17 Kasım 2014 Pazartesi

SEN DİYECEĞİMİ ARIYORUM


Gün; Kasım

Yollar; sarı solgun yapraklara esir,

Bastıkça halı gibi hışırdamaktalar

Havada nem var ve de kasvet

Birine adres soracakken sana rastladım 

Bu şehrin yabancısıyım ben kadın

Sen diyeceğimi arıyorum yerini bilir misin?


Bojidar Çipof
17 Kasım 2014 




16 Kasım 2014 Pazar

İKİLEM!


Yazdıklarını silebilirsin, yazıp sildikleri de silebilir misin? Ona yazdıkların hep aklında kalır…  Anımsadıkça içinde bir daha yazarsın. Bir daha, bir daha… Sürekli yinelenir beyninin derinliklerinde. Sonuçta ne yaparsan yap içinden silemezsin, çünkü kelimeler sahiplidirler… Birine yazmışsın, sen yazmışsın…

 

Yazdıkların” söylemi burada mecazidir. Yazman ya da söylemen hatta ona hiç demeden sadece kendi içinde terennüm de etsen, bunlar senin içinde biri için oluşmuş kelimelerdir ve sahiplidirler.

 

Ama dil; bir daha konuşamaz, çünkü “onsuz”dur. Duyulan sesler sen(siz)dir. İçinde avaz avaz ama sessiz kopar kelimeler, kendinden başka kimsenin duymadıklarıdır bunlar… Sevgiyi en derininde de gömsen yine hep aklına gelir. Ona yazdıkların, “Bunlara lâyıktır” dediklerin!

 

Başka tenlerde hissiz sevişmelerde; daha da fazla kelimeler gelir aklına. Nemli gecenin ıslak damlaları, başka bedenlerle seni sarmaladığında da aklına gelir. Ona yazdıkların, “Bunlara lâyıktır” dediklerin!!

 

Belki toprağın suya hasreti misalidir bu… Ama fazla su fidanı çürütür, belki fazla sevgi de… Ya da fırtınalı diye deniz sevilmez mi? Ama ya batırırsa seni?

 

İkilem!

 

Bu kısa yazıda; “Pozitivizm” ile “Negativizm” kavramlarını çarpıştırdık. Yazımız; her iki pencereden de algılanabilir. Bir pencereden pozitif ve sevgi dolu ifadeler, sanki hasret de içererek haykırıyor!

 

Diğer pencereden ise negatif söylemler ve özellikle “Bunlara lâyıktır” söyleminde her iki pencereden bakmak olası!

 

Nereden bakacağınıza siz karar vereceksiniz. Neye lâyıktır? Fazla su verilen fidan ve deniz örneklerinde de cümle her iki anlamda algılanabilir.

 

İkilem!

 

Bilginin tek ve sabit olmadığını ve keşfedilmek için sorgulanması gerektiğini, bunun sonrasında kabul edilmesini öngören, merak etmeyi ve şüphe etmeyi öğütleyen bilimsel yaklaşım olarak bilinen “Paradigma” ile de yukarıdaki cümleler irdelenebilir. (Yunanca= Παραδείγματι “Paradeigma”)

 

Paradigma; Platon, Aristoteles ve Herodot zamanlarında ortaya çıkmakla birlikte bu kavramın tanımı ve bilim felsefesinde Dünya’ya tanıtılmasını sağlayan; “Thomas Samuel Kuhn” farklı formüllerinden birinde şöyle demekte:

 

Paradigma; 

İzlenen ve kontrol edilen “olan”dır.


Soruların tarzı hangi konuyla ilgili olduğuyla iç içedir ve sağlamasının nasıl test edilebilirliğiyledir.

Bu soruların nasıl sorulacağıyladır.

Sonuçların karşılaştırmalı olarak nasıl yorumlanacağıyladır.


İkilem bu noktada bizi sorguculuğa getirdi! Sorgulamadan, irdelemeden hiçbir adım atılmamalı… Sosyoloji; bir başka deyişle “toplum bilim” merkezinde insan olan ve toplumla insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. İnsan; her daim kendi penceresinden ve işine geldiği gibi hareket eden algı ekseninde hareket eder. Anlamak istediğini anlar, görmek istediğini görür. Bireylerde, bilincin oluşmasından sonra başlayan süreçte ana faktör eğitimdir. Burada eğitim sisteminin artı ya da eksilerini irdelememekteyiz. Ancak toplumu temel ihtiyaçlarından (Doymak, barınmak, giyinmek) sonra eğitim ile yasalarla gelenekler ayakta tutar.

