre; “Estiya” adlı gazetenin bir nüshasında şu haber çıkmıştır:
“Rum Matbuatının Hezeyanları Devam Ediyor.
Türklerle Rumlar arasında mevcut olan ırkî ve mezhebi münaferat eski ananedir. Sabık ihtilafat-ı siyasiye Türkler tarafından intikap olan suiistimalat ile bu kadim ananeye inzimam ederek tezaüf eylemiştir... “Türkler badema umur-ı idareyi erbab-ı iktidarın (Rumların demek olacak) eline bırakmalıdırlar” Türkleri istihlaf hakkı, kavanin-î tarihiye ve tabiîyeye göre Yunanlılara aittir. Tabiatın amir bulunduğu ve tarihin de tasdik eylediği bu nevi icabatı tağyir ve tadil edecek bir kuvvet mutasavver değildir. Türkler dedikodudan feragat ederek bize iltica ederlerse daha iyi bir iş yapmış olacaklardır.”
Kosmos Gazetesi: “Türklerin silahlanmasından Yunan cemaati meyustur. (…) Pek çok Müselmanlar iki üç revolver taşıyorlar Bu teraliatın maksad-ı kışrı ne olduğunu daha ziyade izaha lüzum görmüyoruz." ve “Şehrimizde ahvali meşkûk mehafilde alaim tehtit görülmektedir. Bu muvakkat günlerde hürriyet ve istiklal ağacını yeniden kanla sulamaya hazırız ”
Amaliya Gazetesi “Türkler bizi tehdit ediyor” başlığıyla yazdığı bir makalede şu lisanı kullanmıştır: “Türkler Yunanlıları tehdit 'ediyorlar. Hâlbuki Yunan kanı akmadıkça amal-ı milliyenin husulpezir olmayacağını Türk istilasından yevm-î halasa kadar akan Yunan kanı göstermektedir. Milletü vatan için fedakârlığı katlanmak lazımdır.”
Patris Gazetesi: “Dünyada büyük milletlerin akıttıkları kanlar esasat-ı hürriyeti temin eder!” [5]
Yunan gazetelerini alıntı olarak veren Yeni Gün Gazetesi, bir başka Türk gazetesi olan Duygu'nun anlamlı manşetini de bu nüshasında verdi. “Hükümet yok mu?” [6]
Teoglogos Gazetesi'nde ise; Helenizm’in rengi olan, mavi bir resimde Wilson’un Attığı bir gülleden Venizelos şeklinde bir görüntü çıkarak bunu Ayasofya Camii'nin kubbesine oturtmuştur. [7]
Rum Patrikhanesi'nin Yayın Organı: “Ortodoksia”
Patrikhane'nin, bir başka yayın organı da “Ortodoksia” adlı dergidir, bu dergi 1930’lu yıllarda İstanbul'da çıkmakta idi. Derginin ön kapağının üstünde: “Ortodoksia. Ahlaki ve dini risale. İmtiyaz sahibi: Hristopolis Metropoli'ti Meletios Lukakis” ve adres olarak: “Mahal idare Fener Rum Patrikhanesi” yazılmıştır. Kapağın altında ise Rumca olarak “Ekumenikon Patriarhion” yazılıdır. Kitabın arkasında da, Fransızca olarak: “Patriarcat Ecumenique Stamboul Phanar” yazılıdır.
Eskiden İstanbul'da çıkan Ortodoksia dergisi şu anda Yunanistan'da çıkmaktadır. Ancak dergide; Yayın Kurulu olarak İstanbul’daki Sen Sinod dini meclisinin üyesi olan papazların adları yer almaktadır. Neden artık burada çıkarmadıklarını anlamak için dergiyi okumak yeterlidir! Dergide devamlı olarak, İstanbul için; Konstantinopolis ve Rum Patrikhanesi için de Ekümenik Patriklik (OIKOYMENIKON PATRIARXEION) yazılmaktadır.
NOT: Fotoğrafta; “Ortodoksiya” adlı derginin 1940 yılında İstanbul’da ve 1998 yılında Atina’da çıkan iki sayısının kapağı görülmektedir.
