Bojidar Çipof; 11 Mart 2011'de Tek Rumeli Tv'de Murat Er'in sunduğu "Gün Ortası" programına konuk oldu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Yunanistan ziyaretinin provokasyon olarak algılanması ve buna yapılan tepkiler ile son günlerde ortaya çıkan; 120 bin Rum'a vatandaşlık talebi hakkında ve "İkumeniki Omospondia Konstantinupolition" (Konstantinopleliler'in Ekümenik Federasyonu) adı altındaki bu oluşumun Türkiye'de ne yapmak istediğini analiz etti.
Araştırmacı Yazar ve Müzisyen Bojidar Çipof'un Bu Blogunda; Çeşitli Yerlerde Çıkan ya da Basılmış Yazıları, Makaleleri, Şiirleri ve Televizyon Programlarından Videolar Bulunmaktadır.
11 Mart 2011 Cuma
9 Mart 2011 Çarşamba
PATRİK KONSTANTİN ARABOĞLU HAKKINDA ARAŞTIRMACILARA KAYNAK BİLGİLER
Türkiye ile Yunanistan’ı 1925 yılında bir kez daha savaşmaya kadar götüren bir kişi olan Patrik 6.Konstantin’in (Konstantin Araboğlu) kemiklerini, 6 Mart 2011’de, Türkiye’ye çok sempatik bir şekilde sunarak Yunanistan’dan getirterek İstanbul’daki Balıklı Mezarlığı’nda bulunan patriklerin mezarları arasına gömdüler. Bu aslında Patrikhane açısından çok önemli bir adımdı ve medyanın da ilgisizliği ile kamuoyunda pek dikkate alınmadı. Ya da fazlasıyla sempatik bir şekilde sunuldu.Üzerinde
çalışmakta olduğumuz ve bilimsel veriler, belgeler ve kaynaklarla yazdığımız
bir kitap içindeki, bu konu ile ilgili bölümleri; araştırmacılara ve ilgili
medya mensuplarına daha geniş bir şekilde istifadeye sunma adına bu çalışmayı
siteye ekledik. Okunduğunda görülecektir ki kamuoyuna, basit bir mezarın nakli
gibi sunulan bu hadisenin Rum Patrikhanesi açısından çok önemli bir arka planı
vardır
PATRİK 6.KONSTANTİN (KONSTANTİN ARABOĞLU)
Patrik 6. Konstantin 17 Aralık 1924 ile 30 Ocak 1925 [1] tarihleri arasında patriklik yapmıştır. Selefi Patrik 6.Gregorios; 17 Kasım 1924’te ölünce yerine kimin patrik olacağı meselesi ortaya çıktı. Hükümet; seçilecek patriğin, Yunanlı ya da Türk düşmanı olmaması için, Rum Patrikhanesi'nin dikkatini çekti. Başta Rumca gazeteler olmak üzere Rum tarafı, Türk düşmanı birini patrik yapmak üzere çalışmalara, propaganda yapmaya başladılar. Alınan ilk haberlere göre, davranışları ve hareketleri pek uygun olmayan, Kadıköy Metropoliti, patrikliğe adaydı, ikinci bir isim olarak gündeme gelen Maçka Metropoliti Kirilos ise Rumca gazeteler tarafından bilhassa fena diye gösteriliyordu. Vatan Gazetesi bu konuda şunları yazdı: [2]
“... Alınan müvessik haberlere göre bunlar patrikliğe Kadıköy Metropolid’ini getirmek azmindedirler. Hâlbuki bu medropolidin ahval ve harekâtı pek malumdur. Rumca gazetelerin bilhassa fena diye gösterdikleri Maçka Metropolidi Kirilos'a gelince, gerçi metropolidlerden hiçbirinin hükûmete karşı âdem-i muhalefette bulunduğu tasavvur edilemezse de Maçka Metropolidi diğerlerine nazaran daha ehven vaziyettedir.
Hükûmet mahafilinden resmi bir mütalaa gelmemekle beraber Maçka Metropolidi Kirilos'un intihabda kazanması ile hasî telâkki edileceği anlaşılmaktadır. Esasen Kadıköy Metropolidi intihabda kazanmış olsa bile keyfiyet-i intihab neticelenememeğe mahkûmdur.”
Hükûmet mahafilinden resmi bir mütalaa gelmemekle beraber Maçka Metropolidi Kirilos'un intihabda kazanması ile hasî telâkki edileceği anlaşılmaktadır. Esasen Kadıköy Metropolidi intihabda kazanmış olsa bile keyfiyet-i intihab neticelenememeğe mahkûmdur.”
Patriğin kim olacağı tartışmaları Aralık ayının ortalarına kadar sürdü ve bu sefer ortaya, Yunan uyruklu “Terkos Metropoliti Konstantin”in adı atıldı. Terkos Metropoliti Konstantin Araboğlu; Mübadelei-Ahali Komisyonu’nun hazırladığı Yunanistan'a sevk edilecek Rumların listesinde yer almaktaydı ve bir müddet sonra da hudut dışı edilecekti. Mübadele kapsamına giren birinin Patrik seçilmesi durumunda, Türkiye’nin bu kişiyi sınır dışı edemeyeceğini düşünerek böyle bir komplo hazırlandı. Patrikhane’nin kendi görüşüne göre bir patrik sınır dışı edilirse yurt dışında tepkiler olacaktı. O tarihlerde İstanbul'da bulunan Yunan delegesi Eksindaris ile Sen Sinod üyeleri, “Terkos Metropoliti Konstantin”i seçmek üzere hazırlıklara başladılar. Asıl amaç bu şekilde Lozan Anlaşması'nı delmek ve diğer metropolitler için bir emsal oluşturmaktı. Bu suretle, diğer Yunan uyruklu Sen Sinod üyelerini de Mübadelei-Ahali kapsamı dışında tutmak ve İstanbul’da kalmalarını sağlamak mümkün olabilirdi. Konstantin'in sınır dışı edilmesinden sonra, Yunan delegesi Eksindaris ortalığı yaygaraya vermeye devam ederken, “Tevhid-i Efkâr Gazetesi” Eksindaris için şunları yazdı:[3]
“Meğer Türk matbuatı (Eksindaris) aleyhine yazılar yazmakta pek haklıymış bu adamın bildirimiz ve yazdığımız Türk aleyhtarı icraatına ilave olarak yeni bir marifetine de şahit oluyoruz (...) Türk Hükûmetinin hareketi patrikhane müessesesini mevcut teşkilat ve eşhas ile birlikte tanımış olan (Lozan) muahedesi ahkâmına muhaliftir.”
16 Aralık 1924 tarihinde İstanbul Vilayeti Patrikhaneyi ikaz ederek, bu kişinin mübadele listesinde olduğunu hatırlatmış ve gereksiz bir seçim yapılmamasını istemişti. Mübadelei-Ahali Komisyonunda görevli Türk delegesi Selahattin Bey gazetelere; “Konstantin kayıtsız şartsız mübadeleye tabii Rumlardandır. Esasen kendisi de bunu inkâr etmiyor. Lakin Metropolid olduğunu ileri sürerek istisnasını istiyor. Mübadele mukavelenamesinde böyle bir kayıt yoktur. Binâenaleyh ister Metropolid, ister Patrik olsun alalede bir Rum’dan farkı yoktur. Bu hususta katiyen tereddüt olamaz.” diyerek bu seçimi kabul etmenin mümkün olmadığını ifade etti. Buna rağmen 17 Aralık 1924 tarihinde Rum Patrikhanesi’nde Sen Sinod Meclisi olağanüstü toplanarak Konstantin’i patrik seçti ve Patrik tahtına oturttu.[4]
16 Aralık 1924 tarihinde İstanbul Vilayeti Patrikhaneyi ikaz ederek, bu kişinin mübadele listesinde olduğunu hatırlatmış ve gereksiz bir seçim yapılmamasını istemişti. Mübadelei-Ahali Komisyonunda görevli Türk delegesi Selahattin Bey gazetelere; “Konstantin kayıtsız şartsız mübadeleye tabii Rumlardandır. Esasen kendisi de bunu inkâr etmiyor. Lakin Metropolid olduğunu ileri sürerek istisnasını istiyor. Mübadele mukavelenamesinde böyle bir kayıt yoktur. Binâenaleyh ister Metropolid, ister Patrik olsun alalede bir Rum’dan farkı yoktur. Bu hususta katiyen tereddüt olamaz.” diyerek bu seçimi kabul etmenin mümkün olmadığını ifade etti. Buna rağmen 17 Aralık 1924 tarihinde Rum Patrikhanesi’nde Sen Sinod Meclisi olağanüstü toplanarak Konstantin’i patrik seçti ve Patrik tahtına oturttu.[4]
KONSTANTİN SINIR DIŞI EDİLİYOR
Vatan Gazetesi’nde, patrikhanenin seçilen patriğin sınır dışı edilmesinden dolayı endişe duymakta olduğu ve muhtemel sınır dışı işlemini durdurmak için ortalığı telaşa vermeye başladığı ayrıca Dünya kiliselerine telgraflar çekerek durumu protesto ettiği bildirildi. Bu arada Türkiye'nin geri adım atacağı düşünülerek dış basında büyük bir propaganda başladı. 30 Ocak 1925 sabahı İstanbul Polis Müdür Muavini İsmail Hakkı Bey bir gurup polis ile beraber Konstantin’i alarak Sirkeci Garı’ndan trene bindirdi ve sınır dışı etti. [5]
Yunan İçişleri Bakanı General Kondilis; Patriğin derhal geri dönmesini ya da Türkiye'ye savaş ilan edilmesini istiyordu. Yunanistan’da seferberlik ilan edildi, bir kaç tertip asker toplandı ve Türkiye'ye bir nota verildi. Bu notada; Türkiye’yi tekrar savaş açmakla tehdit ettiler. Yunanistan ayrıca Birleşmiş Milletlere de müracaat ederek. La Haye Adalet Divanı’na başvurmak istediğini bildirdi. Bu arada Fener Rum Patrikhanesi de boş durmuyordu. Dünya Kiliselerine telgraflar çekerek destek arıyorlardı. Patriğin sınır dışı edilmesi ile Türkiye’yi Lozan Anlaşması’nı ve anlaşmanın azınlıklar ile ilgili 44. maddesini ihlal etmekle suçlandı. Chicago Tribün Gazetesi de patriğin sınır dışı edilmesi ile ilgili Atina kaynaklı olarak. Yunan ordusundaki huzursuzluğu şöyle dile getirdi.
“Yunanistan Cemiyet-i ihraç edileceğine dair teminat isteyecektir. Harp tehlikesi böylece tamamen bertaraf olacaktır. Fakat hükûmet siyasetini değiştirerek itidale meyletmesi askerî mahafili kızdırmaktadır. Bunların kendince Yunan şeref ve namusu tehlikededir. Hâlbuki şarkî Türkiye’nin işgali kolay bir iştir.” Yukarıdaki haberi, alıntı olarak veren Vatan Gazetesi şunları yazdı:
“Şurasını hatırlatalım da Anadolu Harbini müteakip Yunan askerî ihtilali Şarkî Türkiye’yi muhafaza iddiasıyla tertip edilmiş, fakat ilk işi Şarkî Türkiye'den çekilmek olmuştu.” Gazete; Yunan Ordusu’nun bu beyanatının, pek ciddiye alınmaması gerektiğini de vurguladı. Aynı gazetede; İngiliz Daily Telgraf Gazetesi’nin, Atina kaynaklı bir haberinden yapılan alıntı ise daha da düşündürücüdür. Nüfuzlu bir Rum ile yapıldığı iddia edilen röportaja göre;
“Patrik 4.Konstantin İstanbul’dan ihraç edilmiştir. Mumaileyh ne istifa etmiştir ne de sinod tarafından “hal” edilmiştir. Sinod meclisi böyle bir işi yapamaz. Zira bu hareket ile Türk Hükûmeti’nin yaptığı muameleye kanunî bir şekil vermiş olur” denmiştir. Bu röportajın devamında da patrikhanenin İstanbul'da kalmasının, Lozan'daki Türk Heyeti’nden Rıza Nur’un yaptığı nezaketsizlik üzerine, İsmet Paşa'nın durumu düzeltmek için verdiği taviz olduğu şöyle iddia edilmektedir. [6]
“Rıza Nur Bey; Ermeni ve Patrikhane meselesinin konferansta mevzu bahsedilmesinden fevkalâde hiddet etti. Raportör Mösyö (Lakruva'nın) raporunu okumasına mani oldu ve ellerini yukarı kaldırarak konferans salonundan çıktı gitti.
