sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2015 Pazar

ŞİİR: AUTUMN LEAVES (BOJİDAR ÇİPOF)



Sonbahar Yaprakları gibi uçup,

Kışı beklemeden koptular dallarından…

İlkbaharın ılımanlığında olmuş,

Yaz boyu el sallamışlardı birbirlerine

Ama Eylül gibi bitmeye çok aceleciydiler!

Dallarından koptular ve savruldular…

Bir kez daha İlkbahar nasip olmaz ki yaprağa

Şimdi Sonbahar yağmurları ıslatıyor

Kış gelmeden içlerinde titremekteler

Ve Autumn Leaves’i dinliyorlar

Şarkı; pencerenin önündeki

Düşen yaprakları anlatıyor

Kırmızı ve altın rengi yaprakları

Autumn Leaves daha çok şeyler anlatıyor

Eylül bitmeden dinlemelisiniz…


Bojidar Çipof
28 Eylül 2014 

21 Kasım 2015 Cumartesi

SON DEMLERİNİ VURAN BİR EYLÜL GECESİ


Gece; Eylül, Eylül kokarak yaklaşıyordu! Güneş henüz batmamış, denizin maviliği ile buluşmaktaydı. Aradaki kaç bin mesafe ile geceye hazırlanıyorlardı birlikte…

Güneş; üzerindeki kırmızı giysiyi yavaşça çıkararak denizde kaybolmaya başlayınca,  deniz de çıkardı mavi giysisini ve gecenin karanlığını aldı üstüne… Kırmızı ve mavi son demlerini vuran bir Eylül gecesinde kayboldular…

Eylül’ün kokusu diğer aylara benzemez. Çünkü bazen bitiş, bazen de başlangıçtır Eylül… Bazen yiten bir koku, bazen de yeni duyulan bir hazdır Eylül…

Son demlerini vuran bir Eylül gecesiydi yaşanan…


Bojidar Çipof
26 Eylül 2015 


4 Eylül 2015 Cuma

GÜZE NE KALDI Kİ?



Güze ne kaldı ki?

Yine hazan şarkıları söylenecek,

Şiirlerde dökülen yapraklar dizelenecek,

Hüzün; içinde anılarla dans ederken

Ertelemeler gelecek aklına…

Kimi eski sevdalar da anımsanacak süreçte…

Belki gereksizdi diyeceksin,

Belki de içini burkacak bu…

Güze ne kaldı ki?



Bojidar Çipof
11 Ağustos 2015 





3 Ekim 2014 Cuma

HAYATLA “Tİ” GEÇMEK


Hayat;

“Ti” geçiyorum artık seninle

Elinden geleni ardına koyma!

Şarkılar bana bir şey yapamadı

Dalgalar, fırtınalar mı yıldıracak?

Zamanın kara gözleri mi ya da?

Zor kişiyi yorar
Bazen ise direncini arttırır
Ve daha da zor arar kişi, sürekli zorlar
Yürek bundan coşkun bir pınar gibi delidir
Hayatı zorlar biteviye
İllâ da bir hedefe varır deli gönül
Bazen vuslata, bazen hasrete varır
Sorun değil hayat;

“Ti” geçiyorum artık seninle

Elinden geleni ardına koyma!


Bojidar Çipof
3 Ekim 2014 



BAK KALBİM!


 

Bak kalbim!

Yaşam nehrinde sular çok hızlı akıyormuş

Çok koştum aralarda ama yetişemedim

Durdurmaya da çalıştım ama beceremedim

Sen “O” dedin, ben ne kadar “Onlar”la boğuştum

Kusura bakma kalbim

Sen yine “Onlar”la idare et!

“Onlar” çok ama aradığın tekti sana sığmadılar…



Bojidar Çipof
2 Ekim 2014 Yeşilköy







28 Eylül 2014 Pazar

AUTUMN LEAVES



Sonbahar Yaprakları gibi uçup,

Kışı beklemeden koptular dallarından…

İlkbaharın ılımanlığında olmuş,

Yaz boyu el sallamışlardı birbirlerine

Ama Eylül gibi bitmeye çok aceleciydiler!