[1] Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: Yunan Propagandası, Çev. Hakkı Devrim, Kaynak Kitaplar Yayınevi, 1964 s.112
[2] 4 Kasım 1918 Akşam - Eglisiyastiki Alitya'dan alıntı.
[3] 6 Eylül l909 Tasvir-i Efkâr
[4] 28 Teşrinisani (Kasım) 1918 Yeni Gün
[5] 28 Teşrinisani (Kasım) 1918 Yeni Gün
[6] 28 Teşrinisani (Kasım) 1918 Yeni Gün
[7] Prof. Dr. M. Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, s.5
18 Kasım 2023 Cumartesi
FIRTINANIN ARDINDAN
Her fırtınanın ardından sessizlik olur
Bazen boşluk, bazen de hoşluktur olan
Ve yaşam yeni fırtınalarla devam eder
Devinim süregelmektedir…
Bojidar
Çipof
10 Ocak 2015
http://www.antoloji.com/firtinanin-ardindan-2-siiri/
OLMAYAN BİRİNE…
Yeter ki bir gün, bir yerde karşıma çık!
Tüm Birikmiş sevgilerimi sana vereceğim…
Bojidar Çipof
11 Aralık 2014
YAŞAMDAKİ İMLÂLAR
Hayatında “imlâ” olmalı…
Sayfanı noktalar doldurunca
İki nokta ile aşkı anlatmaya,
Noktalı virgülle sevda sözcüklerine,
Virgülle devam etmeye hasret kalırsın…
Zaman yine aşkı gösterince;
Noktalar virgüllerin arasında olur
Hayatında yeniden “imlâ” vardır artık!
Âşıkların tepesindeki şapkana da kavuşursun
Her şey güzeldir ardından…
Aşk gibi, âşık gibi…
Bojidar Çipof
25 Ekim 2014
http://www.antoloji.com/yasamdaki-imlalar-siiri/
Türk Dil Kurumu
Yazım Kılavuzu’na göre; “aşk” “aşkı” ve “aşkım” kelimeleri şapkasız “A”
ile “Âşık” kelimesi şapkalı “” ile yazılır…
9 Ekim 2023 Pazartesi
İNGİLTERE KRALI CHARLES, YUNANİSTAN ESKİ HANEDANI’NIN SON REİSİ VELİAHT PRENS PAVLOS ve ARCHONLAR
İngiltere Kralı III.Charles’ın 2015’te Galler Prensi iken kurmuş olduğu,
“Prince's Trust International” adlı, merkezi Güney Londra “8 Glade Path Londra SE1 8EG” bulunan bir vakıf var.
Vakfın amacının (Kendi ifadeleriyle) küresel genç
işsizliği kriziyle mücadele etmek, gençlerin öğrenmesini, kazanmasını ve
gelişmesini sağlamak, eğitim, istihdam ve girişim programları sunmak için
dünyanın dört bir yanında yerel ortaklarla birlikte çalışmak olduğu
belirtiliyor.
Kısaca Kral III.Charles tarafından,
Prens iken kurulan gençlerin işe, eğitime veya öğretime katılımını desteklemek için
dünya çapındaki hükümetlerle birlikte çalışan, kâr amacı gütmeyen bir hayır
kurumları ağı şeklinde de tanımlayabiliriz.
Kral III.Charles
tarafından kurulan bu vakıf hakkında biraz daha araştırma yapıldığında; küresel
genç işsizliği kriziyle mücadele etmek için 2015'te kuruldu ve bu yana dünya
çapında gençleri destekleyen bir faaliyet içinde olduğu görülüyor. Ve
faaliyetlerinin çok büyük ölçekte olduğunu da özellikle vurgulayabiliriz.
Vakıf, son 10 yılda
gençlere yaptığı yardımlarla 1,4 milyar Sterlin (ISO Kodu:GSP) tutarında fayda sağlamış. Geçtiğimiz yıl Birleşik
Krallık genelinde 46.000'den fazla genci desteklenmiş. (İngiltere’de 1.066 milyon Sterlin. İskoçya’da 145 milyon Sterlin
harcamışlar)
Büyük bir organizasyon
olan Prince's Trust'ın 1.100'ün üzerinde personeli ve yaklaşık 9.000 gönüllüsü
ve yardımcı çalışanı bulunmaktadır. https://princestrustinternational.org/
Kendileri için şöyle
diyorlar: Gençlerin kendi geleceklerini
inşa etmelerine yardımcı olacak programlar ve müdahaleler geliştirmek için
yerel ortaklarla birlikte çalışıyoruz.
