9 Ekim 2014 Perşembe

SEN VARSIN…



Belki aynı yerlerde dolaştık farklı anlarda

Belki aynı sinemalara gittik ayrı seanslarda

Aynı parkın bankında oturmuş olabiliriz

Aynı kebapçı, dönerci, çorbacı, aynı, aynı, aynı

Mekânlar aynı ama zamanlar farklı…

Hiç denk gelmeden yaşamak bu olsa gerek

Hani Dünya küçüktü, hani sevenler buluşurdu

Rastlaşırdı, kavuşurdu vesaire, vesaire sözler...

Asırlardır kandırdılar mı boşa bu kadar insanı?

Dolandırdılar mı en saf duygularımızı aldıkça?

Belki farklı farklı aşklar yaşadık süreçte

Ya da aşk sandık yaşadıklarımızı ayrı iken

Çünkü her aşk dediğimin ardından seni andım

Her yalnız kaldığımda kendimle olduğumda

Senin gölgen vardı yanımda

Gideni anmak gelmedi aklıma sadece sen vardın

Bana dediğin gibi “Sen varsın…”

Hiç değilse gözyaşlarında buluşsak…

Mesela aynı filmi izleyerek ağlamak gibi

Ya da aynı melodiyi dinlerken ikişer damla akıtsak…

Eminim ki mekânı tutturduk zamanda denk gelmedik

Ve eminim ki eşzamanlı ağlıyoruz

Ve eminim ki gözyaşlarında buluşuyoruz

…………..

Bana dediğin gibi “Sen varsın…”


Bojidar Çipof
26 Ocak 2013 






6 Ekim 2014 Pazartesi

RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS’UN DOĞU KARADENİZ GEZİSİ


Rum Patriği Bartholomeos, geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında beraberinde bir heyetle birlikte Doğu Karadeniz gezisi yaparak bölgedeki metruk kiliseler ile zaman içinde kamu alanı olmuş eski kilise mülkleri ile ilgili araştırmalar yaptı.

Evvelâ Trabzon’a gelen Patrik Bartholomeos, burada bulunan Kızlar Manastırı ve Fatih Küçük Camisi’ni gezdi. Bilindiği gibi son 5 sene her 15 Ağustos’ta Sümela Manastırı’nda Bartholomoes’un icra ettiği ayinler yapılmaktadır. 15 Ağustos; Hırıstiyanlıkta “Meryem Ana Yortusu” olarak kutlanmaktır ve 15 Ağustos aynı zamanda Fatih sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u fethederek “Rum Pontus İmparatorluğu”nu tarih sahnesinden sildiği gündür.

Yerel gazetelerde; 5 yıldır yapılan Sümela Manastırı’ndaki ayin dışında ilk defa gezi amaçlı Trabzon’a gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos hakkında yazılar çıktı. Bu gezilerin aynı zamanda turistik getirisi de olduğu için yerel işletmeciler açısından ise memnuniyet yaratmaktadır.

Rum Patriği Bartholomeos’un ziyaret ettiği Kızlar Manastırı; Trabzon Boztepe’nin yamacında şehre hâkim bir mevkidedir. 14. yüzyılda İmparator 3.Aleksios (D:5 Ekim 1338-Ö:20 Mart 1390) tarafından kurulmuştur. Vaftiz adı Yunannes olan 3.Aleksios;1349’dan vefat ettiği 1390’a kadar uzun bir süre imparatorluk yapmıştır. Bu bağlamda Pontus İmparatorluğu tarihinin önemli bir figürüdür. İmparator Basileus ile Trabzon’lu olarak anılan Kraliçe İrene’nin oğludur ve dedesi 2.Aleksius’un adı ile tahta geçmiştir.

Fatih Küçük Camii Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u fethinin ardından vakfedilerek camiye çevrilen Trabzon’un ve fethinin sembol eserlerindendir. Fatih Küçük Camii ilk olarak Flavius Claudius Julianus  tarafından yaptırılmış olup Trabzon’un Fethinden önce Altınbaşlı (Kızılbaşlı) Meryem Ana Kilisesi olarak anılmakta idi.