Dallarından koptular ve savruldular…

Bir kez daha İlkbahar nasip olmaz ki yaprağa

Şimdi Sonbahar yağmurları ıslatıyor

Kış gelmeden içlerinde titremekteler

Ve Autumn Leaves’i dinliyorlar

Şarkı; pencerenin önündeki

Düşen yaprakları anlatıyor

Kırmızı ve altın rengi yaprakları

Autumn Leaves daha çok şeyler anlatıyor

Eylül bitmeden dinlemelisiniz…


Bojidar Çipof
28 Eylül 2014 




15 Eylül 2014 Pazartesi

NOKTA’NIN ÖNEMİ!



Her bireyin hayatında noktaların yeri önemli olmalıdır. “Nokta” tamlıktır, tümlüktür, kesinliktir…

Nokta; bir başka anlamda ise uzaması mümkün olmayan tümceyi ya da eylem bağlamında son sözü simgeler, sonlandırır, boşuna uzatmaz…

Bu “imlâ” işaretinden yola çıkarak noktaları yaşamımızla özdeşleştirelim ya da başka bir deyişle “nokta” ile biraz “alegori” yapalım…

İnsan da Dünya’daki milyarlarca beden arasındaki bir birey, küçücük bir nokta değil midir? Ve doğum; sayısız virgülle dolacak yaşamın başlangıç noktasıdır…

Ergenlik çağında karşı cinse duyulan platonik duyguların ya da güdüsel isteklerin başlangıcı da yaşamda önemli bir noktadır. İlk aşk ya da ilk flört, ilk öpüşme ya da ilk cinsel deneyim. Bunlar da bireyin yaşamında unutulmayacak izler bırakan önemli noktalardır.

Biz bu yazıda, yaşam sürecimizde noktanın gerektiği an ve gerektiği gibi kullanılmasının önemini ve onurumuz için bir nokta koymak gerektiğinde nasıl davranmamız ya da davranmamamızı irdeleyelim…

Evvela şu altın tümceyle başlamak gerek: “Hiçbir zaman geç değildir.” Evet, bu çok doğru bir söylemdir ve gerçekten insan yaşamında hiç bir zaman geç kalınmış sayılmaz.

Zaman; çok hızla akan ve çok önemli bir edinimimizdir ve boşa harcanmamalıdır. Bu hızla akan zaman nehrinde; kaçırılan fırsatlarla ilgili çok hayıflandığımız, üzüldüğümüz hatta kahrolduğumuz olaylar yaşamın tam da gerçeğidir.

Her bireyin yaşam sürecinde bu tür farklı kayıplar vardır. Ama “Hiçbir zaman geç değildir.”  Ve bu aşkta da böyledir.

Aşkta; “Onun aşkından kahroldum”  söyleminde olduğu gibi ayakların yere basmaması, mutluluk sarhoşu olmak da var, kahrolmak da var…

Kahroldum”da genel olarak bir sonlanma var! Bunu bir nokta ile simgeleyebiliriz.  Ama bunun bir de “kahroluyorum” ayağı var ki bu tam bir facia durumudur! Bunu da virgül ya da noktalı virgül ile simgeleyebiliriz. Çünkü “Kahroluyorum”  nokta konulmamış ya da konulamamış durumlardır ve bu bağlamda virgül ya da noktalı virgül ile devam eden “kahır” halidir…

Kahrolma” hali; içinde tıbbı ilgilendirecek psişik bir durumu da barındırır. Ancak bu durumda en iyi ilaç; sürekli ya da geçici olarak “plasebo etkisi” yaratacak “birini” bulmaktır…

Bir ilişki bitmişse,

Uzun bir süreden sonra bitmişse,

Çok kısa bir süreden sonra bitmişse

Ya da başlayamadan bitmişse;

Yapılması gereken tek hareket “nokta” koymaktır.


İşte burada taraflardan biri zaaf göstererek “nokta”nın ardından bir de “virgül” atarsa o andan itibaren ortaya “kaotik” bir durum çıkar! (Bu cümle geneldir, özel durumda olanlar üstüne alınmasın!)