Gençlerin
sesini küresel sahnede yükseltmeye ve onların ihtiyaçlarını işimizin tasarım ve
sunumunun tam merkezine koymaya kararlıyız. Çabalarımız; sürdürülebilir küresel
kalkınma hedeflerine ulaşmaya
Şu
anda İngiliz Milletler Topluluğu dâhilinde ve Asya, Afrika, Karayipler, Orta
Doğu ve Avrupa genelinde 20'den fazla ülkede faaliyetteyiz ve kuruluşumuzdan bu
yana 50.000'den fazla gence destek olduk.
Misyonumuz
gençleri öğrenmeye, kazanmaya ve gelişmeye teşvik etmektir. Başarılı olmak ve
somut istihdam sonuçları sağlamak için gereken becerileri ve güveni
geliştirmeye yönelik fırsatlar sağlıyoruz.
Uzmanlığımızı
küresel bir yerel ortak ağıyla harmanlıyor ve gençlerin kendi geleceklerini
inşa etmelerine yardımcı olacak programlar ve müdahaleler geliştiriyoruz.
Vizyonları için ise; “Her
gencin başarılı olma şansı olmalıdır” sloganını benimsemişler ve 2018'den
bu yana programlardaki gençlerin %66'sına iş ve eğitim sağlanmış.
Çalışma alanları olarak ülkeler
takdim ediliyor: Yunanistan, Barbados, Jamaika, St. Lucia, Trinidad, Tobago, Sırbistan,
Malta, Mısır, Ürdün, Gana, Kenya, Nijerya, Ruanda, Tanzanya, Karayipler,
Uganda, Pakistan, Hindistan ve Malezya. Vakfın İngiltere ve İskoçya dışında en
fazla yardım ettiği ve ilgilendiği ülke Yunanistan!
Yazımızın devamında; Kral
III.Charles’ın “Helen/Yunan”
tarafını irdelemek gerekiyor. Evvelâ Kral III.Charles’ın Helen tarafını,
ardından Yunanistan Veliaht Prensi Pavlos'u ve bu vakıftaki rolünü ele
alacağız.
III.Charles annesi II.
Elizabeth'in 8 Eylül 2022'de ölümü üzerine tahta çıktı. Charles ve eşi Camilla;
Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu Kralı ve Kraliçesi olarak 6
Mayıs 2023'te, kraliyet törenlerinin hep yapıldığı, Westminster Abbey'de (Westminster Katedrali) taç giydiler.
Kral III. Charles'ın taç
giyme töreninde; Bizans İlahi Topluluğu, Rum Ortodoks ilahileri okudu. Bunun
Kral'ın Charles'ın merhum babası Prens Philip'e saygı duruşu olarak yapıldığı
açıklandı.
Bir evlat doğduğu zaman dinini
ve milletini babasından alır. Peki, merhum Prens Philip neydi? Oğlu Charles nedir?
Yunanistan’da Kral Charles için neden “Yunan
Kral” derler?
Prens Philip, 1921 yılında
Yunanistan ve Danimarka Prensi unvanıyla Yunanistan'ın Korfu adasında doğdu.