En iyi eğitim sistemi ve Dünya’daki en çağdaş yasalarıyla yönetilen bir noktada yaşıyor olsanız da “Ön yargı” Negativizmin temel gıdasıdır. Herkes, gerçekleştirebilir ya da gerçekleştiremez ama kendi arzularına göre düşünür. Sorgulama biçimi, beklentileri ve tepkilerinde ön yargı hep egemendir!


“İkilem” başlıklı yazımız, bu nedenle negatif ve pozitif pencerelerden her iki anlamda da algı yaratabilecek bir üslûpla yazıldı…


Şimdi sabrınız varsa yazının baş tarafını bir kez daha okuyunuz. Bilerek ve isteyerek çelişkili ifadeler içeren cümlelerde, pozitif ya da negatif tarafta olduğunuza siz karar verin… Felsefeniz bol olsun

 

Bojidar Çipof

15 Kasım 2014

12 Kasım 2014 Çarşamba

DİBİNE KADAR…



Duygularımı dibine kadar bastırdım

İçine sevinçlerimi,

Hüzünlerimi, hasretlerimi koydum

Tam diyecektim sözlerimi

Gördüm ki; kelimeler yetmez

Anladım ki; anlatmam da kabil değil

Kırgınlıklarımı sükûtta sakladım

Duygularımla bir araya koyarak

Onları da üstüne bastırdım

Ve Dünya’nın dibine vurdum…


Bojidar Çipof
18 Ekim 2014 Yeşilköy




7 Kasım 2014 Cuma

SON BİR ŞEY DİYECEKKEN…



Son bir şey diyecekken;

Vazgeçti…


Affetmeye dahi hacet yoktu ki

O da kendi hükmünü verdi,

Yok hükmünde saydı olanları,

Yitiklerdekileri sükûtunda sakladı…

Bundan öte hep kendine diyecekti

Affetmeye hacet kalmadığı gibi

Kimse ile paylaşmasına da gerek yoktu

Keder bakışlı gecelerde düşündü

Ve bir daha konuşmamak üzere sustu


Son bir şey diyecekken;

Vazgeçti…


Bojidar Çipof
8 Kasım 2012 




6 Kasım 2014 Perşembe

BENİ...


Rüzgâr ısırdı,
Yağmur ıslattı beni…

Soğuk titretti,
Karanlık ürpertti beni…

Sonra Güneş göz kırptı
Baktım ki sen ısıttın beni…


Bojidar Çipof
7 Kasım 2014 





5 Kasım 2014 Çarşamba

AYRILIK ile AYRILMA



Ayrılık ile Ayrılma farklı iki olgudur. 

Ayrılık aynı zamanda hasrettir, beklentidir, umuttur.

Ayrılık; içinde beklenene kavuşma anının sabırsızlığını, özlemini, kavuşunca sevgisi ile sevincini de barındırır.

Ayrılık; süredir, beklemedir, ardından gelecek vuslattır…

Ayrılma ise; bitiştir, kopuştur!

Tarafların kendi kararları çerçevesinde yürüdükleri yoldur ki bu çok zaman farklı yönleredir. Ayrılan yollar genelde tek yöndür, dönüşü yoktur, çok ender olarak da dönüş zordur. İstisnalar tabi ki vardır ama gidene, gitmek isteyene “Neden?” diye sormak abestir. Çünkü o; bu kararı alana kadar çok düşünmüştür, karar vermiştir ve de ayrılmıştır. Taraflardan biri, kafasında “Ayrılık” mevhumunu oturtmuş ve de talep etmiş ise zaten “Ayrılık” beyinde gerçekleşmiştir yukarıda dediğimiz gibi; gitmek isteyene “Neden?” diye sormak abestir…

Ayrılık; aynı zamanda “Sevgi Kabı”nı de çatlatır, parçalar… Kimi zaman, tabiki ayrılıklarda, da “yeniden” bir araya gelinir.

Menfaat ya da ekonomik bağımlılıktan ötürü “yeniden” bir araya gelmelerde taraflardan biri artık “ezilen” taraftır.