Özel durumu olanları, burada üzüntüyle ifade etmek ya da anmak gerekir. Çünkü bunlar Dünya nüfusunun toplamında, önemli bir yüzde teşkil ederler ve zamanı geldiğinde bir “çizik” atamazlar…

Zamanı geldiğinde hak edeni “çizememenin” yani bir “son nokta” koyamamanın bedelini ise birey  (Genelde) çok “acı” öder!

Bu durumda ortaya çıkan  “acılaşma hali” çok yüksektir ve bir de bakarsınız birey; “acılı arabesk” eşliğinde kendi bedenini “çizdirmeye” kadar gider. Böyle bir durum “vuku” olunca doğal olarak ortaya “vukuat” çıkar.

Şu soru çok sık sorulabilir: “Madem noktadan sonra “virgül” atacaktın neden “noktalı virgül” atarak “imlâ” kurallarına uymadın?

Noktalı virgülden sonra devam etmek kolaydır... Ama noktadan sonra açılan cümle zaten baştan “yüklemsiz” olacağından kişi yaşamıyla ilgili atacağı bu yanlış virgülle hayatını “yüklemsizliğe” sürükler.

Zamanı geldiğinde/gerektiğinde atılan bir “son nokta” o an belki bir acı yaratacaktır ve bunun acısını atlatmak zaman da alacaktır. Ancak şu meşhur ve yukarıda andığımız deyiş bu esnada önemini gösterir:

Hiçbir zaman geç değildir.” 

Mademki hiç bir zaman geç kalınmıyor, ortaya dillere pelesenk olmuş “diş ağrısı” olarak tanımlanan durum çıkabilir… Burada sembolize edilen “diş ağrıları” kişinin yaşamında huzur kalmaması halidir…

Bir yanlış “nokta” nasıl ki bir yazının tümlüğünü etkiliyorsa, atılamamış bir “son nokta” da yaşamın tümlüğünü etkiler.  “Diş ağrıları”  misali huzursuz anlar başlar…

Son olarak: Yaşam sürecimizde “zaman” ve “şart” gerektirmişse, zamanla kast edilen bir “an” oluşmuşsa, şartla kast edilen bir “prensip” çiğnenmişse ve de gerçekten gerekmişse o “nokta” konulmalıdır.

Ama sonra buna uyamayacaksanız o zaman, cümleyi bozmayın ve “yüklemsiz” hale getirmeyin ki hayatınız “yüklemsizliğe” sürüklenmesin.


Bojidar Çipof
16 Eylül 2014 




14 Eylül 2014 Pazar

EYLÜL HALLERİ




Yaz” bitti!

Gün; “Sonbahar”…

Eylül” hallerindeyim

Telaş; “Kış”a hazırlıktandır…


Bojidar Çipof
15 Eylül 2014 



5 Eylül 2014 Cuma

HER ŞEY MUTLAKA BİTER



Maç biter, uzatmalar oynanır

Uzatmalar biter, penaltılar başlar

Ve ardından her maç sonunda biter

Aynı yaşam gibi; her şey mutlaka biter…

Boşalan sahada beklemek anlamsızdır!


Bojidar Çipof  4 Eylül 2014 

SONBAHAR BAŞLADI



Yazın sıcağında, gecenin neminde,

Islak bedenlerin birbirine sarılarak,

Tenlerin bir diğerini kavurduğu,

Yüreklerin misafirliğinde,

Yanındayken zamanın durduğu,

Bir aşkın olsun derler…

Oysaki zaman durmamış!

Biz, günlerini saymamışız Yaz’ın

Anlarını demleyerek içmişiz sadece

Her salisesinin kıymetli olduğu,

Dakikalarını damıtarak yudumlamışız

Eylül kapısını açarak “tamam” dediğinde,

Yaşam gibi “Yaz” ve “Aşk”  sonlanınca

Anladık ki demlenen anlar gibi

Bardağın sonunu israf etmişiz!

Gün; “1 Eylül” Sonbahar başladı…


Bojidar Çipof 
1 Eylül 2014