Philip'in ebeveynleri, 1949'da Yunan Ortodoks rahibeleri için bir hemşirelik
tarikatı kuran ve Tinos Adası’nda eğitim gören Yunanistan Prensi Andrew ve
Battenberg Prensesi Alice idi. (Andrew ve
oğlu Philip; doğumlarıyla birlikte ailelerinin Danimarka soyu nedeniyle
Yunanistan ve Danimarka Prensi unvanları ile anılmaktadırlar)
Philip'in babası,
Yunanistan Prensi Andrew ise İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından 1863'te
imzalanan bir protokolün ardından Yunanistan Kralı seçilen, eski adıyla Danimarka
Prensi Wilhelm olan I.George’un dördüncü oğluydu. (I.George, 1913'te Selanik'te suikast sonucu öldürülmüştür)
Prens Andrew'un kardeşi
I.Konstantin, I.George'un ölümünden sonra Yunanistan Kralı oldu. 1920-1922
yılları arasında krallık yaptı. Britannica'ya göre, "Birinci Dünya Savaşı sırasındaki
tarafsız ama esasen Alman yanlısı tutumu, Batılı Müttefiklerin ve Yunan
rakiplerinin onu 1917'de tahttan indirmesine neden oldu"
Yukarıdaki kısa tarihçe
ile II.Elizabeth döneminde kraliçe ile evlenerek aileye katılan Philip'in bir
Helen olduğunu görüyoruz. İngiltere’nin II.Elizabeth dönemi ve ardından gelen
prenslerin ise Philip'in soyundan devam ettikleri için resmen Yunan/Helen
olduklarını görüyoruz. Zaten Charles da çok büyük bir Grekofil’dir. (Grekofil= Helensever)
Kral III.Charles, 2018'de
Galler Prensi olarak yaptığı Yunanistan ziyareti sırasında Kathimerini'ye
şunları söylemiş: "Her şeyin dışında, Yunanistan benim kanımda
var ve onun antik kültürüne ve tarihine uzun zamandır hayranlık
besliyorum." Yunanistan'ın birçok güzel ve eşsiz yeri var”
Geçtiğimiz Eylül ayında
Kraliçe II.Elizabeth'in ölümünün ardından Kral olan Charles şunları söylemişti:
"Bu kadar derinden önemsediğim hayır kurumlarına bu kadar zamanımı ve
enerjimi ayırmam artık mümkün olmayacak. Ancak bu önemli çalışmayı biliyorum.
Başkalarının güvenilir ellerine geçecek"
Prens Pavlos’a geçmeden
önce yazımızın başlığında bulunan Archonlar hakkında kısa bir bilgi vermek
gerekiyor.
Archonlar; eski Patriklerden I.Athenagoras tarafından
ABD’de kurulmuş, Rum Patrikhanesi’nin himayesinde Amerika’da yapılanmış, adeta
bir devlet gibi organize edilmiş bir topluluktur. Fener Rum Patriği’nin
başkanlığında sivil ve ruhanilerden oluşan adeta bir “Hükümet” modeli gibi çalışan üyelere “Archon” deniyor. Archonluk tüm imkânlarını “Megali İdea”
emelleri için ortaya koyabilecek kişilerden oluşan “Paramasonik” bir
yapılanmadır.
Rum Patriği I.Athenagoras, 1966 yılında “Order of Saint Andrew The Apostle Archon of The Ecumenical Patriarchate” adıyla bu derneği Amerika’da kurdu ve çok fazla kişiyi “Archon” unvanıyla donattı ve bu şekilde kilise bağlarının korunmasını amaçlamaktaydı.
Archonlar; şu anda ABD’de inanılmaz siyasi ve ekonomik güce sahiptirler ve her sene “Athenagoras İnsan Hakları Ödülü” adı altında bir ödülü yıllık geleneksel yemeklerinde kamuoyunda önemli yer arz eden kişilere vermektedirler. (Archonlar ile ilgili olarak sitedeki eski makalelerimizde hayli bilgi bulunmaktadır)
Archonlar bu sene ödülü Helen dedikleri kralın kurduğu “Prince's Trust International”a vermeyi kararlaştırdılar. Ödül geleneksel yemeğin her sene yapıldığı yer olan New York Hilton Oteli'nde 21 Ekim 2023 Cumartesi akşamı verilecek.
Athenagoras İnsan Hakları
Ödülünün “Prince's
Trust International”a verilmesine karar verilmesinin ardından
bu ödülü almaya Kral gelemeyeceğini iletti ve kendisinden sonra en uygun kişi
olarak vakfa başkan yardımcısı olarak seçtirdiği, Yunanistan Veliaht Prensi
Pavlos'un bu seneki Athenagoras İnsan Hakları Ödülünü alması için görevlendirdi.
Prince's Trust International'ın İcra Kurulu Başkanı Will Straw da kürsünün onur
konuğu olarak bahsi geçen yemeğe katılacak.