Bu nezaketsiz muamelesinden başka Rıza Nur Bey hiyle ile söz almıştı. Binâenaleyh Türk murahhasın bu hali baş murahhaslara anlatıldı. Fakat İsmet Paşa bunu işitince Türk heyet-i murahhası arasında bir arbede koptu. Herhalde bugünden sonra Rıza Nur Bey’in sesi kısıldı. Bu hadisenin Patrikhâne'yle alakası vardır. Zira İsmet Paşa ertesi gün konferansta gayet nazik davrandı. Halinde ve tavrında ikinci murahhasın yaptığı nezaketsizliği tamir etmek düşüncesi vardı. İşte Türkler bu suretle Patrikhânenin İstanbul’da kalmasına razı olmuşlardı...”
Bu nezaketsiz muamelesinden başka Rıza Nur Bey hiyle ile söz almıştı. Binâenaleyh Türk murahhasın bu hali baş murahhaslara anlatıldı. Fakat İsmet Paşa bunu işitince Türk heyet-i murahhası arasında bir arbede koptu. Herhalde bugünden sonra Rıza Nur Bey’in sesi kısıldı. Bu hadisenin Patrikhâne'yle alakası vardır. Zira İsmet Paşa ertesi gün konferansta gayet nazik davrandı. Halinde ve tavrında ikinci murahhasın yaptığı nezaketsizliği tamir etmek düşüncesi vardı. İşte Türkler bu suretle Patrikhânenin İstanbul’da kalmasına razı olmuşlardı...”
KONSTANTİN GERİ DÖNEMİYOR
Geri dönmek için ümidi azalan Patrik; gazetelere “Türkler geri dönmeme izin vermezlerse, patrikhanenin nakli gerekecektir.” demiştir. Görülüyordu ki İstanbul’da kalması için uğruna büyük mücadeleler verilen Patrikhaneyi, bir patrik makamını kaybetmemek için gerekirse satabiliyordu. Oysaki “Megali İdea’ya göre bir gün İstanbul tekrar Konstantinople olacaktır. Ve bu nedenle de patrikhane İstanbul’dan nakledilmemelidir.” diye düşünen, Yunanistan Patrikhane’nin hiç bir suretle İstanbul’dan naklini istemiyordu.
Konstantin'in sınır dışı edilmesi konusunun bu kadar uzaması üzerine Başbakan Fethi Okyar Büyük Millet Meclisi'nde bir konuşma yaparak konu hakkında meclise bilgi verdi. Tevhid-î Efkâr; “Başvekilin Yunan Yaygarası Hakkında Büyük Millet Meclisindeki Mühim Beyanatı” başlığını attı. Gazetede ayrıca, alt başlıklarda şunlar vardı: [7]
Konstantin'in sınır dışı edilmesi konusunun bu kadar uzaması üzerine Başbakan Fethi Okyar Büyük Millet Meclisi'nde bir konuşma yaparak konu hakkında meclise bilgi verdi. Tevhid-î Efkâr; “Başvekilin Yunan Yaygarası Hakkında Büyük Millet Meclisindeki Mühim Beyanatı” başlığını attı. Gazetede ayrıca, alt başlıklarda şunlar vardı: [7]
“Türkiye hukuk hükümraniyesine hiçbir sûretle müdahale edilmesini katiyyen terviç etmez.
Başvekil hükûmetiniz hadisâtı büyük bir dikkat ve basiretle takip etmektedir diyor. Rauf Bey Hükûmetin başpapazın şevki etrafındaki şirretliklere karşı ittihaz etmiş olduğu mesleği tasvip ediyor Rumlar Konstantini kasten intihap ediyorlar.”
Başvekil hükûmetiniz hadisâtı büyük bir dikkat ve basiretle takip etmektedir diyor. Rauf Bey Hükûmetin başpapazın şevki etrafındaki şirretliklere karşı ittihaz etmiş olduğu mesleği tasvip ediyor Rumlar Konstantini kasten intihap ediyorlar.”
1925 Şubat ayı başında, Türkiye'nin kararlı tutumuyla, Konstantin'in geri gelemeyeceğini anlayan İstanbullu Rumlar; buradaki mevcudiyetleri için patrikhaneyi bir tehdit olarak görmeye başlamışlardı ve bunun üzerine. Patrik Konstantin’e telgraflar çekerek, buhran yaratmadan istifa etmesini istemeye başladılar.[8]
Konstantin’in hiç bir suretle geri dönemeyeceğini geç de olsa anlayan. Patrikhane mensuplarında artık yeni bir Patrik seçmek gerekir düşüncesi belirdi. “Konstantin İstifaya Razı Olmuş - Gürültü para etmeyince yeni patrik İntihabı fikri herkese tabii görünmeye başlamıştır.” Başlığıyla verilen bir haberde artık ümidini kaybeden Konstantin hakkında şunlar yazıldı: [9]
“Aldığımız malumata göre mübadeleye tabi başpapaz Konstantin mevkiini muhafaza imkânından ümidini kesmiş ve istifaya karar vermiştir. Konstantin Patrikhaneye dokunulmaması şartıyla istifaya müheyya olduğunu söylemiştir.
Evvelki gün şehrimizdeki Rumlardan bazıları Konstantin'e bir telgraf çökerek buhranlara sebebiyet vermemek üzere istifa etmesi böylece yeni bir patrik intihabına imkân bırakması talep olunmuştur. Rum cemaatinde şimdiye kadar Yunan nüfûzu altında bir Patrikhanenin Rumların bir cemaat sıfatıyla Türkiye'de mevcudiyetlerini muhafaza etmeleri için şart-ı esası teşkil ettiği zannediliyordu. Hâlbuki şimdi bu şarta tâbi bir patrikhânenin Rumların Türkiye'de idare-î mevcudiyetini bilakis imkân haricine çıkaracağı anlaşılmaktadır.”
Evvelki gün şehrimizdeki Rumlardan bazıları Konstantin'e bir telgraf çökerek buhranlara sebebiyet vermemek üzere istifa etmesi böylece yeni bir patrik intihabına imkân bırakması talep olunmuştur. Rum cemaatinde şimdiye kadar Yunan nüfûzu altında bir Patrikhanenin Rumların bir cemaat sıfatıyla Türkiye'de mevcudiyetlerini muhafaza etmeleri için şart-ı esası teşkil ettiği zannediliyordu. Hâlbuki şimdi bu şarta tâbi bir patrikhânenin Rumların Türkiye'de idare-î mevcudiyetini bilakis imkân haricine çıkaracağı anlaşılmaktadır.”
Avrupa gazetelerinde de Konstantin’in artık istifa etmesi ve Türkiye'nin şartlarına uygun bir patrik seçilmesinin gerekli olduğu yolunda haberler çıkıyordu. 13 Şubatta Lord Gurzon, Canterburry Başpiskoposu’na, mübadeleye girmeyen bir metropolitin patrik olmaması gerektiğini söylemiştir. İngilizlerin desteğinin de geri çekilmesi ve durumun ümitsiz olduğunu gören Payrikhane Sen Sinod'u; Konstantin’i azletmek üzere toplandı. Bu arada bazı yabancı ülkeler tarafından, Türk Hükümeti'ne müracaatlar yapılıyordu. Fransız, İngiliz ve Romanya Büyükelçileri, Başbakan'a müracaat ederek duruma bir çare bulunması yönünde telkinlerde bulunuyorlardı.[10]
Yunan Efimeris Gazetesi’nden alıntı yapan Vatan Gazetesi; Konstantin'in başka bir patrik seçilmesi durumunda, Sen Sinod üyelerini görevden alarak yeni bir Sen Sinod teşkil ettirip, patrikhaneyi de Aynoroz'a taşımayı düşündüğünü yazdı. [11]
Yunan Efimeris Gazetesi’nden alıntı yapan Vatan Gazetesi; Konstantin'in başka bir patrik seçilmesi durumunda, Sen Sinod üyelerini görevden alarak yeni bir Sen Sinod teşkil ettirip, patrikhaneyi de Aynoroz'a taşımayı düşündüğünü yazdı. [11]
En nihayet Mayıs ayının sonunda Konstantin, Patriklikten çekildiğini belirten istifa mektubunu gönderdi. Bunun üzerine Sen Sinod yeni bir Patrik belirlemek üzere toplandı. Bir kriz biterken yeni bir kriz belirdi. Patrik olarak bir zamanlar Türklere kin kusan “Kara Kitap” ın hazırlayıcısı olan Yoakim, Patrik yapılmak islendi. Daha önce bu konuda kararlı bir tutum gösteren Hükümet derhal duruma el koyarak Türk düşmanı Yoakim’in de Patrik olamayacağını bildirdi. Durumun ciddiyetini gören Sen Sinod 13 Temmuz günü 2.Vasilyanus’u patrik seçti. Konstantin ile Vasilyanus arasında pek bir fark yoktu. Çünkü Vasilyanus da savaş esnasında pek makbul bir tutum içinde değildi ama mübadeleye tabi olmadığı için emsal teşkil etme durumu yoktu.
Bir hükümet yetkilisi şunları beyan etti: [12]
Bir hükümet yetkilisi şunları beyan etti: [12]
“Türk dostu bir patrik aramanın nafile olduğunu ve Konstantin ile Vasilyanus arasında bir fark aramak nafiledir”. Bu seçime artık hükümet de ses çıkarmadı ve Vasilyanus patrik oldu. [13]
Sardeon Metropoliti Yermanos’un; 1454 yılından 1936 yılına kadar “Gelmiş Geçmiş Rum Patrikleri” adlı iki ciltlik kütüphanemizde de bulunan kronolojik bir çalışması vardır. İlk cildi 1935 yılında yayımlanan bu çalışmanın, 1938 yılında yayımlanan ikinci cildinin 209. sayfasında; Patrik Konstantin'in, patrikliğe başlangıç tarihi 17 Aralık 1924 olarak yazılıdır, fakat Konstantin'in patrikliği ne zaman bıraktığına dair bir bilgi yoktur. Kitapta sadece bu patrik için görevinin bitiş tarihi verilmemiştir. 1935 yılında basılan ilk cildinin baş sayfasında, basım yeri olarak Yunan harfleriyle “KONSTANTINOPLE” yazılmış, 1938 yılında basılan ikinci ciltte ise yine Yunanca olarak; “K. NOPLE” yazılmıştır. Cumhuriyetin ilanından bu kadar yıl sonra, İstanbul’a hala “Konstantinople” diyebilen bu zihniyetin; Patrik Konstantin’in Türkiye'den kovulması hadisesinin, üzerinden 13 yıl geçtikten sonra da bunu hazmedememiş olduğu anlaşılmaktadır. [14]
PATRİK KONSTANTİN’İN SINIR DIŞI EDİLMEMESİ İÇİN YUNANİSTAN'IN MÜDAHALESİ ÜZERİNE BAŞBAKAN FETHİ OKYAR'IN T.B.M.M 'DE YAPTIĞI KONUŞMA
5 Şubat 1925 Tevhid-î Efkâr Gazetesi
Başvekilin Yunan Yaygarası Hakkında Büyük Millet Meclisindeki Mühim Beyanatı
Fethi Bey'in Millet Meclisindeki beyanatım müteakip bir celseyi hafiye akdedildi
Türkiye hukuk-ı hükümrâniyesine hiçbir sûretle müdahale edilmesini katiyyen terviç etmez.
Başvekil, “Hükûmetiniz hadisâtı büyük bir dikkat ve basiretle takip etmektedir" diyor. Rauf Bey, Hükûmetin has papazın sevki etrafındaki şirretliklere karşı ittihaz etmiş olduğu mesleği tasvip ediyor. Rumlar Konstantini kasten intihap ediyorlar."
Başvekil, “Hükûmetiniz hadisâtı büyük bir dikkat ve basiretle takip etmektedir" diyor. Rauf Bey, Hükûmetin has papazın sevki etrafındaki şirretliklere karşı ittihaz etmiş olduğu mesleği tasvip ediyor. Rumlar Konstantini kasten intihap ediyorlar."