Ve artık bu “yeniden” bir araya gelmede ”sevgi” faktörü egemen değildir! Gelen de zaten hayat arkadaşlığını değil istikbal gailesini (Özünde sevgi odaklı bir dönüş değil ise) ön planda tutarak geri gelmiştir.

Herhangi bir menfaat olmadan, sadece sevgi odaklı “yeniden” bir araya gelmelerde ise hiçbir şey eskisi gibi olmaz/olamaz…

Çünkü bu süreçte çatlayan “Sevgi Kabı” onarılmış, yapıştırılmıştır ama hiçbir çatlak porselen eski haline gelemez…

Ayrılık; adı üstünde ayrışmadır…


Bojidar Çipof
31 Ekim 2010 


2 Kasım 2014 Pazar

YAĞMUR ELLERİME DÜŞÜRDÜ SENİ…


Olmadığın yerlerde ararken,
Yağmur ellerime düşürdü seni
Bir an kaldın ve gittin avuçlarımdan…

Zaten bulursam ne yaparım bilemezdim!
Belki sadece susardım,
Duygular aralarında anlaşsınlar,
Sana diyemediklerimi söylesinler,
Duyamadığın feryatlarımı,
Anlayamadığın hislerimi,
Göremediğin neye dertlendiğimi,
Ve çözemediğin neye hasrettim…

Kelimeler duygularım gibi ıskat oldu!
Ben de sözlerimi bıraktım oralara
Soğuk duvarlara, ıssız yollara dedim
Şimdi yüksek dalgaların vurduğu,
Islak sahillerdeki nemli bankolara
Dedim diyeceklerimi…

Artık kalabalıklar değil,
Yalnızlık ruhumu doyuruyor
Ama umutluyum!
Olmadığın yerlerde ararken;
Belki yağmur seni yine ellerime düşürür…


Bojidar Çipof
25 Eylül 2014 

1 Kasım 2014 Cumartesi

GÖNÜL BU, AKIL SIR ERMEZ Kİ!


Gönül bu, akıl sır ermez ki!
Artık başka gözler güzeldir,
Birine hoş geldin demiş,
Başka tenlerin kokusudur burnunda…
Yüreğini tıklım tıklım doldurmuş,
Gayri saklamamıştır sen diye birini…

Gönül bu, akıl sır ermez ki!
Dizelerinde arasan da kendini
Bundan öte onu anar, ona yazar…
Akarsu misali yatağını bulmuş,
Rüzgâr savurmuştur başka sevdalara
Gayri sen diye biri mazidir onda…

Gönül bu...

Bojidar Çipof
2 Kasım 2014 


30 Ekim 2014 Perşembe

SADECE SEN BANA FISILDA



Sadece sen bana fısılda
Dünya’yı sessize aldığımda
Seni dinlerken ses etmesin
Severken beni yormasın diye…

Sadece sen bana fısılda
Kelimelerin içini birlikte doldurduğum
Güz zamanı; ateş misali içimi ısıtan
Duvarlarımı aşıp gelen duman gözlü…

Sadece sen bana fısılda
Sesinle ruhumun gençleştiği
Kalbimin kuru mürekkebini yazdıran
Güneş misali etrafıma hare hare ışık saçan…

Sadece sen bana fısılda
Gözlerine baktığım anlarda
Ruhuma aş, gönlüme ilaç ettiğim
Gönlümdeki canlılığın sebebi…

Sadece sen bana fısılda… 

Bojidar Çipof
30 Ekim 2014




28 Ekim 2014 Salı

YALIN ÖZGÜRLÜK


Esrik ve delirdiğim günlerden birinde, 

Molalarda saklandığım yere doğru,

Kendime serzenerek adımlıyorum…

Bir yandan Ekim dalgaları sahile vurmakta,

Öte yandan çiseleyen yağmur ise yüzüme

Umuttan umudu kesmeden ağır aksak,

Hayatı sonlardaki üç noktaya saklamışçasına,

Yaşamı sorguladığım yere varmak niyetim…

Hep akşam vakti kaçtığım menzile gidiyorum

Ağladığımda kimsenin görmemesi için,

Tek başıma kalabalık olduğum mekâna;

Yalın özgürlüğüme saklanmaya yine…


Bojidar Çipof

17 Ekim 2013