Kral III.Charles etkinliğe
katılamayacağı hususunda şunları söyledi: "Prince's Trust International'ın
Başkan Yardımcısı Ekselansları Veliaht Prens Pavlos'un bu ödülü vakıf adına
almayı kabul edeceğinden özellikle çok mutluyum” Veliaht Prensi Pavlos,
2015'teki kuruluşundan bu yana Prince's Trust International yapılanması içinde
yer almaktadır. Sonuçta Yunan kökenli Kral Charles ile Prens Pavlos
akrabadırlar.
20 Mayıs 1967 doğumlu olan
Prens Pavlos; Yunanistan'ın son kralı II.Konstantin ve eşi Danimarka Prensesi
Anne-Marie'nin en büyük oğludur. Prens Pavlos, Yunanistan tahtının varisi ve doğumdan
itibaren veliaht prensiydi. Unvanını monarşinin kaldırılmasına kadar korudu.
Babasının ölümüyle birlikte Yunanistan kraliyet hanedanının reisi oldu. (10 Ocak 2023 – günümüz)
Aralık 1967'de
Yunanistan’da Albaylar Cuntası diktatör bir rejim ile Yunanistan’da idareyi ele
aldılar. Tahta 1964'te oturan II.Konstantinos cuntaya karşı
düzenlediği hareketin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yurt dışına
çıktı. Ocak 2023’de vefat etti. Kraliyet mülkünün kamulaştırılması nedeniyle
tazminat talep eden eski Kral'a Yunan devleti, 2003'te 13 milyon Avro’nun
üzerinde tazminat ödedi.
Yunanistan’ın Krallık
dönemindeki aileden olan Prens Pavlos’u İngiltere eski Yunanistan Kraliyet
ailesini olarak tanımaya devam ediyor. Zaten yukarıda; “Sonuçta Yunan kökenli Kral Charles
ile Prens Pavlos akrabadırlar” demiştik.
Ödül hakkında Buckingham
Sarayı Archonların başkanı Anthony Limberakis'ten bilgi aldığını deklare etti
ve şunları bildirdi: “Kurucu ve Başkan olan Majesteleri Kral III.Charles
adına Prens Pavlos’a güvenimiz tam olduğunu beyan ediyoruz"
Bu ödülü geçmişte
alanların bazıları: İskenderiye Patriği, Ukrayna Metropoliti Epiphaniy, Başkan
Joseph Biden (Başkan yardımcısıyken),
eski Başkan Jimmy Carter, eski Başkan George Bush ve First Lady Barbara Bush,
eski Sovyet lideri Mihail Gorbaçov, Rahibe Theresa ve geçen sene COVID
aşılarını geliştiren bilim adamları.
Fener Rum Patrikhanesinden
yapılan açıklamaya göre Patrik Bartholomeos İngiltere ziyareti kapsamında, 25
Ekim 2022’de Buckingham Sarayı'nda Kral III.Charles ile bir araya gelerek yarım
saatlik bir görüşme yapmışlar. Patrik Kral'ın Annesi Kraliçe II.Elizabeth'in
vefatı nedeniyle taziyelerini ve kilise adına saltanat için dualarını ve iyi
dileklerini iletmiş.
Patrik ile birlikte;
Thyateira ve Büyük Britanya Başpiskoposu Nikitas, Laodikya Metropoliti
Theodoritos ve Belçika Metropoliti Athenagoras ve Yunanistan'ın İngiltere
Büyükelçisi Ioannis Raptakis ve Yunanistan Büyükelçisi Matthew Lodge;
görüşmenin ardından Kral III.Charles’a takdim edilmişler.
Kral III.Charles’ın
Yunanlılığını biraz daha irdeleyelim!
Yunanistan basınında
Charles için “Yunan Kral” dendiğini yazmıştık. Sebep çok basit! Prens
Charles’ın babası Philip, Corfu adası doğumlu. Tarihçilerin rivayetine göre Philip
çocukluğundan itibaren Yunan geleneklerine ve Helen idealine fazlasıyla tutkun.
Ve bu tutkunlukla çok uzun sene İngiltere Kraliçesi’nin eşi olarak İngiltere’de
yaşadı.