Ankara - Büyük Millet Meclisinin bu günkü içtimaında başvekil Fethi Bey söz alarak başpapazın sevkinden sonra hâsıl eden vaziyet hakkında aşağıdaki beyanatta bulunmuştur.
Fethi Beyin Beyanatı
Fethi Beyin Beyanatı
“Muhterem arkadaşlar! Son günlerde mübadil sıfatıyla memleketimizden ihraç edilmiş olan Araboglu Konstantin'in ihracı dolayısıyla Yunanistan hükûmetinden protestoyu havi bir nota almış olduk. Arzu buyurursunuz ki bu nota üzerine hâsıl olan vaziyet-i siyasiye hakkında meclis-i aliye biraz izahatta bulmayım. (Teşekkür sesleri)
Yunanlıların İddia ve İftiraları
Yunanlıların İddia ve İftiraları
"Yunan hükûmeti bu notasında (Lozan) ahidnâmesini ve (Lozan) ahidnamesiyle ekalliyetlere temin edilen hukûku ihlal eylediğimizi iddia ediyor. Ve aynı zamanda papazlığa intihap edilen Arapoğlu Kostantin mübadil dahi olsa mübadil sıfatıyla hareket için yedine (koydorot) denilen bir yol tezkeresi vermek lazım geleceği ve bunların verilmediğini ve polisimiz Araboglu Kostantin hakkında gayet derşitane muammele yaptığını ve bunun hükûmetin tarafeyn arasındaki münasebeti islah etmek için vaki olan teşebburatı akim bıraktığını ve iki devlet arasında mukarenet tesis hususundaki arzuların ihyasını gayri mümkün bir hale koyduğunu söylemektedir.
Fakat her türlü çarelere tevessül edebilmiş olmak için (Lozan) muahedenamesinin kırk dördüncü maddesi mucibince ekalliyetler nokta-yi nazarından meselenin Lahey beynelmilel mahkemesinde de havalesini de teklif eylemektedir.
Efendiler, notayı hükûmetiniz kemal-i dikkatle tetkik etmiş ve notada dermeyan edilen müddeiyatı nazar-ı mütalaadan geçirmiştir. Fakat buna başlamazdan evvel heyet-i celilenize şunu söylemek isterim ki patrikhane meselesin, Türk hükûmeti öteden beri dâhili bir mesele olmak üzere telakki etmektedir.” (Alkışlar)
Umur-ı Dâhiliyemize Müdahale Ettirmeyeceğiz
“Patrikhane hakkında Türk hükûmetini bir devlet-i ecnebiyeye karşı herhangi bir muahedenamenin herhangi bir maddesiyle bağlayan bir kaydı yoktur. (Bravo sesleri, alkışlar) Öteden beri patrikhane Türk Hükûmetinin umur-ı dahiliyesinden addedilmiştir. Binâenalaneyh Türk hükûmetinin umur-ı dahiliyesinden olan böyle bir meseleye Yunan Hükûmetinin müdahale etmek isteğini gösteren hu nota itiraf etmek isterim ki, hükûmetimiz nezdinde ve hiç şüphe etmiyorum ki, meclis-i aliniz ve umum Türk milleti nezdinde, gayri dostane telakki edilmiş ve pek nahoş bir intiba bırakmıştır." (Doğru sesleri)
"Hiç bir devlet-i ecnebiyenin ıımur-ı dâhiliyesine müdahalesini kabul etmemeyi kendisine şiar edilmiş olan Türk Cumhuriyeti Hükûmeti bu müdahaleye de aslâ rûy-ı iltifat göstermemek azmindedir." (Bravo sesleri)
Yunanlıların Tutunmak İstediği Esas
“Efendiler, bunu arz enikten sonra, esas mesele hakkında meclis-i âlinizi biraz tenevvür etmek istedim. Yunan Hükûmetinin hu notada istinad ettiği esas şudur: Lozan konferansının ilk sayfasında malumaliniz olduğu veçhile Türk heyet-i murahhası daima patrikhanenin İstanbul'dan çıkarılmasını taleb etmişti ve aynı zamanda, hatta İstanbuldaki Rumların da mecburi mübadele mukavelenamesine dâhil almasını taleb etmiş ve ceryan eden müzakere neticesinde gerek düvel-i muazzama gerek Yunan Hükûmetinin murahasları patrikhanenin bademâ siyasi herhangi bir meseleye müdahale etmeyeceğine dair teminat vermiş olması üzerine bunu sened ittihaz eden heyet-i murahhasa reisi İsmet Paşa Hazretleri patrikhanenin memleketimizden uzaklaştırılmamasına muvaffakat ettiğini beyan eylemiştir. Zabıtnamemizde münderiç olan bu beyanat Lozan ahitnamesinin içerisine bir madde olarak girmemiştir ve giremezdi. Çünkü evvelce arz etmiş olduğum veçhile umur-ı dâhiliyemizden olan hu mesele hakkında Türk Hükûmeti beynelmilel bir vesika, bir taahhüt alamazdı.
Efendiler, Türk heyet-i mürahasası reisi İsmet Paşa Hazretleri Lozan'da bu beyanatta bulunduğu zaman Patrikhanenin bir müessese-i ruhaniye ve diniye olmak üzere memleketten uzaklaştırılmayacağını kastetmişti bu herhangi bir adamın, herhangi bir sebep ve bahane ile memleket haricine çıkarılması her devletin tabii hukukundan ve mukaddes hukuk ve istiklalinden ibarettir."
Araboğlu Kostantin Mübadeleye Tabidir.
“Mamafi arz ettiğim gibi, hükûmet-i cumhuriye başpapaz intihap olan Araboğlu Kostantin Efendiyi çıkardığı zaman, bunu patrik olmak sıfatıyla çıkarmamıştır. Mübadeleye tabi bir fert sıfatıyla memleket haricine çıkarmıştır. Bu husustaki muameleyi de arz edeyim: Malumaliniz mübadele mesailine mezarcı etmek üzere İstanbul'da cemiyet-i akvam tarafından müntehip bir müttelit komisyonu olduğu gibi aynı zamanda yalnız İstanbul'daki mübadele muamelesine dahi bakmak üzere bir tali komisyon mevcuttur. Bu tali komisyon diğer birçok mübadillerin ahvalini tedkik ettiği zaman 16 kanuni evvel tarihinde Terkos metropolidi Araboğlu Kostantin Efendinin de mübadil olduğuna karar vermiş ve bu kararnameyi aynı zamanda Yunan delegeleri de imza etmiştir. O zaman husûsat-ı zatiyesini tesviye etmek için olacak birkaç gün izin talep eden Araboğlu Kostantin Efendiye birkaç gün için müsade verilmiş ve sevki tehir edilmiştir. Ondan sonra mübadil olduğu ve Lozan müahadenâmesi iktizasınca memleketimizi behemmehâl terk etmeye mecbur bulunduğu herkesçe malum olduğu halde kendisi patrik intihap olunmuştur. Bu intihaba gerek kendisi gerek emsali hakkındaki muahadenâme mucibince tatbik etmeye mecbur olduğumuz bir takım ahkâmı hükûmetten iskat ettirmek maksadıyla teşebbüs edilmiştir. Bu teşebbüsün ne kadar rai olduğunu heyet-i milliyenize arza lüzûm görmüyorum. (Çok doğru sesleri)
“Patrikhane hakkında Türk hükûmetini bir devlet-i ecnebiyeye karşı herhangi bir muahedenamenin herhangi bir maddesiyle bağlayan bir kaydı yoktur. (Bravo sesleri, alkışlar) Öteden beri patrikhane Türk Hükûmetinin umur-ı dahiliyesinden addedilmiştir. Binâenalaneyh Türk hükûmetinin umur-ı dahiliyesinden olan böyle bir meseleye Yunan Hükûmetinin müdahale etmek isteğini gösteren hu nota itiraf etmek isterim ki, hükûmetimiz nezdinde ve hiç şüphe etmiyorum ki, meclis-i aliniz ve umum Türk milleti nezdinde, gayri dostane telakki edilmiş ve pek nahoş bir intiba bırakmıştır." (Doğru sesleri)
"Hiç bir devlet-i ecnebiyenin ıımur-ı dâhiliyesine müdahalesini kabul etmemeyi kendisine şiar edilmiş olan Türk Cumhuriyeti Hükûmeti bu müdahaleye de aslâ rûy-ı iltifat göstermemek azmindedir." (Bravo sesleri)
Yunanlıların Tutunmak İstediği Esas
“Efendiler, bunu arz enikten sonra, esas mesele hakkında meclis-i âlinizi biraz tenevvür etmek istedim. Yunan Hükûmetinin hu notada istinad ettiği esas şudur: Lozan konferansının ilk sayfasında malumaliniz olduğu veçhile Türk heyet-i murahhası daima patrikhanenin İstanbul'dan çıkarılmasını taleb etmişti ve aynı zamanda, hatta İstanbuldaki Rumların da mecburi mübadele mukavelenamesine dâhil almasını taleb etmiş ve ceryan eden müzakere neticesinde gerek düvel-i muazzama gerek Yunan Hükûmetinin murahasları patrikhanenin bademâ siyasi herhangi bir meseleye müdahale etmeyeceğine dair teminat vermiş olması üzerine bunu sened ittihaz eden heyet-i murahhasa reisi İsmet Paşa Hazretleri patrikhanenin memleketimizden uzaklaştırılmamasına muvaffakat ettiğini beyan eylemiştir. Zabıtnamemizde münderiç olan bu beyanat Lozan ahitnamesinin içerisine bir madde olarak girmemiştir ve giremezdi. Çünkü evvelce arz etmiş olduğum veçhile umur-ı dâhiliyemizden olan hu mesele hakkında Türk Hükûmeti beynelmilel bir vesika, bir taahhüt alamazdı.
Efendiler, Türk heyet-i mürahasası reisi İsmet Paşa Hazretleri Lozan'da bu beyanatta bulunduğu zaman Patrikhanenin bir müessese-i ruhaniye ve diniye olmak üzere memleketten uzaklaştırılmayacağını kastetmişti bu herhangi bir adamın, herhangi bir sebep ve bahane ile memleket haricine çıkarılması her devletin tabii hukukundan ve mukaddes hukuk ve istiklalinden ibarettir."
Araboğlu Kostantin Mübadeleye Tabidir.
“Mamafi arz ettiğim gibi, hükûmet-i cumhuriye başpapaz intihap olan Araboğlu Kostantin Efendiyi çıkardığı zaman, bunu patrik olmak sıfatıyla çıkarmamıştır. Mübadeleye tabi bir fert sıfatıyla memleket haricine çıkarmıştır. Bu husustaki muameleyi de arz edeyim: Malumaliniz mübadele mesailine mezarcı etmek üzere İstanbul'da cemiyet-i akvam tarafından müntehip bir müttelit komisyonu olduğu gibi aynı zamanda yalnız İstanbul'daki mübadele muamelesine dahi bakmak üzere bir tali komisyon mevcuttur. Bu tali komisyon diğer birçok mübadillerin ahvalini tedkik ettiği zaman 16 kanuni evvel tarihinde Terkos metropolidi Araboğlu Kostantin Efendinin de mübadil olduğuna karar vermiş ve bu kararnameyi aynı zamanda Yunan delegeleri de imza etmiştir. O zaman husûsat-ı zatiyesini tesviye etmek için olacak birkaç gün izin talep eden Araboğlu Kostantin Efendiye birkaç gün için müsade verilmiş ve sevki tehir edilmiştir. Ondan sonra mübadil olduğu ve Lozan müahadenâmesi iktizasınca memleketimizi behemmehâl terk etmeye mecbur bulunduğu herkesçe malum olduğu halde kendisi patrik intihap olunmuştur. Bu intihaba gerek kendisi gerek emsali hakkındaki muahadenâme mucibince tatbik etmeye mecbur olduğumuz bir takım ahkâmı hükûmetten iskat ettirmek maksadıyla teşebbüs edilmiştir. Bu teşebbüsün ne kadar rai olduğunu heyet-i milliyenize arza lüzûm görmüyorum. (Çok doğru sesleri)
Mamafi efendiler, patrik intihap olunduktan sonra muadeleye tabi olup olmadığına tayini hakkında Yunan delegelerinin bir kerede muhtelif komisyon tarafından taht-ı karara alınması için vaki olan müracaatı hükümetimiz haber almış ve herhalde mübadele misaline selahiyet-i kâmile ile intizar etmeyi muvaffık görmüştür.