Felsefi çalışmalarından ötürü yaşamı süresince ve ardından gelen imparatorlar tarafından arasında Filozof sıfatıyla anılmış olan Flavius Claudius Julianus (D:331-Ö:26 Haziran 363) 361 ile 361 yılları arasında imparator olup Gerek Roma İmparatorluğu ve gerekse de Hıristiyanlık tarihi açısından ilginç bir figürdür. Julianus Apostata (Dönme Julianus) olarak  da anılmakta olup Roma’nın son pagan imparatorudur. İmparatorluktaki çöküşü durdurmak amacıyla geleneksel ibadeti geri getirmeye çalışmış ve Hıristiyanlığı reddetmiştir. Bu nedenle Hıristiyanlar tarafından dönek olarak de adlandırılmıştır.

Kemerkaya Camisi, Rum Patriği Bartholomeos’un ziyaret ettiği bir başka camidir. Kemerkaya Mahallesi’nde bulunan bu camiinin yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte mihrap üzerinde bulunan H. 1306 (Miladi:1888) tarihinin kiliseden dönüştürüldüğü tarih olduğu düşünülmektedir. Bartholomeos’un bu camiye yaptığı ziyaret ise kiliseden dönüşmeyi doğrular niteliktedir.

Bartholomeos Kemerkaya Camisi’nin ardından evvelâ Çömlekçi Mahallesi’nde bulunan, kiliseden camiye dönüştürülmüş Hüsnü Göktüğ Paşa Camisi’ne ve ardından Esentepe Mahallesi’ndeki, 14. Yüzyıl’da Aziz Philip adına yapılmış ve yine kiliseden camiye dönüştürülmüş olan Kudrettin Camisi’ne gitti.  Cami çıkışında vatandaşlarla sohbet eden Bartholomoes’a bir vatandaş; “Biz camilerimize çok iyi bakıyoruz, siz merak etmeyin." dedi.

Trabzon'un fethine dair mevcut hatırat ve belgelerden, Fatih'in kenti fethi sırasında Trabzon Rum Devleti ve Ortodokslar için önemli olan bu iki kiliseyi, kente Türk mührünü vurmak üzere camiye dönüştürdüğü bilinmektedir. Bu iki kilisenin dışında, bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilen herhangi bir kilise bulunmamaktadır.

Bartholomeos daha sonra yakında restore edileceği belirtilen Küçük Ayvasıl Kilisesi'ne (Aziz Anna) gitti. Şu anda metruk bir halde olan Küçük Ayvasıl Kilisesi; Trabzon’un en eski kiliselerinden biridir ve 1923 yılına kadar kilise olarak hizmet vermiştir. Tam yapım tarihi bilinmemekle birlikte girişinde bulunan bir Bizans kabartmasında 884-885 tarihinde İmparator 1.Basileius tarafından onarımı yapıldığı hakkında bilgi vardır. Trabzon’u ziyaret eden Rum/Yunan turistler tarafından, 1923 yılına kadar faal kilise olması nedeniyle özel ilgi noktasıdır.

Bartholomeos ve beraberindekiler bu gezi kapsamında karayolu ile Gümüşhane üzerinden Giresun’a geçerek ilk olarak 18. Asırda inşa edilmiş olan Aya Nikola Kilisesi’ni ziyaret ettiler. Bu ziyaret hakkında Yunan medyasında çıkan çok sayıda haberde Trabzon; “Pontos“ olarak nitelendirildi. Bu kilise; 1924 yılına kadar faaliyette olup nüfus mübadele sonrasında işlevini kapanmış, 1948 ile 1967 arasında hapishane olarak kullanılmıştır. Kültür Bakanlığı tarafından 1982 yılında restore edilerek günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.  

Bartholomeos beraberindeki din adamları müzede özellikle Hıristiyan dini objelerini ve müzede bulanan çanları incelemişlerdir. Bartholomeos ve beraberindekilerin Giresun gezisinin ikinci ayağında, Giresun Kale Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yer aldı.

Şebinkarahisar Kayadibi Köyü’ndeki restorasyonu bu yıl tamamlanan Meryemana Manastırı’nı da ziyaret eden Bartholomeos burada kısa bir ayin yaptı. Bartholomeos çıkışta kendisine ilgi gösteren vatandaşlara buranın tanıtımını yapacağını söyledi. Meryemana Manastırı’nın bir özelliği; Türkiye’de kaya içine inşa edilmiş 2. büyük manastır olmasıdır.