Kraliyet tarihi uzmanı
Hugo Vickers ''Prens Philip bir Yunan prensidir” diyor. Vickers'a göre
Kraliçe'nin ve Prens Philip’in Yunanistan'a hiç gitmeyişinin nedeni Yunanistan'da
monarşinin başına gelenler.
Kral III.Charles,
Yunanistan'ın Glucksburg Hanedanı'nın ilk hükümdarı olan Yunanistan Kralı I.
George'un torunudur. Buna karşılık, Charles'ın babası merhum Prens Philip zaten
Yunandı ve babası Yunanistan Prensi Andrew idi. Kral Charles, hem Galler Prensi
sıfatıyla hem de özel ziyaretler kapsamında Yunanistan'ı birçok kez ziyaret
etti. 2018 yılında yaptığı resmi ziyarette, Yunan Devrimi'nin İki Yüzüncü Yıl
Törenlerine katıldı.
Sonuçta, Yunan kanı
taşıyan İngiliz monarşisinin olması çok önemli ve potansiyel olarak Yunanistan
için avantajlı. Kral Charles, ülkede politika kararlarını doğrudan etkileyemese
de Yunanistan ziyareti gibi hamleler, iki ülke arasındaki ilişkilerin değerli
ve stratejik olduğunu ortaya koyuyor.
Kral Charles’ın eski
hanedanın son temsilcisi olan Prens Pavlos’u ABD’ye, çok etkin bir yapı olan
Archonların yıllık ödül törenine göndermesi bize göre Prens Pavlos’u ABD’de
parlatmaktır.
21 Ekim’de yapılacak bu
törenden sonra ya da önce Prens Pavlos’u Başkan Biden ile bir araya
getirirlerse hiç şaşırmayacağız.
------------------------
8 Aralık 2021 Çarşamba
JOE BİDEN; YENİ ATİNA BÜYÜKELÇİSİ’Nİ HELENİZM’İN DESTEKÇİLERİNDEN SEÇTİ!

8 Ekim 2021’de Yunan ANA-MPA haber Ajansı’nda çıkan
bir haberin başlığı; “Atina Büyükelçisi pozisyonu için Biden'ın favorisi kim?”
şeklindeydi.
(Aynı zaman diliminde bu haber Beyaz Saray Bülteninde
de yer almıştır)
Beyaz Saray tarafından 8 Ekim 2021 Cuma öğleden sonra
yayınlanan bir açıklamaya göre, Ailesi Yunanistan’dan göç etmiş, Yunan kökenli
bir Amerikalı işadamı olan George James Tsounis; ABD Başkanı Joe
Biden tarafından “ABD'nin Atina Büyükelçiliği” görevine aday
gösterildi.
ABD’de bilindiği gibi bu tür görevlendirmelerden evvel
ABD Senatosu’nda, senatörlerden oluşan bir heyet tarafından onaylanması
gerekiyor.
Tsounis'in adaylığı, Türkiye aleyhtarlığı ile bilinen
ABD Senatörü Robert (Bob) Menendez başkanlığındaki ABD
Senatosu Dış İlişkiler Komitesi tarafından yapılan bir duruşmanın ardından
onaylandı.
George Tsounis'in 2022’nin başında Atina'ya gitmesi ve
ABD diplomatik misyonunun dizginlerini devralabileceği öngörülüyor.
George Tsounis, Chartwell Hotels grubunun
kurucusu ve yönetici direktörü olduğu için turizm endüstrisinde geniş deneyime
sahip bir kişidir. Bu şirket tüm kuzeydoğu eyaletlerinde güçlü bir varlığa
sahiptir ve Hilton, Marriott ve Intercontinental gibi bu alandaki önemli
isimlerle de işbirliği yapmaktadır.
George Tsounis; New York Üniversitesi'nde ve ardından
St. John's Üniversitesi'nden hukuk diploması aldı. Eğitiminin hemen ardından
Long Island'daki en büyük hukuk firmasında çalıştı. Eşinin adı Olga olan
Tsounis’in üç çocuğu var.