Muhtelif Komisyonun Kararı
“Muhtelif komisyon ahiren bu kararı da vermiştir. Karar matbuatta intişar ettiği için cümlenizin malumudur. Yani Araboğlu Kostantin Efendinin mübadeleye tabi olması dolayısıyla mübadeleden istisnasına dair bir karar vermekte muhtelif komisyonunum selahiyeti haricinde olduğu beyan edilmiştir.
Malumualiniz muhtelif komisyon yalnız kimin mübadeleye tabi olduğunu ve kimin tabi olmadığını beyan etmekle mükelleftir. Başka hiçbir vazifesi yoktur ve olamaz. Binâenalaneyh hükûmetimiz bir karar üzerine ve Lozan ahitnamesini tatbik etmeye mecburiyeti ile mumaileyhi memleket haricine hareket eylemeye davet eylemiştir. Ve şimendifere götürerek hudut haricine çıkarmıştır. (Bravo sesleri)
Efendiler, bu hareket Lozan muahadenamesinin akşam-ı mütemimesinden olan mübadele mukavelenamesine tamamen mutabık mukaveleden ibarettir. Mühadeleye tabi olduğu takrir eden her fert mübadelece tabi olacaktır ve hiçbir fert herhangi bir sıfat ve şart tahtında hu mübadeleden istisna edilmeyecektir ve nitekim yüzbinlerce Türk ve Müslümanın memleketimize mübadelesi esnasında hiçbirinin sıfat-ı diniyesi, memuriyeti vesairesi nazar-ı itibara alınmamış, cümlesi bilistisna memleketimize sevk edilmiştir."
Yunanlıların Tafrafuruşlukları ve Gürültüleri
"Efendiler, bu mübadilin hareketi dolayısıyla ve malumalileriniz olduğu veçhile Yunanistan'da bir çok heyecanlar hasıl olmuş birçok mitinkler ve birçok protestolar yapılmış, Türk Hükûmetinin bütün Ortodoksluk alemine karşı bir tecavüz yaptığı ilan edilmiş ve bu hususta bütün Hristiyanlık efkar-ı umumiyesinin Türk milletine husumetini celp için bazı teşebhüsatta bulunulmuştur. (Eski halleridir sesleri)
Muhtelif Komisyonun Kararı
“Muhtelif komisyon ahiren bu kararı da vermiştir. Karar matbuatta intişar ettiği için cümlenizin malumudur. Yani Araboğlu Kostantin Efendinin mübadeleye tabi olması dolayısıyla mübadeleden istisnasına dair bir karar vermekte muhtelif komisyonunum selahiyeti haricinde olduğu beyan edilmiştir.
Malumualiniz muhtelif komisyon yalnız kimin mübadeleye tabi olduğunu ve kimin tabi olmadığını beyan etmekle mükelleftir. Başka hiçbir vazifesi yoktur ve olamaz. Binâenalaneyh hükûmetimiz bir karar üzerine ve Lozan ahitnamesini tatbik etmeye mecburiyeti ile mumaileyhi memleket haricine hareket eylemeye davet eylemiştir. Ve şimendifere götürerek hudut haricine çıkarmıştır. (Bravo sesleri)
Efendiler, bu hareket Lozan muahadenamesinin akşam-ı mütemimesinden olan mübadele mukavelenamesine tamamen mutabık mukaveleden ibarettir. Mühadeleye tabi olduğu takrir eden her fert mübadelece tabi olacaktır ve hiçbir fert herhangi bir sıfat ve şart tahtında hu mübadeleden istisna edilmeyecektir ve nitekim yüzbinlerce Türk ve Müslümanın memleketimize mübadelesi esnasında hiçbirinin sıfat-ı diniyesi, memuriyeti vesairesi nazar-ı itibara alınmamış, cümlesi bilistisna memleketimize sevk edilmiştir."
Yunanlıların Tafrafuruşlukları ve Gürültüleri
"Efendiler, bu mübadilin hareketi dolayısıyla ve malumalileriniz olduğu veçhile Yunanistan'da bir çok heyecanlar hasıl olmuş birçok mitinkler ve birçok protestolar yapılmış, Türk Hükûmetinin bütün Ortodoksluk alemine karşı bir tecavüz yaptığı ilan edilmiş ve bu hususta bütün Hristiyanlık efkar-ı umumiyesinin Türk milletine husumetini celp için bazı teşebhüsatta bulunulmuştur. (Eski halleridir sesleri)
Efendiler, biz bu hareketi yaptığımız zaman ne Ortodoksluk ve ne de Hristiyanlık âlemine karşı bir tecavüz yapmayı asla hatırımıza getirmedik ve getiremezdik.
Ortodoksluk veya bütün Hristiyanlık âlemine karşı bir tecavüzde bulunmaya ne sebep ve ne de manâ vardır." [15]
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN, FENER RUM PATRİKHANESİ ve PATRİK KONSTANTİN ARABOĞLU HAKKINDA YAPTIĞI GİZLİ CELSENİN ZAPTI
4 Şubat 1341 (1925) Cilt 9 47.İnikat 2.Celse
Hariciye Vekili Şükrü Kaya Bey’in TBMM’ye açıklamaları
ŞÜKRÜ KAYA BEY (Hariciye Vekili) ... Evvela İngiltere’yi arz ettim. Bundan sonra ikinci ananevi bir düşmanımız vardır. Her zaman ve her vesile ile İstanbul‘a gözünü diken ve İstanbul ‘u almak isteyen ve bu suretle Bizans İmparatorluğunu ihya etmek fikrini taşıyan Yunanlılardır...
...Yunanlıların; kendilerince en büyük meziyetleri; kendilerini Dünya’nın dâhili siyasisi addetmeleridir. Patriklik meselesini de bu suretle ihdas etmişlerdir. Lozan’da malum ol an kavgayı Fethi Beyefendi anlattılar. Ondan sonra Meletyos Efendi gitti, Griguvar Efendi geldi, biz hiç bir şeyi diğerine karışmadık, kendileri pekâlâ yaşıyorlardı. Rumlar mübadele meselesinde, yani bizim etabli kelimesi üzerinde ısrar etmediler. Gazetelerimiz bu hususu yazmalarından ve hükümetimizin de Patrikhaneye küskün bulunmasından; İstanbul’daki Rumların tehlikede olduklarını ve tehlike gününün yaklaştığını anladılar. Yunanistan ise İstanbul’dan sarfı nazar edemiyor. Onu daima bir rüya gibi görmektedir. İstanbul onun bir kızıl elmasıdır. Ümidine vasıl olabilmek için dâhil de Rum nüfusunu muhafaza eylemek lazımdır. İşte o nüfusu da muhafaza eden Patrikhanedir. İşte arz ettiğim gibi efendiler; kendi fikirlerince bu kuvveti tutmak lazımdır ve kuvveti tutacak olan da Patrikhanedir. Ona can vermek lazımdır. Efendiler; bin türlü entrikalarla bazı memurların zayıf hail erinden istifade ederek, komisyonun da bazı hissiyatından istifade ederek İstanbul ‘da pek çok Rumların kalmasını temin etmişlerdir. Fakat hükümetin çok ciddi tedbirleri karşısında; tedbirleri müessir olamamıştır. Onun üzerine Patrikhaneyi kurtarmak lazımdır. Fakat Patrikhane eski Patrikhane değildir. Yunan idaresine merbut, Yunanın tahtı himayesinde, mevcudiyeti beynelmilel tasdik edilmiş bir Patrikhane ihdasını siyaset ittihaz etmişlerdir. Kostantin efendinin Patrik intihabı bu siyasetin eseridir. Katiyen tesadüf eseri değildir. Çünkü bir taş ile iki kuş vurmuş olacaklardır ki; birincisi etabli kelimesini halletmiş olacaklardır. İkinci büyük tehlike de; diyorlar ki efendiler; "her papaz fermanlarında mezkûr olduğu üzere Fener’de mukim sayılır," binaenaleyh her papaz Fenerlidir ve her papaz mübadeleden müstesnadır...
...Yunanlıların; kendilerince en büyük meziyetleri; kendilerini Dünya’nın dâhili siyasisi addetmeleridir. Patriklik meselesini de bu suretle ihdas etmişlerdir. Lozan’da malum ol an kavgayı Fethi Beyefendi anlattılar. Ondan sonra Meletyos Efendi gitti, Griguvar Efendi geldi, biz hiç bir şeyi diğerine karışmadık, kendileri pekâlâ yaşıyorlardı. Rumlar mübadele meselesinde, yani bizim etabli kelimesi üzerinde ısrar etmediler. Gazetelerimiz bu hususu yazmalarından ve hükümetimizin de Patrikhaneye küskün bulunmasından; İstanbul’daki Rumların tehlikede olduklarını ve tehlike gününün yaklaştığını anladılar. Yunanistan ise İstanbul’dan sarfı nazar edemiyor. Onu daima bir rüya gibi görmektedir. İstanbul onun bir kızıl elmasıdır. Ümidine vasıl olabilmek için dâhil de Rum nüfusunu muhafaza eylemek lazımdır. İşte o nüfusu da muhafaza eden Patrikhanedir. İşte arz ettiğim gibi efendiler; kendi fikirlerince bu kuvveti tutmak lazımdır ve kuvveti tutacak olan da Patrikhanedir. Ona can vermek lazımdır. Efendiler; bin türlü entrikalarla bazı memurların zayıf hail erinden istifade ederek, komisyonun da bazı hissiyatından istifade ederek İstanbul ‘da pek çok Rumların kalmasını temin etmişlerdir. Fakat hükümetin çok ciddi tedbirleri karşısında; tedbirleri müessir olamamıştır. Onun üzerine Patrikhaneyi kurtarmak lazımdır. Fakat Patrikhane eski Patrikhane değildir. Yunan idaresine merbut, Yunanın tahtı himayesinde, mevcudiyeti beynelmilel tasdik edilmiş bir Patrikhane ihdasını siyaset ittihaz etmişlerdir. Kostantin efendinin Patrik intihabı bu siyasetin eseridir. Katiyen tesadüf eseri değildir. Çünkü bir taş ile iki kuş vurmuş olacaklardır ki; birincisi etabli kelimesini halletmiş olacaklardır. İkinci büyük tehlike de; diyorlar ki efendiler; "her papaz fermanlarında mezkûr olduğu üzere Fener’de mukim sayılır," binaenaleyh her papaz Fenerlidir ve her papaz mübadeleden müstesnadır...
SÜLEYMAN SIRRI BEY (Bozok) - Fener söndü.
ŞÜKRÜ KAYA BEY (Devamla)- Binaenaleyh ne kadar gitmiş, gelmiş papaz varsa bunları İstanbul’a tekrar sokmaktır.
İkincisi; bu fikri kabul ettikten sonra bir gün Yunan tabiiyetini haiz bir metropolitin Patrik olmasını dahi temin etmektedir. Çünkü mübadele muahedesi mucibince; tarafeyn topraklarına ayak basan mübadiller derhal bulunduğu yerde tabiiyetini iktisab eder, yani bir Rumelili buraya ayak bastığı günde mutlaka Türk olmuştur. Bir Anadolulu Selaniğe ayak bastığı gün Yunanlı olmuştur.
İkincisi; bu fikri kabul ettikten sonra bir gün Yunan tabiiyetini haiz bir metropolitin Patrik olmasını dahi temin etmektedir. Çünkü mübadele muahedesi mucibince; tarafeyn topraklarına ayak basan mübadiller derhal bulunduğu yerde tabiiyetini iktisab eder, yani bir Rumelili buraya ayak bastığı günde mutlaka Türk olmuştur. Bir Anadolulu Selaniğe ayak bastığı gün Yunanlı olmuştur.
Binaenaleyh buradan giden ne kadar Rum mübadiller varsa hepsi Yunanlı olmuştur. Nitekim o kanun mucibince Arapoğlu Kostantin efendi dahi Yunanlı olmuştur, mübadil olmuştur. Oradan gelirken de Ağanyos efendi patrik olacak, Yunanistan fikrini güdecektir. Bu da Patrik olunca o vakit söylemek kolaydır. Çünkü samimiyetle alakası yok. Bu tabiiyetlerin fevkinde bir şeydir. Ha Yunanlı olmuş ha Türk olmuş ehemmiyeti yok, denilecek ve bu suretle yavaş, yavaş Yunan organiyesi husule gelecektir.
