paradigma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paradigma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2014 Pazar

İKİLEM!


Yazdıklarını silebilirsin, yazıp sildikleri de silebilir misin? Ona yazdıkların hep aklında kalır…  Anımsadıkça içinde bir daha yazarsın. Bir daha, bir daha… Sürekli yinelenir beyninin derinliklerinde. Sonuçta ne yaparsan yap içinden silemezsin, çünkü kelimeler sahiplidirler… Birine yazmışsın, sen yazmışsın…

 

Yazdıkların” söylemi burada mecazidir. Yazman ya da söylemen hatta ona hiç demeden sadece kendi içinde terennüm de etsen, bunlar senin içinde biri için oluşmuş kelimelerdir ve sahiplidirler.

 

Ama dil; bir daha konuşamaz, çünkü “onsuz”dur. Duyulan sesler sen(siz)dir. İçinde avaz avaz ama sessiz kopar kelimeler, kendinden başka kimsenin duymadıklarıdır bunlar… Sevgiyi en derininde de gömsen yine hep aklına gelir. Ona yazdıkların, “Bunlara lâyıktır” dediklerin!

 

Başka tenlerde hissiz sevişmelerde; daha da fazla kelimeler gelir aklına. Nemli gecenin ıslak damlaları, başka bedenlerle seni sarmaladığında da aklına gelir. Ona yazdıkların, “Bunlara lâyıktır” dediklerin!!

 

Belki toprağın suya hasreti misalidir bu… Ama fazla su fidanı çürütür, belki fazla sevgi de… Ya da fırtınalı diye deniz sevilmez mi? Ama ya batırırsa seni?

 

İkilem!

 

Bu kısa yazıda; “Pozitivizm” ile “Negativizm” kavramlarını çarpıştırdık. Yazımız; her iki pencereden de algılanabilir. Bir pencereden pozitif ve sevgi dolu ifadeler, sanki hasret de içererek haykırıyor!

 

Diğer pencereden ise negatif söylemler ve özellikle “Bunlara lâyıktır” söyleminde her iki pencereden bakmak olası!

 

Nereden bakacağınıza siz karar vereceksiniz. Neye lâyıktır? Fazla su verilen fidan ve deniz örneklerinde de cümle her iki anlamda algılanabilir.

 

İkilem!

 

Bilginin tek ve sabit olmadığını ve keşfedilmek için sorgulanması gerektiğini, bunun sonrasında kabul edilmesini öngören, merak etmeyi ve şüphe etmeyi öğütleyen bilimsel yaklaşım olarak bilinen “Paradigma” ile de yukarıdaki cümleler irdelenebilir. (Yunanca= Παραδείγματι “Paradeigma”)

 

Paradigma; Platon, Aristoteles ve Herodot zamanlarında ortaya çıkmakla birlikte bu kavramın tanımı ve bilim felsefesinde Dünya’ya tanıtılmasını sağlayan; “Thomas Samuel Kuhn” farklı formüllerinden birinde şöyle demekte:

 

Paradigma; 

İzlenen ve kontrol edilen “olan”dır.


Soruların tarzı hangi konuyla ilgili olduğuyla iç içedir ve sağlamasının nasıl test edilebilirliğiyledir.

Bu soruların nasıl sorulacağıyladır.

Sonuçların karşılaştırmalı olarak nasıl yorumlanacağıyladır.


İkilem bu noktada bizi sorguculuğa getirdi! Sorgulamadan, irdelemeden hiçbir adım atılmamalı… Sosyoloji; bir başka deyişle “toplum bilim” merkezinde insan olan ve toplumla insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. İnsan; her daim kendi penceresinden ve işine geldiği gibi hareket eden algı ekseninde hareket eder. Anlamak istediğini anlar, görmek istediğini görür. Bireylerde, bilincin oluşmasından sonra başlayan süreçte ana faktör eğitimdir. Burada eğitim sisteminin artı ya da eksilerini irdelememekteyiz. Ancak toplumu temel ihtiyaçlarından (Doymak, barınmak, giyinmek) sonra eğitim ile yasalarla gelenekler ayakta tutar.

En iyi eğitim sistemi ve Dünya’daki en çağdaş yasalarıyla yönetilen bir noktada yaşıyor olsanız da “Ön yargı” Negativizmin temel gıdasıdır. Herkes, gerçekleştirebilir ya da gerçekleştiremez ama kendi arzularına göre düşünür. Sorgulama biçimi, beklentileri ve tepkilerinde ön yargı hep egemendir!