Patrik ve beraberindekiler, Giresun’dan Ordu’ya geçtiler ve 1853 yılında yörede yerleşik Rumlar tarafından yaptırılan ve halen Kültür Merkezi olarak kullanılan Taşbaşı Kilisesi’ni gezdiler. Bartholomeos girişte bulunan ve 100 yıl önce çekilen fotoğraflarını inceledikten sonra kilisenin mimari ve sanat yapısının değişip değişmediğini inceledi.

Patrik Bartholomeos’un Ordu gezisi Düz Mahalle’de 1860 yılında yaptırılan ve bugün tiyatro olarak kullanılan bir başka Rum kilisesini de ziyaret etti. Ordu ziyaretinin ardından heyet yine Giresun'a döndü ve Bulancak İlçesi’nde yapımı sürdürülen Sarayburnu Camisi ile Aya Yorgi Kilisesi kalıntılarını gezdi. Sarayburnu Camisi ve Külliyatı Yapma ve Yaşatma Derneği üyelerinden camiyle ilgili bilgi aldı. Bartholomeos, Sarayburnu Camisi ile ilgili olan ilgisini, yeni inşa edilen bu camiyi görmek olarak ifade etti. Sarayburnu Camisi’nin ardından Şahinyuva Köyü’ndeki Aya Yorgi Kilisesi kalıntılarını da gezdi ve muhtardan köy halkıyla ilgili bilgiler alarak köylülerle hatıra fotoğrafları çektirdi.

Bartholomeos ve beraberindekiler, Sürmene İlçesi'nde camiye dönüştürülen Dirlik Köyü’nde bulunan ve camiye dönüştürülen tarihi Cida Kilisesi’ni de bu gezi kapsamında gezdiler. 120 yıllık bir yapı olan Cida Kilisesi; köylüler tarafından onarılarak ibadete açılmış, daha sonra Trabzon Müftülüğü tarafından da ikinci bir onarım geçirmiştir. Bu camii/kilisenin tabelasına köylüler tarafından hem camii hem de kilise yazılmış olması sebebiyle ilginç bir durumu söz konusudur. 2006 yılında cinayete kurban giden Santa Maria Kilisesi’nin rahibi Andrea Santoro’nun cemaatine, bu tarihi yapıyı mutlaka ziyaret etmelerini tavsiye ettiği de bilinmektedir.

Bartholomeos’a bu Doğu Karadeniz gezisinde; Neapolis Metropoliti Barnabas, Drama Metropoliti Sygkellos Ambrose ve Petros Manastırı'ndan Archimandrit Dionysios refakat ettiler.



AKSİSEDA…



Diyeceğim şu ki:

Artık aksisedalarım yok sana

Her ne diyeceksen kendine söyle

Az kaldı zaten gidiyorum buralardan

Başka limanlarda arayacağım hayatı

Hep yaptığım gibi başka bedenlerde,

Arkama bakmadan seni anmadan,

Sürdüreceğim yaşamımı…

Hem geride kalan bir şey yoksa,

Her şey söylenmişse sedaya ne hacet

Diyeceğim şu ki:

Artık aksisedalarım yok sana!



Bojidar Çipof
6 Ekim 2014 



3 Ekim 2014 Cuma

HAYATLA “Tİ” GEÇMEK


Hayat;

“Ti” geçiyorum artık seninle

Elinden geleni ardına koyma!

Şarkılar bana bir şey yapamadı

Dalgalar, fırtınalar mı yıldıracak?

Zamanın kara gözleri mi ya da?

Zor kişiyi yorar
Bazen ise direncini arttırır
Ve daha da zor arar kişi, sürekli zorlar
Yürek bundan coşkun bir pınar gibi delidir
Hayatı zorlar biteviye
İllâ da bir hedefe varır deli gönül
Bazen vuslata, bazen hasrete varır
Sorun değil hayat;

“Ti” geçiyorum artık seninle

Elinden geleni ardına koyma!


Bojidar Çipof
3 Ekim 2014 



BAK KALBİM!