Yunanistan’ın başka bir gayesi daha vardır. Vaktiyle büyük bir Ortodoksluk vardı. Tarihte büyük roller oynamışlardır. Makamatı mukaddese siyasetini çıkarmıştı. Patrikhane vasıtası ile Türkiye üzerine hâkim oluyordu. Bugün ise o imparatorluk kalkmıştır ki bu imparatorluk malumualiniz Rusya’dır. Şimdi onun yerine birisi kaim olmak istiyor. O da kimdir bilir misiniz efendileri Yunanlılar. Yunan Hükümetidir. Şimdi Yunanistan münhal bir yer vardır ve onun fikrince orasını almak lazımdır. Bütün âleme karşı kendilerini Ortodoks hamisi yapmak bu surette de Türkiye’de de Ortodoksluğu ihya etmek istiyorlar. Fethi Beyefendinin verdikleri tafsilatta fikir bariz bir surette görünüyor, Yunanistan efkârını tehyiç ettiği gibi Ortodoksluk al âlemine de bir tecavüz olmuştur, deniyor. Tabii buna karşı Türklerin takip etmesi lazım gelen siyaset; evvelemirde Yunanistan’ın bu tutamak yerini kırmaktır. Yani mümkün mertebe Rum nüfusu ve nüfuzunu azaltmak ve Patrikhaneyi layık olduğu mevkiye indirmektir. O hal de Yunanistan bize ne yapabilir?
Yunanistan’ın başka bir gayesi daha vardır. Vaktiyle büyük bir Ortodoksluk vardı. Tarihte büyük roller oynamışlardır. Makamatı mukaddese siyasetini çıkarmıştı. Patrikhane vasıtası ile Türkiye üzerine hâkim oluyordu. Bugün ise o imparatorluk kalkmıştır ki bu imparatorluk malumualiniz Rusya’dır. Şimdi onun yerine birisi kaim olmak istiyor. O da kimdir bilir misiniz efendileri Yunanlılar. Yunan Hükümetidir. Şimdi Yunanistan münhal bir yer vardır ve onun fikrince orasını almak lazımdır. Bütün âleme karşı kendilerini Ortodoks hamisi yapmak bu surette de Türkiye’de de Ortodoksluğu ihya etmek istiyorlar. Fethi Beyefendinin verdikleri tafsilatta fikir bariz bir surette görünüyor, Yunanistan efkârını tehyiç ettiği gibi Ortodoksluk al âlemine de bir tecavüz olmuştur, deniyor. Tabii buna karşı Türklerin takip etmesi lazım gelen siyaset; evvelemirde Yunanistan’ın bu tutamak yerini kırmaktır. Yani mümkün mertebe Rum nüfusu ve nüfuzunu azaltmak ve Patrikhaneyi layık olduğu mevkiye indirmektir. O hal de Yunanistan bize ne yapabilir?
KAMİL BEY (İzmir)- Patriğin ihracından dolayı tahaddüs eden vaziyet üzerine hükümetimizin ittihaz ettiği, idari, siyasi ve inzibati tedbir şayanı şükrandır. Bu meseleden dolayı Yunanistan’ın yaptığı yaygaralar malumdur. Ancak gazetelerden birtakım malumat alıyoruz, Yunanistan; bu mesele hakkında Cemiyeti Akvama müracaat etmekle beraber, İngiltere ve Fransa gibi hükümetlere de müracaat etmiş. Hükümetimiz tarafından da bu meselenin hukuk ve salahiyeti tabiyemizden olduğuna dair Cemiyeti Akvama ve bu gibi hükümetlere müracaat vuku bulmuş mudur ve böyle bir müracaat icap eder mi? Bu noktaların lütfen tenvirini rica ederim.
ŞÜKRÜ KAYA BEY (Devamla) Efendim; Yunanistan, Cemiyeti Akvama müracaat etmiş değildir. Yalnız Lahey’e gitmek teklifini kabul etmeyecek olursak Akvam misakının 11.nci maddesi mucibince; Cemiyeti Akvama müracaat edeceğini, buradaki maslahatgüzarı bana şifahen söylemiştir. 11.nci madde, tehlikeli harp maddesidir...
...Tan ve Deba gazeteleri müstesna olmak üzere, diğer matbuat bizim lehimizdedir. Balkan hükümetlerinden yalnız Sırbistan’da, Ortodoksluk âlemine olan tesir itibariyle bir kaç gazetede aleyhimize bazı makaleler yazılmıştır, İngiltere’de efkâr sükûn içindedir. Binaenaleyh bu günkü, bu Patrik hadisesi dolayısıyla âlemin aldığı renk, daha ziyade bir kısım halk lâkayıt, diğer bir kısım halk hadisata muntazır bir vaziyettedir. [16]
...Tan ve Deba gazeteleri müstesna olmak üzere, diğer matbuat bizim lehimizdedir. Balkan hükümetlerinden yalnız Sırbistan’da, Ortodoksluk âlemine olan tesir itibariyle bir kaç gazetede aleyhimize bazı makaleler yazılmıştır, İngiltere’de efkâr sükûn içindedir. Binaenaleyh bu günkü, bu Patrik hadisesi dolayısıyla âlemin aldığı renk, daha ziyade bir kısım halk lâkayıt, diğer bir kısım halk hadisata muntazır bir vaziyettedir. [16]
[1] Konstantin Araboğlu'nun, 30 Ocak 1925'te görevine son verilerek, hudut dışı edilmesini bir türlü hazmedemeyen Rum tarafı; bu konuda çıkmış bulunan kitap v.s tüm yayımlarda, bu patriğin görev süresi 22 Mayıs 1925'te bitmiş gibi göstermektedir. Oysaki Devletin, patriği azil etme hakkı günümüzde de olduğu gibi o zaman da vardı ve Devlet bu hakkını kullanmıştır.
[2] 5 Kanun-ı Evvel (Aralık) 1924 Vatan
[3] 4 Şubat 1925 Tevhid-i Efkâr
[4] 18 Aralık 1924 Vatan
[5] 15 Ağustos 1976 Hürriyet -Ö. Sami Coşar
[6] 8 Şubat 1925 Vatan
[7] 5 Şubat 1925 Tevhid-i Efkâr- Fethi Okyar Bey'in. Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmadan.
[8] 8 Şubat 1925 Vatan
[9] 8 Şubat 1925 Vatan
[10] 14 Şubat 1925 Vatan
[11] 28 Mart 1925 Vatan
[12] 3 Temmuz 1925 Vatan
[13] 14 Temmuz 1925 Vatan
[14] Yukarıda bahsi geçen, Metropolit Yermanos, zararlı faaliyetleri olan. Yunan taraftarı bir kimseydi ve devlete bağlı olan Rumlar arasında da sevilmiyordu. Fener Rum Patrikhanesi'ni basmış, bir dönem de patriğe karşı gelmiş olan Damyanos Damyanidis'in adamları olduğu sanılan dört kişi 11 Temmuz 1925 gecesi, Yermanos'un evini basarak zorla bir otomobile bindirmiş ve döverek saçlarını kesmişlerdir
[15] 5 Şubat 1925 Tevhid-i Efkâr
6 Mart 2011 Pazar
PATRİKHANE ve MÜTEKABİLİYET ÜZERİNE BİRAZ “İRONİ”
Rum Patrikhanesi’ne büyük haksızlık mı yapıyoruz diye son günlerde düşünmeye başladım. Adamlar ne yapıyorlar ki? 1923’ten itibaren, Türkiye’de yabancı uyrukluların ruhbanlık yapamayacağına ilişkin yasa, yönetmelik ve diğer tüm bürokratik işlemleri bir kenara bırakarak ne güzel 2004’ten itibaren ve ne de güzel bir oldubitti ile 12 kişilik Patrikhane dini meclisine (Sen Sinod) yabancı alıverdiler ve Türkiye’nin itirazlarına aldırmayarak yollarına ne güzel de devam ettiler.
İyi de etmişler vesselam. 2010 yılı içinde dayanamadık ve “Hadi bakalım verin bir yabancı uyruklu papaz listesi hemen vatandaş yapıverelim de şu Sen Sinod’taki 6 yabancı orada “yabancı” kalmayıversinler” dedik, adamlar da anında 17 kişilik bir listeyi -zaten hazırmış - burnumuza uzatıverdiler. “Yahu sizde 6 eksik yok muydu?” dememize ise fırsat vermediler. Hoş 2004’te 12 kişilik “Sinod” eksik derken 20’den fazla o rütbede papaz efendi vardı ama ne yaparsınız bunun adı: “Osmanlı’dan süregelen Türk hoşgörüsü” Bir de tabi anında bize ”aferin” diye gaz veren AB ve ABD var ki onlara yaranmak adına pek de güzel bir iş yaptık.
Hem kim diyor ki “Batı Trakya’da müftülerin seçimine izin verilmiyor?” külliyen yalan, vallahi yalan efendim. Orada zaten “Müslüman Türkler” yok ki! Orada “Müslüman Helenler” var.
Yunanistan; seçilmiş Türk müftülere alternatif olarak Pomak müftüler atamakla, hatta vakıf ve derneklerde “Türk” adı kullanılmasına da izin vermeyerek ülkedeki Müslüman topluluğu ne de güzel korumaktadır ve ne kadar da başarılı olmaktadır.
Peki, “Mütekabiliyet nerede kaldı?”
Eh, artık bu zamanda mütekabiliyet de nesi...
Bunlardan kalmadı artık. Hem bakın biz “Patrikhane” ile ilgili ne zaman mütekabiliyet esaslarını dikkate aldık ki.
Verdikçe veriyoruz...
Ama ne yapalım adamlar da çok açmış. Doymadılar gitti...
Ekümenik Patrikhane’nin Sen Sinod’u için 6 eksikleri var diye 2010 içinde 14 papaza TC vatandaşlığı verdik. Ama adamlar şu “Sinod” denen her neyse orada bu “taze” vatandaşları kullanmadılar ve 1 Mart 2011’den itibaren göreve başlayan yeni dönemde bu “taze” vatandaşlardan sadece 1 kişiye dini kurulda görev verdiler.
Tabi ki haklılar efendim. Şimdi bu taze vatandaşların kafasını “sinod minod” diye karıştırmamak lazım. Orada görev yapacak yabancı uyruklular her daim bulunur. Hem yasalara da bir kez delinmekle de bir şey olmaz. Bizim yasalarımız zaten şerbetlidir. Bakınız: 2004’ten itibaren bu yasalarımızı deliyorlar da ne oldu ki?
1925 yılında adamın birini patrik yapmaya kalktılar ama bu adamın mübadeleye göre Türkiye’den gitmesi gerekiyordu. Fakat direndiler ve çok sivri biri olan “Konstantin Araboğlu”nu patrik yaptılar. Bu adamı Türkiye’de barındırmadık diye Yunanistan, Türkiye’ye tekrar savaş açmaya kalktı. Çok şükür Avrupalı devletler o zaman Yunanistan’a “Dur be kardeşim, ne yapıyorsun?” dediler de savaş mavaş çıkmadı.
Bu gün (6 Mart 2011) işte bu Patrik “Konstantin Araboğlu”nun kemikleri hele şükür Türkiye’ye geri getirtildi ve Yunan ile yabancı medyanın ilgisi altında Balıklı’daki “Patrikler Mezarlığı”na gömüldü. Bizim medyamız bugün çok yoğundu. Sokaklardaki polisiye olayların çok daha önemli olması sebebiyle, bu konuya fevkalade az yer verildi. Hem bu adamların ne kötülüğü var ki bize? Ekümenik patriklerin serisini tamamlamak istiyorlar. Bunun haber niteliği mi var?
Hadi var mı bir mangal yürekli!
Yunanistan’a bu patrik gibi “simge” olmuş bir Türk’ün kemiklerini götürüp oraya gömecek bir yürekli aranıyor...
Bu gün Patrik Bartholomeos, oradaki az sayıda Türk basın mensubuna şöyle dedi:
“Bu bizim için dini bir borç olarak gerçekleştirilmiş oldu. Bugün bu vazifemizi ifa etmiş olduk"
Evet, gerçekten bir görevi bu gün yerine getirdiler. Megali İdea’nın amaçlarına göre adım adım İstanbul’un, “Konstantinopleleşmesi” için ilerliyorlar ve biz de saf saf “Ne var bunda?” diyoruz. Aklımıza nedense arada sırada şu “mütekabiliyet” kelimesi takılıyor sadece...