“İkilem” başlıklı yazımız, bu nedenle negatif ve pozitif pencerelerden her iki anlamda da algı yaratabilecek bir üslûpla yazıldı…


Şimdi sabrınız varsa yazının baş tarafını bir kez daha okuyunuz. Bilerek ve isteyerek çelişkili ifadeler içeren cümlelerde, pozitif ya da negatif tarafta olduğunuza siz karar verin… Felsefeniz bol olsun

 

Bojidar Çipof

15 Kasım 2014

5 Haziran 2011 Pazar

PARADİGMA, NİCELİK ve NİTELİK


Bu akşam “paradigma”  “nicelik” ve nitelik” kafamıza takıldı ve bu konuda biraz kelâm etmeye ya da ahkâm kesmeye karar verdik.  İlk olarak, burada yazılanların ve varılan sentezin; yazarın kendi fikirleri olduğunu ve “bence” söylemler içerdiğini ile kendi yaşam paradigması içinde vardığı sonuçlar olduğunu da baştan ve peşinen belirtelim…

Paradigmanın ele alınabilmesi için ortada “bilimsel” mahiyette bir araştırmanın söz konusu olması gerekliliği vardır. Bilimsellik bir işin içinde ise o zaman da ortada matematik veriler olması gerekir. İnsan yaşamının da matematik verilerden oluştuğunu unutmadan, her bilim sahasının, aynı zamanda kendi alanında araştırmalarla imajlar ürettiğini ve neyin ve nereye kadar, hangi yöntemle araştırılması gerekliliğini ortaya koyduğunu, bunları değerlendirerek kuralları belirlediğini, ilişkilendirdiğini ifade etmeliyiz.

Paradigma hakkında şöyle bir araştırma yapmaya görün. Ne kadar da çokmuş diyebilirsiniz. Evet, felsefi kavramların çokluğu kadar çoktur ve bunlardan dillerle “pelesenk” olmuşlarına da özellikle burada yer vermek istemedik. Paradigmaların; çağımızın beklentisi ile doğru orantılı olarak, dışlayıcı, ayrıştırıcı, cepheleştirici olmaması ve toplumun tüm katmanlarını ”kapsayıcı” olması ise temel dileğimizdir.

Paradigma; “En kısa yoldan, bir cümle ile nedir?” diye soruyorsanız; “değerler dizisi” de diyebiliriz ya da “felsefi bilgidir” de diyebiliriz.

Paradigma, bir değerler dizisi ise o zaman değerlerimize haydi sahip çıkalım. Çünkü bunu kabullenmesek de son günlerde buna çok ihtiyacımız var. Paradigma, bir felsefi bilgi ise o zaman da insanlık tarihinin en güzel felsefi söylemlerine, aşk, sevgi, sevda, mutluluk, umut, sevecenlik, insancıllık ve diğer tüm erdemsel içerikli felsefi kavramlara sahip çıkalım. Fakat bunları yaparken kolaycılığa da gitmeyelim.  

Düşünelim!

Bu yazıda “düşünme” yetisinin önemine de değinmek istiyoruz. Bu yetiyi kullanarak belleğimize alacağımız her veriyi ise özenle seçelim. Bilgisayarlar bazen fazla bilgiden çökerler! Bunu anımsayalım ki biz de çökmeyelim!

Fırsat buldukça kitap okuyalım… Ekrandakileri okumak başka bir şeydir, elinde bir kitabı tutmak başka bir şeydir. Bu bir duygudur, bir sevgidir, o nesne ile duygusal bir bağdır. Adeta o kâğıt tomarı ile insan arasında kurulan bir sevgi köprüsüdür. Kitap okumak bireyin “düşünme” yetisine yapacağı en büyük antrenmandır.

Bu yazımızda “nicel anlam” (sayılabilen, ölçülebilen, örneğin= büyük zeytin, iri kilim, ufak kaşık) yüklenmemiş ifadelere de “negatif açı”dan vurgu yapacağız. Elbette ki işin nicel yanı insan yaşamı ile iç içedir ve doğru orantılıdır. Yazımızdaki tümcelere “pozitivist” bir açıdan bakmak ve “nitel anlam” yüklemek (örneğin; çok güzel gün, güzel davranış, mutlu insan) dileğindeyiz.

Epistemolojik” (bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe) anlayışa göre; bireyler deneyimlerini dış dünyada kazanırlar. Ancak “anlam” bireyden bağımsız olarak değil ancak birey tarafından Dünya’ya verilmektedir. Düşünme; bireyin en büyük yetisi olmakla birlikte, her bireyin düşünme yetisini tam olarak kullanmadığı da bilinen en büyük sorundur/gerçektir. Bunun getirdiği en büyük tehlike de bireyin sahip olduğu en önemli yeti olan “düşünme” yetisini birilerine teslim etmesi ya da kısaca “usunu tutsak” ettirmesidir.