 

Bak kalbim!

Yaşam nehrinde sular çok hızlı akıyormuş

Çok koştum aralarda ama yetişemedim

Durdurmaya da çalıştım ama beceremedim

Sen “O” dedin, ben ne kadar “Onlar”la boğuştum

Kusura bakma kalbim

Sen yine “Onlar”la idare et!

“Onlar” çok ama aradığın tekti sana sığmadılar…



Bojidar Çipof
2 Ekim 2014 Yeşilköy







28 Eylül 2014 Pazar

AUTUMN LEAVES



Sonbahar Yaprakları gibi uçup,

Kışı beklemeden koptular dallarından…

İlkbaharın ılımanlığında olmuş,

Yaz boyu el sallamışlardı birbirlerine

Ama Eylül gibi bitmeye çok aceleciydiler!

Dallarından koptular ve savruldular…

Bir kez daha İlkbahar nasip olmaz ki yaprağa

Şimdi Sonbahar yağmurları ıslatıyor

Kış gelmeden içlerinde titremekteler

Ve Autumn Leaves’i dinliyorlar

Şarkı; pencerenin önündeki

Düşen yaprakları anlatıyor

Kırmızı ve altın rengi yaprakları

Autumn Leaves daha çok şeyler anlatıyor

Eylül bitmeden dinlemelisiniz…


Bojidar Çipof
28 Eylül 2014 




27 Eylül 2014 Cumartesi

HADİ GİT!



Hadi gel unutturmak için seni bana

Hadi gel topla senden artakalanları

Hadi gel çıkart benden kendini 

Hadi git bu kez unuttur seni bana…


Bojidar Çipof
27 Eylül 2014 Yeşilköy



25 Eylül 2014 Perşembe

VAZGEÇERSİN



Kucağında saçlarını okşayıp

Karşında gözlerine bakmak istersin

Ve birden aklına gelir!

“Ya onlar da sahte ise?”

Elini usulca çekersin,

Gözlerini de alarak gidersin…

Vazgeçersin!


Bojidar Çipof
19 Eylül 2014 


15 Eylül 2014 Pazartesi

NOKTA’NIN ÖNEMİ!



Her bireyin hayatında noktaların yeri önemli olmalıdır. “Nokta” tamlıktır, tümlüktür, kesinliktir…

Nokta; bir başka anlamda ise uzaması mümkün olmayan tümceyi ya da eylem bağlamında son sözü simgeler, sonlandırır, boşuna uzatmaz…

Bu “imlâ” işaretinden yola çıkarak noktaları yaşamımızla özdeşleştirelim ya da başka bir deyişle “nokta” ile biraz “alegori” yapalım…

İnsan da Dünya’daki milyarlarca beden arasındaki bir birey, küçücük bir nokta değil midir? Ve doğum; sayısız virgülle dolacak yaşamın başlangıç noktasıdır…

Ergenlik çağında karşı cinse duyulan platonik duyguların ya da güdüsel isteklerin başlangıcı da yaşamda önemli bir noktadır. İlk aşk ya da ilk flört, ilk öpüşme ya da ilk cinsel deneyim. Bunlar da bireyin yaşamında unutulmayacak izler bırakan önemli noktalardır.

Biz bu yazıda, yaşam sürecimizde noktanın gerektiği an ve gerektiği gibi kullanılmasının önemini ve onurumuz için bir nokta koymak gerektiğinde nasıl davranmamız ya da davranmamamızı irdeleyelim…

Evvela şu altın tümceyle başlamak gerek: “Hiçbir zaman geç değildir.” Evet, bu çok doğru bir söylemdir ve gerçekten insan yaşamında hiç bir zaman geç kalınmış sayılmaz.

Zaman; çok hızla akan ve çok önemli bir edinimimizdir ve boşa harcanmamalıdır. Bu hızla akan zaman nehrinde; kaçırılan fırsatlarla ilgili çok hayıflandığımız, üzüldüğümüz hatta kahrolduğumuz olaylar yaşamın tam da gerçeğidir.

Her bireyin yaşam sürecinde bu tür farklı kayıplar vardır. Ama “Hiçbir zaman geç değildir.”  Ve bu aşkta da böyledir.