Devam edelim! Batı Trakya’daki her şey yolunda olduğu için biz de “Büyükada Yetimhanesi”nin tapusunu, tüzel kişiliği olmayan Patrikhaneye verdik sırada “Heybeliada Ruhban Okulu”nun açılması var. Allah’ın izniyle onu da en kısa zamanda açarız. Hem adamların dini eğitim için olanakları yok. Mutlaka açmalıyız değil mi?
İyi de öğrencileri yok! ............. Olsun getirtirler...
Ama öğretmenleri de yok! ............. Olsun onu da temin ederler...
Yahu bu okul onlara lazım değil de taşıma suyla faaliyet gösterecekse, Dünya’da kaç tane Yunan dini okulu var orada okusalar ya.
Anlasanıza be kardeşim! ............. Bu okul onlara makam olarak lazım...
Papazlar da ondan ötürü çok olmalı. “Maiyet” meselesi bu “diniyet” değil... Yani ortada dini bir ihtiyaç falan yok!
Bu arada şunu atlamayalım. Şu 6 kişilik makam da ne tatlıymış. Adam yok diye 14 kişi TC oldu ama aralarından sadece 1 kişi oraya atandı. Bu ne demek?
Acele yok be kardeşler. 14 kişiden 1’i işte ne güzel artık görevde. Hem biz geçen yazımızda da yazdık! Sırada 11 kişi için yapılan yeni bir müracaat daha var ya, oradan da 1 kişi alırlar. Yani 6 kişilik eksik için şöyle 100 dolayında TC vatandaşı daha papaz yapılırsa “Sen Sinod” listesi tamamlanır. Sanırız ki bu durumda “Panik” yok!
Yine “mütekabiliyet” mi dediniz. Bir de aralardan “Batı Trakya” diyen mi var? Susun da izleyin. Bizans’a, pardon Ekümenikliğe beş kalayız. Böyle bir dönemde kafaları karıştırmak ayıp değil mi?
Sevgili okuyucular; yeni bir “Geceyarısı Ekspresi” vakası ile karşı karşıyayız...
Rum Patriği Bartholomeos’un Heybeliada Rum Ruhban Okulu'nda mezun oluşunun 50. yıldönümü büyük bir provokasyona malzeme oldu/olacak. Heybeliada Rum Ruhban Okulu için “Suskun Okul” (The Silent School) adlı bir belgesel hazırlandı ve galası Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki “Yunanistan Başkonsolosluğu”nda geçtiğimiz Şubat ayının son günlerinde gerçekleştirildi.
Yunan Milletvekili “Hrisa Arapoğlu”, bu galada; Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasının kendileri açısından çok önemli olduğuna değindi ve Bartholomeos’a dönerek şöyle konuştu: ”Eminim ki bu belgeseli izledikten sonra, sizin yıllardır süren mücadelenizi daha iyi anlayacağız.”
Galada konuşan Bartholomeos ise Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmak istediğini, kendilerinin isteğinin ise Ruhban Okulu'nun eğitime açılması olduğunu söyledi. Buradaki bağ ve etkileşimden dolayı “aba altı sopa” diye söz etmek; komplo üretmekle eşdeğer ise ne olur kusurumuza bakmayınız. Bunun adı resmen “aba altı sopa”dır. Bu; “İstersen açma da görelim” bağlamında bir söylemdir...
Galada Bartholomeos şu sözleri de sarf etti: “Ben de bu okulun mezunuyum ve 7 yılımı burada geçirdim. Daha sonra da müdür yardımcısı olarak bu okulda görev yaptım. 40 yıldır suskun olan bu okulun tekrar açılmasını ve suskunluğunun son bulmasını istiyorum.”
Belgeselin yönetmeni “İrini Sarıoğlu” ise “Ruhban Okulu'nun sessiz çığlıklarına kulak verelim.” şeklinde konuştu.
Adımlar sıklaştı eylemlerin arası kısaldı. Zamanımız az kaldı mı ne?
“Ekümenikliğe beş kalayız” vesselam.
Hem ne olur ki İstanbul’da, “Ortodoks Halifeliği” kurmakla eşdeğer sayılacak bir şekilde, “Vatikan”vari Ekümenik bir “devletçik” kurulsa... Ne kadar da çok yabancı devlet bize “şak şak” eder.
Hem bilinmez ki belki bu bize AB yolunu da açarsa ne iyi olur. Hatta İstanbul’a turist akını da olur ve ekonomi canlanır.
Batı Trakya’dan “MÜTEKABİLİYET” diye bir çığlık mı geldi?
Aldırmayın!
Kanıksadık, oradan hep gelir zaten...
4 Mart 2011 Cuma
BOJİDAR ÇİPOF 4 MART 2011 MESAJ TV ANA HABERLERDE GÜNÜN KONUĞU
Bojidar Çipof; Rum Patrikhanesi'nde yaşanan yabancı papazlar skandalını ve Megalli İdea'nın simgelerinin İstanbul'da tamamlanıyor olması hakkında MESAJ TV ana haberde "Günün Konuğu" oldu
Papazımız yok dediler 14 kişiyi TC vatandaşı yaptılar ama yine yabancı uyruklulara görev verdiler.
1925'te neredeyse Yunanistan'ın tekrar Türkiye'ye savaş açmasına neden olacak olan Patrik Konstantin Araboğlu'nun kemikleri Yunanistan'dan getirtildi ve İstanbul'a gömecekler...
BU VİDEO; PROGRAMIN STÜDYO İÇİ GÖRÜNTÜLERİNDEN HAZIRLANMIŞTIR. BU İTİBARLA; MESAJ TV AMBLEMİ ile YAYIN ESNASINDAKİ ALTYAZILAR ve GEÇİŞLER GÖRÜNMEMEKTEDİR
3 Mart 2011 Perşembe
BOJİDAR ÇİPOF 3 MART 2011 MELTEM TV ANA HABERLERDE GÜNÜN KONUĞU
Bojidar Çipof; Rum Patrikhanesi'nde yaşanan yabancı papazlar skandalını ve Megalli İdea'nın simgelerinin İstanbul'da tamamlanıyor olması hakkında MELTEM TV ana haberde "Günün Konuğu" oldu
Papazımız yok dediler 14 kişiyi TC vatandaşı yaptılar ama yine yabancı uyruklulara görev verdiler.
1925'te neredeyse Yunanistan'ın tekrar Türkiye'ye savaş açmasına neden olacak olan Patrik Konstantin Araboğlu'nun kemikleri Yunanistan'dan getirtildi ve İstanbul'a gömecekler...
BOJİDAR ÇİPOF 3 MART 2011 KANAL 99 TV ANA HABERLERDE GÜNÜN KONUĞU
Bojidar Çipof; Rum Patrikhanesi'nde yaşanan yabancı papazlar skandalını ve Megalli İdea'nın simgelerinin İstanbul'da tamamlanıyor olması hakkında KANAL 99 TV'de GÜLGÜN FEYMAN'IN sunduğu ana haberlerde "Günün Konuğu" oldu
Papazımız yok dediler 14 kişiyi TC vatandaşı yaptılar ama yine yabancı uyruklulara görev verdiler.
1925'te neredeyse Yunanistan'ın tekrar Türkiye'ye savaş açmasına neden olacak olan Patrik Konstantin Araboğlu'nun kemikleri Yunanistan'dan getirtildi ve İstanbul'a gömecekler...
1 Mart 2011 Salı
BOJİDAR ÇİPOF 1 MART 2011 TEK RUMELİ TV'DE GÜNÜN KONUĞU
Bojidar Çipof; Rum Patrikhanesi'nde yaşanan yabancı papazlar skandalını ve Megalli İdea'nın simgelerinin İstanbul'da tamamlanıyor olması hakkında TEK RUMELİ TV'de "Günün Konuğu" oldu
Papazımız yok dediler 14 kişiyi TC vatandaşı yaptılar ama yine yabancı uyruklulara görev verdiler.
1925'te neredeyse Yunanistan'ın tekrar Türkiye'ye savaş açmasına neden olacak olan Patrik Konstantin Araboğlu'nun kemikleri Yunanistan'dan getirtildi ve İstanbul'a gömecekler...
Papazımız yok dediler 14 kişiyi TC vatandaşı yaptılar ama yine yabancı uyruklulara görev verdiler.
1925'te neredeyse Yunanistan'ın tekrar Türkiye'ye savaş açmasına neden olacak olan Patrik Konstantin Araboğlu'nun kemikleri Yunanistan'dan getirtildi ve İstanbul'a gömecekler...
27 Şubat 2011 Pazar
Rum Patrikhanesi’ni Durdurmak Artık Mümkün Değil!
10 Şubat’ta bu sitede yazdığımız yazının başlığı; “Rum Patrikhanesi; Türkiye Cumhuriyeti ile dalga mı geçiyor?” şeklindeydi. Rum Patrikhanesi’ndeki, metropolit rütbesinde olan TC vatandaşı papaz sayısının yetmediği gerekçesiyle, 12 kişiden oluşan “Sen Sinod” dinî kuruluna, 2004 yılından itibaren 6 yabancı uyruklu papaz dâhil edilerek kurul bu şekilde teşkil edilmeye başlandı. Bunu da daha önce bu sitede çıkan yazılarımızda dile getirdik ve irdeledik.2010 yılı sonlarında aynı gerekçeyle 17 papaza TC vatandaşlığı verilmesi istenmiş, bunlardan 13’üne vatandaşlık verilmişti. O esnada; aslında 20 civarında metropolit vardı ve kurul sayısını tamamlayamama gibi de bir sorunları yoktu. Buna rağmen direndiler ve bunu başardılar. Kadrolarında 13 taze TC vatandaşı olmasına karşın bu kurul yine 6 yabancı ile görevini sürdürdü ve buna müdahale edilmedi.
Ekümenik Patrikhane’ye fazlasıyla “maiyet” sağlama adına yapılan tüm girişimler bu süreçte hep Rum patrikhanesi lehine sonuçlandı. Bu süreç; Patrikhane’nin siyasileri ve görevlileri de hedef alan iç kulis çalışmalarının bir eseridir ve onların vizöründen bakılırsa fevkalâde başarılıdırlar. Zira siyasiler ve görevliler çok ustaca sürdürülen dış baskılar neticesinde 13 kişinin TC vatandaşı olmasına izin vermiştir.
Talep edilen 17 kişi arasında olan fakat bazı çekinceler nedeniyle 13 kişi arasında yer almayan “Marmara Adası Metropoliti”ne de geçtiğimiz bir iki hafta içinde sessiz sedasızca TC vatandaşlığı verildi. Yine bu 17 kişiden biri olan ve aile fertleri arasında Türkiye açısından fevkalade sakıncalar olan “Avusturya Metropoliti” için ise ısrar etmeyi kestiler. Ama sonra anlaşıldı ki bu kişi ağır bir kanser hastasıdır ve bir anlamda ona yatırım yapmayı fazla zorlamadılar.
Yine bu süreç içinde; Sen Sinod kurulu için artık fazlasıyla metropolit olmasına rağmen 11 ilave şahıs için tekrar TC vatandaşlığı almak için müracaat edildi ve şu an bunların muameleleri de sürdürülmektedir Bu sitedeki eski yazılarımızda bu gelişmelere sürekli yer verdik. Ne yazıktır ki Türkiye açısından fevkalâde önemli olan bu gelişmeleri ulusal medyada dile getiremedik. Basit bir polisiye kaza için sayfalarca/dakikalarca yer ayıran ulusal medyamız; bu konulara çok duyarsız kaldı ve birkaç basit ve “sempatize” eden ifadeler içeren haberler dışında basında bu gelişmeler yer bulmadı.
1 Mart’ta yeni “Sen Sinod” kurulu göreve başlayacaktır. Bu kadar metropolit sayısına ulaşan kurulda artık vatandaş yapılan 13+1 kişi arasından 6’sına görev verilmesini doğal olarak beklerken “skandal” liste elimize ulaştı. Bu listede sadece bir taze TC vatandaşı yer aldı ve 12 kişinin içinde yer alan 6 yabancı yerine yine yabancı uyruklu 5 metropolit atandı.