George Tsounis’in ABD iş ve siyaset dünyası ile güçlü
bağlantıları bulunuyor. 2013 yılında, Barack Obama'nın yönetimi altında,
ABD'nin Norveç büyükelçisi olarak atanması düşünüldü. Ancak bu düşünce başarısız
oldu. Takip eden yıllarda Tsounis, özel ve kamu sektöründe çeşitli roller
üstlenme fırsatı buldu ve adaylığını güçlendirmesi için yeni deneyimler
kazandı. Özellikle Chartwell Hotels'in yönetimindeki deneyimi ve ayrıca borsaya
kayıtlı iki şirket olan Arbor Realty Trust ve New
York's Signature Bank'ın yönetimini devralması, New York'taki yatırım
topluluğunun en üst seviyelerinde önemli bağlantılar geliştirmesini sağladı.
Bununla birlikte, 53 yaşındaki George Tsounis'in ABD
başkentinde sürdürdüğü siyasi bağlantılar da aynı derecede önemli. Çünkü George
Tsounis'in bir kariyer diplomatı olmadığı düşünülürse, sonuçta bu siyasi bir
atamadır…
Bu açıdan bakıldığında, 2012 seçim kampanyasında Obama-Biden adına
Yunan-Amerikalıların Başkanı olarak görev yaptığı gibi Başkan Biden ile
sürdürdüğü uzun vadeli ilişkiyi belirtmekte fayda var.
Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'i
yakından tanıyor ve yakın bir dostluk geliştirdiği Senatör Robert Menendez'in
tam desteğine sahip. Zaten ABD’de bu tür atamalarda bir yöntem olan senatoda
kendini izah ve kabul etme prosedürü Senatör Menendez'in desteği ile sıradan ve
basit bir formaliteyle oldu ve aynı gün karara bağlandı.
Tsounis, Demokrat Parti'nin ana sponsorlarından biri
olmasına rağmen, iki büyük partiden milletvekilleri ve senatörlerle
Capitol'deki iletişim kanallarını açık tutuyor. Yani Tsounis son derece
taktiksel hamleler yapmakta olan bir kişi!
Gelelim Tsounis’in Helenizm ile olan aşkına. (Bu
cümlede normalde “bağına” kullanılması gerekir. Biz ise “aşkına” dedik!)
Zaten Yunan asıllı olan Tsounis tam bir Helenofil ve
hayatını Helenizm’e adamış biri!
Helenizm adına yaptığı faaliyetler arasında; Amerika
Rum Ortodoks Başpiskoposluğunun Başpiskoposluk Konseyi’nde, Faith and
Leadership 100 topluluğunda ve Hellenic American Leadership Council (HALC)
üyesi olarak, Kilise ve Yunan-Amerikan toplumu ile bu yakın ilişkisini kariyeri
boyunca sürdürdü. Yunan Bağımsızlığının İki Yüzüncü Yıl Kutlamalarının eş
başkanıdır
Aslında, eski ABD Başpiskoposu Dimitrios da Tsounis'e
Amerika'daki Yunan Ortodoks Kilisesi tarafından verilen en yüksek nişan olan
Saint Paul Madalyasını takdim etmişti.
Buna ek olarak, Tsounis, eski Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofiyas tarafından kendisine verilen Kıbrıs
Amerikan Örgütleri Federasyonu'nun Kıbrıs için Adalet Ödülü'nü ve Amerikan
Yahudi Komitesi (AJC) ile Yunan- Amerikan Konseyi Liderliği yapmıştır.
George James Tsounis’in yukarıda görüldüğü üzere
çeşitli Helenik STK’larda ve ABD’deki en etkin Türkiye karşıtı topluluk olan Archonların
birçok organında yöneticilik yaptığı görülüyor.
Geçtiğimiz ay Bartholomeos’un ABD ziyaretinde de ön
saflarda yer almış, Türkiye karşıtı Helenizm faaliyetleri göze çarpmıştır.
Helenlerin vizöründen bakıldığında ABD Büyükelçiliği
için çok ideal ve parlak kariyerli bir aday olduğu da görünüyor. Zaten kariyer
diplomatı olmadan bu göreve getirilmesi kendi açılarından boşa değil.
Ailesi Yunanistan’dan göç etmiş bir birey olan George
Tsunis'in maddi durumu da gayet yüksek seviyede. Diplomat vasfı olmadığı için
böyle bir devlet görevini kabul etmesine (maddi açıdan) hiç
gerek yok!