Bu bağlamda; “Düşünmenin en tembel şekli dışarıdan pompalanmış yanlış ya da kötü bilgilerin gerçek olarak algılanarak belleğe atılması ve sahiplenilmesidir.” şeklinde bir söylem abartılı olmayacaktır. Düşünmenin, tarihsel süreçte en kolay tutsak edilmesi en çok din ile sağlanmıştır. Dini kendi amaçları doğrultusunda kullanarak maddi ve yönetsel çıkar sağlayıcılarının, bireyin usunu tutsak etme adına Dünya Tarihi’nde en çok yaptıkları eylem budur. Tarihsel süreçte ve kitapsız dinlerde bu çok daha kolay olmuş, bireyler “putlara” taptırılmıştır. Tabi bunun bir de ideolojik açısı vardır ki din adına değil de farklı ideolojiler adına düşünmenin tutsaklığı çok sık rastlanan bir durumdurve çok da tehlikelidir.

Son yılların en büyük tehlikesi bu bağlamda; internete “puta tapar” gibi bağlananların artışı ve bunun bir tezahürü olarak artan psikolojik sorunlardır. Bireyler “düşünme” işini neredeyse bilgisayarlara bırakmış ve adeta “robot”laşmışlardır.

Düşünmenin, eyleme geçtiği yani sözle ya da yazı ile ortaya çıktığı, ürün halini aldığı “düşünce”nin, toplumlarda yürürlükte olan yasa, tüzük ve yönetmelikler ile insanların birbirine duyması gereken saygı çerçevesinde ve “etik” kurallar da göz önüne alınmak şartıyla ortaya çıkması her koşulda mümkün olmamaktadır.

Bu uzun tümceyi bir de şu şekilde ifade edelim:

Düşünce kimi zaman “cesur”dur, kimi zaman “ürkek”tir, kimi zaman da “korkak”tır. Burada düşünce özgürlüğü de dâhil olmak üzere çok geniş bir senteze varmak gerekliliği vardır. Zira düşünmenin ürün olarak ortaya konma şekli olan düşünce; nerede, ne kadar özgür olmalıdır? Bu soruyu da düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, bastırılması şeklinde düşünmeyip, düşünme özgürlüğü adı altında ve yasalardan çok “etik” açıdan; hatalı, kötü hatta “ayıp” olan söylemleri kast ettik. Çünkü bu tür bir söylem oluşmuşsa, doğal olarak bu da bir düşünmenin eylemidir. Düşünmenin tutsak edilmemesi kadar, düşünmenin eylemsel şekli olan düşüncenin de başka bireylere zarar vermemesi, kırmaması gereklidir.

Paradigma” için  “değerler dizisi” de diyebiliriz, “felsefi bilgidir” de diyebiliriz.” söylemimizin üzerinden şöyle yürümeye başlayalım: Felsefi bilgiler ve kavramlar, “İnsanlıkTarihi”nin yol taşlarıdır. İdeolojik olanlarını bu konumuzun dışına atarsak, bu kavramlardaki temel ortak nokta “erdem”dir. Erdemlerden yola çıkarak, düşünmenin saflığını da vurgulamak kaydıyla ve de düşünmeden ortaya çıkacak düşüncenin de başta “ahlâksal” noktalarda bir başka bireye zarar vermeyeceği hususunda gereken yere vardığımızda; artık sıra pozitif açıdan nitel kavramlar yaratmaya gelmiştir.

Burada nitel anlam yüklemede, “pozitivist” bakış açısının gerekliliğini de vurgulamak istiyoruz. Zira nitel anlam yüklemede “çok kötü bir gün” ve benzeri sonsuz negatif tanımlamalar da yapılabilir. Yaşam ne kadar pozitif bir olgu ise o zaman da bize düşen yaratacağımız ya da çok zaman yaratmak zorunda kalınan nitel anlamları pozitif yaratmamız, pozitife çevirmeye çalışmamız ve bu pozitivizmi yaşamımıza “egemen” kılmamızdır.

Burada ne yazık ki internetin ve sosyal paylaşım sitelerinin neredeyse insan yaşamına “egemen” olduğu Dünya’mızda bir yaraya da parmak basmak gereği vardır.

Nicelik”, yani arkadaş listelerini kabartmak peşinde olan, insan koleksiyoncularına, koleksiyonlarındaki “arkadaş”larının “nitelik”lerine de dikkat etmeleri hususunu önemle anımsatmak istiyoruz. Zira bilgisayar virüsü kadar tehlikeli olabilecek; “paradigmal zihinsel enfeksiyon” kapma riski buralarda çok yüksektir. Tarihsel süreçte usun farklı yöntemlerle tutsak olma serüvenine -iş icabı monitör karşısında gün boyu olmak zorunda olanları bu söylemin dışında tutarak- monitör karşısında, amaçsız bir şekilde “bakakalan” ya da “dona kalan”ların çokluğu moral bozucu bir şekilde katılmıştır.

Paradigma”nız çerçevesinde, etrafınızdaki “nicelik”lerin en yüksek “nitelik”lerle “mücehhez”  (dolu -ya da- donanmış) olması dileğiyle…


Bu yazı yukarıdan aşağıya bencedir…

Ya sizce?

Birkaç sözünüz varsa bekleriz…


Bojidar Çipof
6 Haziran 2011