Buna ne demek gerekir? “Türkiye Cumhuriyeti ile dalga geçmek mi alay etmek mi?” Bunun tek adı vardır!
“Kepazelik”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bu kadar oynanmamalı diye düşünüyoruz. O kadar fütursuzca hareket etmekteler ki bunun adına “kepazelik” demek de bize göre çok hafif kalmaktadır.
Amerika’nın baskısı ya da desteğiyle “ithal” bir patrik olan ve bir oldubitti ile TC vatandaşı yapılan, 1948 ile 1972 yılları arasındaki Patrik olan “Athenagoras” dönemi; tarihin tekerrür halinde olması söylemine uygun olarak “tekerrür” etmektedir.
O dönemde de papaz ihtiyacının karşılanması diye başlayan, sonra ise bıktırıcı bir şekilde sürekli olarak T.C. yapılmak istenen papaz listelerinin Türkiye’nin önüne konduğu bir süreç yaşanmıştı. Athenagoras; “Kanlı Papaz Makarios”u “Kıbrıs Başpiskoposu” olarak tayin ederek Kıbrıs’taki sürecin başlamasına neden olan kişidir ve bunu da her defasında vurgulamakta fayda vardır!
Şimdi Türkiye’yi artık alay mevzusu haline getiren listeye göz atalım. 6 yabancı arasından sadece “Karpat Metropoliti Georgios Panagiotis” taze TC vatandaşıdır. Diğer 6 kişinin adları söyledir:
San Francisco Metropoliti Gerasimos Muhaleas
Kore Metropoliti Aristotelis Zografos
İngiltere/Tianon Metropoliti Emanuil Lolulourgas
Rethimni ve Avlopotamos Metropoliti Anthimos Sirianos
Ve çok kez Türkiye’de haber olarak Türk kamuoyunun tanıdığı biri olan; Bergama Metropoliti Yoannis Zizioulas
Türkiye topraklarındaki Bergama için, Yunanistan’da kurulu Bergama Metropoliti olan Yoannis Zizioulas 1 Mart’taki görevi için Türkiye’ye gelirken yanında, 1925’te Türkiye ile Yunanistan’ı tekrar savaşa sokmak üzere olan simge patrik “Konstantin Araboğlu”nun kemiklerini de getirecektir. Bu kemikler; 6 Mart’ta Patrikhane’de yapılacak bir ayinde törenden sonra Balıklı Mezarlığı’ndaki patriklerin arasına gömülecektir.
1925 yılında mübadeleye tabii bir Yunan uyruklu olmasına karşın, bir oldubitti ile patrik seçilen ama buna muvaffak olamadıkları ve sınır dışı edilen “Konstantin Araboğlu” meselesindeki işleyen süreç ile ilgili de bu sitedeki daha önceki yazımızı bir kez daha okumanızı tavsiye ederiz.
Sessiz değil ama hayli derinden geliyorlar. Adımlar sürekli atılmakta... “Megali İdea” için vazgeçmiyorlar, bir gün İstanbul’un yine “Konstantinopolis” olması ülküsünden vazgeçmiyorlar.
Sadece izliyoruz, edindiğimiz bilgileri paylaşıyoruz ve tarihe not düşüyoruz.
Umarız ki bir gün “Ben demiştim!” ya da “Ben yazmıştım!” demek zorunda kalmayız...
24 Şubat 2011 Perşembe
ELÂ GÖZLERE ÂŞIK OLMAK
Elâ gözleri derin bir yerinde saklamışsan
Kundaklamış sarmalamışsan onları kalbinde
İhtimamla daha da büyütmek için sevgiyi
Yüreğine kakılmış iri iki elmas gibiyseler
Parlamaları yüzünden aksediyorsa; âşıksın
Yanında ve sana bakıyorlarsa; şanslı âşıksın
Zaman akar, ruhlar tek olur bedenler gibi
Çok ziyade sevgi ile dolar aşk halinde kişi
Belirgin anlaşılır yüzünden içindeki mutluluk
Gün iştiyak halinde geçer onu göremediğinde
Zaman akmaz taşar su misali sevgi yatağından
Seni onu sevdiğin gibi seven elâ gözler varsa
Sen gerçekten âşık hem de çok şanslı âşıksın
Fakat tablo her zaman pembe olmaz kızarır
Yüz umutsuzlukla gölgelenir ruh kapkara olur
Görememek başlarsa ve ayrılığa delaletse kötü
Hem de çok kötü ümitsiz aşk hali mi yoksa bu?
Bundan ötürü ziyade düşüncelere girdiysen
Senin gibi olanlar arasında sessizce kuytularda
Hüzünlü ve tek dolaşmaklar bir çare olmaz sana
Yüzünde herkesin göremeyeceği çizgiler belirir
Saklamaya çalışma kalbinde çok derin de olsalar
Zira içinde hüzün ve keder de olsa zaman akar
Yaşam sürmekteyse kalan yaşama umut olmalı
Belki bir tutam sevgi eşliğinde hâlâ sulamaktasın
Son kalan toprağın avuçlarından kaymaması
Sularla birlikte erimemesi, akıp gitmemesi için
Sıkıca tutabilirsen sevgini belki bir çare daha var
Gerçekten varsa denemelisin hem de sonuna dek
Ama son çare ayrılıksa, hakikaten denediysen her şeyi
Ne yaşadıysan ne kadar sevdiysen yarısını al
Yarısı onun yarısı senin olsun
Sadece elâ gözleri ona bırakma
Onların ikisi de sende kalsın...
Bojidar Çipof
24 Şubat 2011
http://www.antoloji.com/ela-gozlere-asikolmak-siiri/
Kundaklamış sarmalamışsan onları kalbinde
İhtimamla daha da büyütmek için sevgiyi
Yüreğine kakılmış iri iki elmas gibiyseler
Parlamaları yüzünden aksediyorsa; âşıksın
Yanında ve sana bakıyorlarsa; şanslı âşıksın
Zaman akar, ruhlar tek olur bedenler gibi
Çok ziyade sevgi ile dolar aşk halinde kişi
Belirgin anlaşılır yüzünden içindeki mutluluk
Gün iştiyak halinde geçer onu göremediğinde
Zaman akmaz taşar su misali sevgi yatağından
Seni onu sevdiğin gibi seven elâ gözler varsa
Sen gerçekten âşık hem de çok şanslı âşıksın
Fakat tablo her zaman pembe olmaz kızarır
Yüz umutsuzlukla gölgelenir ruh kapkara olur
Görememek başlarsa ve ayrılığa delaletse kötü
Hem de çok kötü ümitsiz aşk hali mi yoksa bu?
Bundan ötürü ziyade düşüncelere girdiysen
Senin gibi olanlar arasında sessizce kuytularda
Hüzünlü ve tek dolaşmaklar bir çare olmaz sana
Yüzünde herkesin göremeyeceği çizgiler belirir
Saklamaya çalışma kalbinde çok derin de olsalar
Zira içinde hüzün ve keder de olsa zaman akar
Yaşam sürmekteyse kalan yaşama umut olmalı
Belki bir tutam sevgi eşliğinde hâlâ sulamaktasın
Son kalan toprağın avuçlarından kaymaması
Sularla birlikte erimemesi, akıp gitmemesi için
Sıkıca tutabilirsen sevgini belki bir çare daha var
Gerçekten varsa denemelisin hem de sonuna dek
Ama son çare ayrılıksa, hakikaten denediysen her şeyi
Ne yaşadıysan ne kadar sevdiysen yarısını al
Yarısı onun yarısı senin olsun
Sadece elâ gözleri ona bırakma
Onların ikisi de sende kalsın...
Bojidar Çipof
24 Şubat 2011
http://www.antoloji.com/ela-gozlere-asikolmak-siiri/
19 Şubat 2011 Cumartesi
Konstantinopolis Olma Yolunda Adım Adım İlerliyorlar

Rum Patrikhanesi artık doludizgin geliyor ya da hedefine doğru hızla yol alıyor. Önümüzdeki günlerde yine büyük bir hareketlilik var. Bazı simge isimlerin mezarlarını Türkiye’ye nakletmek için adımlar atıldı. Bunlar çok sempatik olarak Devlet makamlarına sunulmakta ve esas taşıdığı mana çok ustaca gizlenmektedir. Rum Patrikhanesi açısından simge haline gelmiş isim denildiğinde aslında çok ad sayılabilir ama bunlardan bazılarının mezarları Türkiye’de değil. Bunları tamamlamak, diğer patrik mezarları arasında yer almalarını istiyorlar.Bu kişilerden birisi; bir önceki yazımızda da değindiğimiz “Patrik 6. Konstantinos”dur. 1925’te mübadelede gereği Türkiye dışına çıkması gerekirken bir oldubitti ile patrik seçilen “Konstantin Araboğlu” hakkında pek fazla şey bilinmez. Konstantin Araboğlu; Kurtuluş Savaşı ve Lozan Anlaşması’ndan sonra Yunanistan’ı asker toplayıp tekrar Türkiye’ye karşı savaş açma tehdidine kadar götüren bir olaya sebep olan birisidir ve Yunan/Rum tarafları için çok önemli bir zattır.
6 Mart tarihinde, Balıklı Mezarlığında yapılacak bir törenle bu kişinin Yunanistan’dan getirilecek kemikleri, şatafatlı bir törenle gömülecektir. Bu gömme işinin ya da yapılacak ayinin ne anlama geldiği hakkında buna izin veren makamlarımızın bilgi eksikliğinde oldukları kanaatindeyiz.
Bu kemiklerin yeniden defin iznini; Kasım 2004’de 800 sene önce İstanbul’dan Roma’ya götürülen Aziz Grigorios Theolog ve Aziz Yoannis Hrisostomos’un kemiklerinin Vatikan’ca iadesi ile karıştırmamak gereklidir. 1204 yılında İstanbul’un, Haçlı Ordusu tarafından işgal edilmesi ve 57 yıl sonra geri çekilmesi esnasında bulunan kutsal emanetlerin hepsi Papalık askerleri tarafından götürülmüştü. Bir camekân içinde sergilenen birkaç kemik ile Patrik 6. Konstantinos’un yeniden patrik mezarları arasında defnedilmesi aynı şey değildir.
Rum Patrikhanesi’nin simge isimlerinden birisinin Atina’daki mezarı İstanbul’a taşınacak suretiyle selefleri ile ardıllarının mezarları arasında yer alması sağlanmış olacaktır. Bu yazıyı çok fazla uzatmamak adına diğer simge isimler hakkında ve 6. Konstantinos hakkında çok ayrıntılı birer makaleyi en kısa zamanda kaleme alacağız.
Şimdi; son zamanlarda Rum Patrikhanesi’nin ne edinimler sağladığına ve ne gibi eylemlerde bulunduğuna kısaca bir bakalım.
Patrikhane’de 12 kişiden müteşekkil olan ve “Sen Sinod” olarak bilinen dini meclise evvelâ Türkiye Cumhuriyeti yasalarına/yönetmeliklerine göre hukuk dışı bir şekilde 6 yabancı uyruklu papazı göreve atandı ki aslında burada görev yapacak çok sayıda görevli vardı. Sonra bu ihtiyacın çok üstünde bir taleple 13 papazı Türk vatandaşı yaptırdı ama 1 Mart 2011’de dönemsel görevine başlayacak olan Sen Sinod görevlileri arasında (şu an itibariyle) henüz sadece 1 “taze” vatandaş var ve yine diğerleri yabancı uyruklu 11 kişilik bir listenin daha Türkiye’den vatandaşlık verilmesi talebi yapılacaktır.
Patrikhane artık maiyetini de tamamlama sürecindedir ya da artık maiyetini tamamlamayı sonlandırıyor.
Heybeliada Ruhban Okulu için uluslararası baskılar son zamanda çok şiddetlendi. ABD ve AB sürekli bu konuda bastırıyor. Buna ne kadar dayanılabilir bu artık belli değil.
Peki, bu okulda kim okuyacak? “Okuyacak öğrenci yok ama getirtiriz.”
Peki, bu okulda kim okutacak? “Onu da getirtiriz.”
Olmayan öğrenci ve olmayan öğretmen işi de bir şekilde “hal” edilirse bu başta YÖK Yasası ve Anayasa olmak üzere hukuk sistemimize uygun mu?