YA HELENİK AÇIDAN?
George Tsunis'in bu görevi Helenizm için bir
adanmışlık, maddi anlamda tatmin edici ve de ABD’de üst akıl konumunda olan çok
güçlü Yunan diasporası temsilcilerinin telkini hatta görevlendirmesi olarak da
algılamak mümkün!
Yunan kökenli ve ABD’deki Helenik yapılanmanın önemli
bir bireyinin ABD Yunanistan büyükelçisi olması ve de bu kişinin böyle bir görev
yapmaya maddi açıdan hiç de ihtiyacı olmayan biri olması düşündürücüdür.
Bu haberin Yunan haber Ajansı ANA-MPA 8 Ekim’de yer
alması ile aynı anda Beyaz Saray bülteninde yer aldı. Bir gün sonra atama
gerçekleşti.
ABD Senatosunda, Başkan tavsiyesi ile resmi bir
göreve (bakanlık, büyükelçilik v.s.) getirilecek kişilerin,
komisyon önünde hayli terletildikleri ve de zorlandıklarına haberlerde tanık
oluyoruz. Robert Menendez bu işi “Tereyağından kıl çeker
gibi” aynı gün halletti. Zaten daha resmi Senato ataması kabulü yapılmadan
Beyaz Saray Bülteninde yer alması da hayli ilginç. Bizim anladığımız tüm kulis
faaliyetleri yapılmış ve formalite olarak George Tsunis Senato Komisyonu’nda
sanki bir sohbet toplantısı yapmış ve onaylanmış.
8 Ekim’de bu atama gerçekleştiğinden 1 gün sonra 9
Ekim’de Türkiye’den ilk kez ABD’ye tayin olmuş biri olan Amerika Başpiskoposu
Elpidophoros, ABD Başkanı'nı ABD'nin Yunanistan Büyükelçiliğine George
Tsunis'i aday gösterdiği için tebrik etti.
Atamayı çok isabetli bir karar olarak niteledi ve Twitter hesabından şu açıklamada bulundu:
“George Tsunis Helen Amerikan toplumunun seçkin bir üyesi, Kilisemizin sevilen bir üyesidir"
“Başkan Joe Biden'ı ABD'nin Yunanistan
Büyükelçisi olarak George Tsunis'i aday gösterdiği için tebrik ediyorum. George
Tsunis, Helenik Amerikan topluluğunun seçkin bir üyesi, kilisemizin sevilen bir
üyesi ve Başpiskoposluğumuzun Yunan Bağımsızlığının İki Yüzüncü Yıl
Kutlamalarının eş başkanıdır” dedi.
GEORGE TSUNİS’İN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ
TÜRKİYE AÇISINDAN NE İFADE EDER?
Çok şey ifade eder!
Yazımızın içinde çok yerde vurguladığımız gibi Tsunis
bir kariyer diplomatı değil. Zengin ve yüksek kariyerli bir işadamı!
Hayatı boyunca Helenizm için kendini adamış, eski eski
ABD Başpiskoposu’ndan ABD Yunan Ortodoks Kilisesi’nin en yüksek nişanına mazhar
olmuş.
Geçtiğimiz haftalarda Yunanistan’daki ABD askeri
varlığı ve üslenmesi ile ilgili olarak Sayın Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın şu
minvalde bir söylemi oldu. “Yunanistan’da ABD üssü kurulmadı. Yunanistan
tümüyle ABD üssü oldu”
Tekrar gibi olacak ama kariyer diplomatı olmayan, maaş
almaya ihtiyacı olmayan zengin ve tanınmış bir işadamı, hayatı boyunca “Megali
İdea” Helenizm ideali için kendine göre savaşmış, kafası Türkiye karşıtlığı
ile dolu bir Atina Büyükelçisi sene başında göreve başlayacak!
Yunanistan neredeyse tümüyle ABD üssü oldu derken
şimdi de Yunanistan’ın başına eki emperyalist devletlerin eski sömürgelerine
tayin ettiği gibi ABD, Yunanistan’ın başına bir “Genel Vali” ya da “Sömürge
Valisi” mi atadı?
Göreceğiz…
---------------------------