Aşkta; “Onun aşkından kahroldum”  söyleminde olduğu gibi ayakların yere basmaması, mutluluk sarhoşu olmak da var, kahrolmak da var…

Kahroldum”da genel olarak bir sonlanma var! Bunu bir nokta ile simgeleyebiliriz.  Ama bunun bir de “kahroluyorum” ayağı var ki bu tam bir facia durumudur! Bunu da virgül ya da noktalı virgül ile simgeleyebiliriz. Çünkü “Kahroluyorum”  nokta konulmamış ya da konulamamış durumlardır ve bu bağlamda virgül ya da noktalı virgül ile devam eden “kahır” halidir…

Kahrolma” hali; içinde tıbbı ilgilendirecek psişik bir durumu da barındırır. Ancak bu durumda en iyi ilaç; sürekli ya da geçici olarak “plasebo etkisi” yaratacak “birini” bulmaktır…

Bir ilişki bitmişse,

Uzun bir süreden sonra bitmişse,

Çok kısa bir süreden sonra bitmişse

Ya da başlayamadan bitmişse;

Yapılması gereken tek hareket “nokta” koymaktır.


İşte burada taraflardan biri zaaf göstererek “nokta”nın ardından bir de “virgül” atarsa o andan itibaren ortaya “kaotik” bir durum çıkar! (Bu cümle geneldir, özel durumda olanlar üstüne alınmasın!)

Özel durumu olanları, burada üzüntüyle ifade etmek ya da anmak gerekir. Çünkü bunlar Dünya nüfusunun toplamında, önemli bir yüzde teşkil ederler ve zamanı geldiğinde bir “çizik” atamazlar…

Zamanı geldiğinde hak edeni “çizememenin” yani bir “son nokta” koyamamanın bedelini ise birey  (Genelde) çok “acı” öder!

Bu durumda ortaya çıkan  “acılaşma hali” çok yüksektir ve bir de bakarsınız birey; “acılı arabesk” eşliğinde kendi bedenini “çizdirmeye” kadar gider. Böyle bir durum “vuku” olunca doğal olarak ortaya “vukuat” çıkar.

Şu soru çok sık sorulabilir: “Madem noktadan sonra “virgül” atacaktın neden “noktalı virgül” atarak “imlâ” kurallarına uymadın?

Noktalı virgülden sonra devam etmek kolaydır... Ama noktadan sonra açılan cümle zaten baştan “yüklemsiz” olacağından kişi yaşamıyla ilgili atacağı bu yanlış virgülle hayatını “yüklemsizliğe” sürükler.

Zamanı geldiğinde/gerektiğinde atılan bir “son nokta” o an belki bir acı yaratacaktır ve bunun acısını atlatmak zaman da alacaktır. Ancak şu meşhur ve yukarıda andığımız deyiş bu esnada önemini gösterir:

Hiçbir zaman geç değildir.” 

Mademki hiç bir zaman geç kalınmıyor, ortaya dillere pelesenk olmuş “diş ağrısı” olarak tanımlanan durum çıkabilir… Burada sembolize edilen “diş ağrıları” kişinin yaşamında huzur kalmaması halidir…

Bir yanlış “nokta” nasıl ki bir yazının tümlüğünü etkiliyorsa, atılamamış bir “son nokta” da yaşamın tümlüğünü etkiler.  “Diş ağrıları”  misali huzursuz anlar başlar…

Son olarak: Yaşam sürecimizde “zaman” ve “şart” gerektirmişse, zamanla kast edilen bir “an” oluşmuşsa, şartla kast edilen bir “prensip” çiğnenmişse ve de gerçekten gerekmişse o “nokta” konulmalıdır.

Ama sonra buna uyamayacaksanız o zaman, cümleyi bozmayın ve “yüklemsiz” hale getirmeyin ki hayatınız “yüklemsizliğe” sürüklenmesin.


Bojidar Çipof
16 Eylül 2014 




14 Eylül 2014 Pazar

EYLÜL HALLERİ




Yaz” bitti!

Gün; “Sonbahar”…

Eylül” hallerindeyim

Telaş; “Kış”a hazırlıktandır…


Bojidar Çipof
15 Eylül 2014