“Olsun değiştirtiriz!” Patrikhane hukukçularının sürekli yasa teklifleri/örnekleri hazırlayarak hükümete “empoze” etmeye çalıştıkları da bilinen bir gerçek. Rum Patrikhanesi’ne bir müritten daha fazla gönül bağı olanların hızla çoğaltmakta olduğu da bir gerçek ve çok dikkat edilmesi gereken bir husus...
Patrikhane’nin davalarını para almadan takip ettiği kendisi tarafından İstanbul Baro’suna verilen belgeyle tefsik edilen Avukat Kezban Hatemi’nin eşi Prof. Hüseyin Hatemi tarafından hazırlanan bir “kanun taslağı” hazırlanarak taslağın yasalaşması empoze edildi ama başaramadılar.
15 Ağustos’ta, Trabzon’daki Sümela Manastırı’nda -ki 15 Ağustos 1461, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıktığı gündür- ayin izni aldılar ve bunu bir gövde gösterisi şeklinde yaparak bir anlamda Fatih’in rövanşını aldılar.
Büyükada Yetimhanesi’nin tapusu AİHM kararı ile artık Patrikhane’nin ve bu da Türkiye’de bir ilk oldu. Reylerini AB’nin istekleri yönünde “ihdas” eden AİHM hâkimlerinin kararı sayesinde Türkiye’de ilk kez “tüzel kişiliği” olmayan bir kurum tapu sahibi oldu. Davanın açılış dosyasına AİHM tarafından verilen ad; Rum Patrikhanesi’ni “ekümenik” sayan bir ifade içerdi zira bu dava ile ilgili kararlarda/evraklarda “Affaire Rum Patrikliği (Patriarchat Ecumenique) Turkey, Application No. 14340/05” (8 Eylül 2008 ve 15 Haziran 2010 kararlar) yazmaktadır.
Şimdi sıra artık Patrikhane’yi “Ekümenik Patrikhane” olarak kabul ettirmeye geldi. Bu; en önemli adımdır ve Türkiye’ye vurulacak son yumruktur. Bu; “Megali İdea”nın nihai hedefidir.
Megali İdea ise bir gün İstanbul’un tekrar Konstantinopolis olması ile tekrar ihya edilecek Bizans’ı kurma hayalidir.
Olabilir mi? Olamasa da bu Yunan/Rum ütopyasıdır ve yapılmak istenendir. Olabilirliği, sonuçlanabilirliği, sonuçlanabilme olasılığı artık göz korkutmaya, hatta bizi ürpertmeye başladı. Şu söylemimizi çokça dile getirmekteyiz: “Bu adamlar hiçbir şeyi plansız, programsız yapmaz!” Çok uzun bir zamana yayılmış bu program süratle ilerlemekte ve bu programın yukarıda zikredilen bazı noktaları çok “sempatik” bir şekilde kamuoyuna ve alınan izinleri veren makamlara benimsettirilmektedir.
Aklımıza şu takılıyor: “Bizi efsunluyorlar mı ne?” Yukarıdaki program da zaten aynı şekilde ve sürekli “sempatik” olarak sunuldu ve adım adım ilerledi ve ilerlemekte...
Patrik 6. Konstantinos; hayatının son beş yılını Atina’da geçirmiştir. Göreve gelişi Türkiye tarafından kabul edilmemiş, buna karşın kendisi görevden çekilmekte çok direnerek bir krize neden olmuş ve çok sonra istifa ederek çekilmiştir. Peki, neden bu kişinin kemiklerini getirtmek bu kadar önemlidir? Bu kişi zaten Türkiye vatandaşı da değildir...
Patrikhane bu iadenin gerçekleşmesi için evvela Atina Başpiskoposluğu’na bir mektup yazmış, resmen kemikleri istemiş ve buna olumlu yanıt almıştır. Bunun ardından konu Türk makamlarına aksettirilerek kemiklerin getirtilmesi ve bir törenle gömülmesi için izin alınmıştır. Bunun üzerine Atina Belediyesi’nin mezarlıklarla ilgili biriminden de kemiklerin İstanbul’a sevki için izin almıştır.
Buraya kadar olan süreç çok normal görünse de bu bir oyundur!
Kim kimden izin almaktadır. Bir süre evvel kaleme aldığımız ABD Rum Kilisesi’ndeki çocuk istismarları ile ilgili makalemizde; ABD Polisi’nin dahi adı geçen ve görevinden Patrikhanece el çektirilen tacizci papazın odasından özel eşyalarını alması için Rum Patrikhanesi’ne telefon ettiği hususunu kaynak göstererek yazmıştık.
Zaten Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan Atina Başpiskoposluğu; izin vermeyecek, Yunanistan Devleti’nin baş tacı olan um Patrikhanesi’ne, Atina Belediyesi “yok” diyecek!
Bu çok komik bir mizansen... Bunun adı: Minare kılıfa uyduruldu...
Türkiye topraklarındaki Bergama için, Yunanistan’da kurulu Bergama Metropolitliği vardır. Metropolitliğin yardımcı sekreteri ve Atina Başpiskoposluğu papazları bir törenle bu kemikleri çıkarmışlardır. 1 Mart’ta yeni dönemine başlayacak Sen Sinod’da görev verilen “Bergama Metropoliti Yoannis Zizioulas”; Türkiye’ye gelirken kemikleri getirecektir ve 6 Mart’ta Patrikhane’de yapılacak bir ayinde törenden sonra da hazırlanacak mezara koyacaklardır.
“Sasimon Metropoliti Nikolaos Limuris” ise o güne kadar mezarı hazırlama görevini üstlenmiştir.
Bu yazımızın çok kişiye bir “hikâye” olarak geleceğini biliyoruz...
Entelektüellerimiz, basın mensuplarımız, akademisyenlerimiz; Rum Patrikhanesi’ne büyük bir hayranlık içindedirler. Adında “Hıristiyan” olunca illa iyi mi olmalıdır? Unutulmasın ki “Hıristiyan’ın yobazı Müslüman’ın yobazını mumla aratır.” Biz bunu en iyi bilenlerdeniz ve bu husustaki kitabımız; “Patrikhane ile Mücadelem”de 220 belge ve 110 görselle bunu ortaya koyduk.
Rum Patrikhanesi son yıllarda; çok enerjik adımlarla, çok önemli edinimler kazanmıştır. Patrikhane’nin statüsünü değiştirecek nitelikte maddeler de içerecek yasa tekliflerini el altından hazırlama yetisine artık sahiptir. Bu yazdıklarımız ne yazık ki bir “hikâye” değildir. Realitenin ta kendisidir.
Durmayacaklardır...
Dünya ülkeleri arasında, anayasasında komşu bir devlet hakkında madde bulunan tek ülke Yunanistan’dır.
Yunanistan Anayasası 3. Maddesi; (özetle) “Yunanistan’ın dini Ortodoksluktur ve dinin başı Konstantinopolis’tedir” der...
Çok ince manevralarla önemli adımlar atılmakta ve sonunda adı “Megali İdea” (Büyük Ülkü ya da Büyük Fikir) olan bir hedefe doğru adım adım gidilmektedir. Yapılanlar; bir pazılın parçalarıdır ve bu pazılın sonunda beklenen, kendilerince istenen tablo şudur:
“Bir gün İstanbul tekrar Konstantinopolis olacaktır.”
Olabilir mi? Olamasa da bu Yunan/Rum ütopyasıdır ve yapılmak istenendir. Olabilirliği, sonuçlanabilirliği, sonuçlanabilme olasılığı artık göz korkutmaya, hatta bizi ürpertmeye başladı. Şu söylemimizi çokça dile getirmekteyiz: “Bu adamlar hiçbir şeyi plansız, programsız yapmaz!” Çok uzun bir zamana yayılmış bu program süratle ilerlemekte ve bu programın yukarıda zikredilen bazı noktaları çok “sempatik” bir şekilde kamuoyuna ve alınan izinleri veren makamlara benimsettirilmektedir.
Aklımıza şu takılıyor: “Bizi efsunluyorlar mı ne?” Yukarıdaki program da zaten aynı şekilde ve sürekli “sempatik” olarak sunuldu ve adım adım ilerledi ve ilerlemekte...
Patrik 6. Konstantinos; hayatının son beş yılını Atina’da geçirmiştir. Göreve gelişi Türkiye tarafından kabul edilmemiş, buna karşın kendisi görevden çekilmekte çok direnerek bir krize neden olmuş ve çok sonra istifa ederek çekilmiştir. Peki, neden bu kişinin kemiklerini getirtmek bu kadar önemlidir? Bu kişi zaten Türkiye vatandaşı da değildir...
Patrikhane bu iadenin gerçekleşmesi için evvela Atina Başpiskoposluğu’na bir mektup yazmış, resmen kemikleri istemiş ve buna olumlu yanıt almıştır. Bunun ardından konu Türk makamlarına aksettirilerek kemiklerin getirtilmesi ve bir törenle gömülmesi için izin alınmıştır. Bunun üzerine Atina Belediyesi’nin mezarlıklarla ilgili biriminden de kemiklerin İstanbul’a sevki için izin almıştır.
Buraya kadar olan süreç çok normal görünse de bu bir oyundur!
Kim kimden izin almaktadır. Bir süre evvel kaleme aldığımız ABD Rum Kilisesi’ndeki çocuk istismarları ile ilgili makalemizde; ABD Polisi’nin dahi adı geçen ve görevinden Patrikhanece el çektirilen tacizci papazın odasından özel eşyalarını alması için Rum Patrikhanesi’ne telefon ettiği hususunu kaynak göstererek yazmıştık.
Zaten Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan Atina Başpiskoposluğu; izin vermeyecek, Yunanistan Devleti’nin baş tacı olan um Patrikhanesi’ne, Atina Belediyesi “yok” diyecek!
Bu çok komik bir mizansen... Bunun adı: Minare kılıfa uyduruldu...
Türkiye topraklarındaki Bergama için, Yunanistan’da kurulu Bergama Metropolitliği vardır. Metropolitliğin yardımcı sekreteri ve Atina Başpiskoposluğu papazları bir törenle bu kemikleri çıkarmışlardır. 1 Mart’ta yeni dönemine başlayacak Sen Sinod’da görev verilen “Bergama Metropoliti Yoannis Zizioulas”; Türkiye’ye gelirken kemikleri getirecektir ve 6 Mart’ta Patrikhane’de yapılacak bir ayinde törenden sonra da hazırlanacak mezara koyacaklardır.
“Sasimon Metropoliti Nikolaos Limuris” ise o güne kadar mezarı hazırlama görevini üstlenmiştir.
Bu yazımızın çok kişiye bir “hikâye” olarak geleceğini biliyoruz...
Entelektüellerimiz, basın mensuplarımız, akademisyenlerimiz; Rum Patrikhanesi’ne büyük bir hayranlık içindedirler. Adında “Hıristiyan” olunca illa iyi mi olmalıdır? Unutulmasın ki “Hıristiyan’ın yobazı Müslüman’ın yobazını mumla aratır.” Biz bunu en iyi bilenlerdeniz ve bu husustaki kitabımız; “Patrikhane ile Mücadelem”de 220 belge ve 110 görselle bunu ortaya koyduk.
Rum Patrikhanesi son yıllarda; çok enerjik adımlarla, çok önemli edinimler kazanmıştır. Patrikhane’nin statüsünü değiştirecek nitelikte maddeler de içerecek yasa tekliflerini el altından hazırlama yetisine artık sahiptir. Bu yazdıklarımız ne yazık ki bir “hikâye” değildir. Realitenin ta kendisidir.
Durmayacaklardır...
Dünya ülkeleri arasında, anayasasında komşu bir devlet hakkında madde bulunan tek ülke Yunanistan’dır.
Yunanistan Anayasası 3. Maddesi; (özetle) “Yunanistan’ın dini Ortodoksluktur ve dinin başı Konstantinopolis’tedir” der...
Çok ince manevralarla önemli adımlar atılmakta ve sonunda adı “Megali İdea” (Büyük Ülkü ya da Büyük Fikir) olan bir hedefe doğru adım adım gidilmektedir. Yapılanlar; bir pazılın parçalarıdır ve bu pazılın sonunda beklenen, kendilerince istenen tablo şudur:
“Bir gün İstanbul tekrar Konstantinopolis olacaktır.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


