ayasofya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayasofya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2021 Cumartesi

HELENİZM FOKURDAMAYA BAŞLADI!

ABD Başpiskoposluğu tarihinde bir ilk olarak 2019 ortasında Rum Patrikhanesi’nden Türk Vatandaşı Elpidophoros ABD Başpiskoposu olmuştu. Geçen süre içindeki faaliyetleri ve söylemleri ise pek Türkiye sevgisi içeren başlıklarda değildi. Özellikle Ayasofya’nın geçtiğimiz yıl camii olmasından sonra bu söylemlerin ve şikâyetlerin dozu arttı. 2 gün önce, 2 Şubat’ta ABD’den ve yine aynı gün İstanbul’dan Helenizm adına yapılan faaliyetleri alt alta yazdığımızda; Helenizm’in Türkiye aleyhine fokurdamakta olduğu ve bu fokurdamanın önümüzdeki aylarda, yeni ABD Başkanı Biden’in de mutlaka dâhil olacağı bir sürece evrileceği düşünülüyor.

Son birkaç günün kronolojisine bakalım!

2 Şubat Salı günü UNESCO Genel Direktörü Özel Danışmanı Mounir Bouchenaki ile Rum Patriği Bartholomeos Patrikhanede bir görüşme yaptılar. Bu ziyaret ile ilgili haber Yunan/Rum haber kaynaklarında aşağıdaki manşet ile çıktı.

Ekümenik Patrik'in UNESCO temsilcisi ile Ayasofya ve Kariye Kilisesi hakkında görüşmesi

Görüşme sonrasında tarafların kendi kaynaklarına verdiği açıklamalarda; Ayasofya ve Kariye Kilisesi'nin camiye dönüştürülmesi de dâhil olmak üzere ortak ilgi alanına giren konuları tartıştıkları beyan edildi. Aynı haberde özellikle Bartholomeos’un geçen Ekim ayında da Bouchenaki'yi kabul ettiği ve çok ilginç bir görüşme yaşadığı vurgulandı. Bir ayrıntı daha; Bartholomeos’un özel bir etkinlik için UNESCO’nun Paris’teki genel merkezini resmen ziyaret ettiği ve orada hitap ettiği de anımsatıldı.

Haberlerde görüşmenin Ayasofya ve Kariye camileri üzerine yoğunlaştığı ve bir anlamda Türkiye’nin şikâyet edildiği izlenimi var.

Mounir Bouchenaki kimdir?

Ayasofya ile ilgili UNESCO'nun hassasiyetinin başlaması ile birlikte geçtiğimiz sene UNESCO Genel Direktör Vekili Ernesto Ottone tarafından Türkiye’den Mounir Bouchenaki'nin incelemelerde bulunmasına izin verilmesi istenmişti. Bu iznin istenmesinden önce 7 Ekim’de Mounir Bouchenaki İstanbul’a gelmiş ve Bartholomeos ile Ayasofya hakkında görüşmüştü. Bu görüşme resmi mahiyette değil özel bir ziyaret olarak telakki edilmiş, Türkiye’den inceleme izni verilmesi daha sonra resmen istenmişti. Bu husus dikkat çekicidir! Bir UNESCO yetkilisi İstanbul’a geliyor ve Patrik Bartholomeos ile görüşüyor daha sonraki günlerde UNESCO’dan Türkiye’ye gelen bir talep ile Mounir Bouchenaki'nin Ayasofya ve Kariye’de incelemeler yapması için izin isteniyor…

Mounir Bouchenaki; Cezayirli, doktora derecesine sahip bir tarihçi ve arkeologdur. Aix-en-Provence Üniversitesi'nden Arkeoloji ve Antik Tarih alanında doktora yapmış ve 1969'dan 1981'e kadar Cezayir hükümeti için çalışmıştır. 2000 yılından itibaren Kültür Genel Direktör Yardımcısı olarak UNESCO'da görev yaptı. Kasım 2005'te ICCROM'un (Kültür Varlıklarını Koruma ve Restorasyon Çalışmaları Uluslararası Merkezi) Genel Direktörü seçildi. UNESCO'da ve Cezayir’de Kültürel Miras Bölümü Direktörü ve Dünya Mirası Merkezi Direktörü olarak görev yaptı. Halen UNESCO Genel Direktör Vekili Ernesto Ottone’nun özel danışmanı olarak görev yapmakta…

2 Şubat Salı günü Bartholomeos’un bir misafiri daha vardı. Yunanistan'ın İzmir Başkonsolosu Despina Balkiza

2 Şubat Salı günü ABD’den bir haber; “ABD Başpiskoposu diyor ki; Türk Hükümeti’ne bir kez daha Ayasofya ile ilgili kararlarını tersine çevirmeye çağırıyorum” 

Bu haber ABD Başpiskoposluğu resmi web sitesi https://www.goarch.org/ ve Başpiskoposluk ile Archonların ortak yayın organı olan https://orthodoxtimes.com/ siteleri referans alınmak suretiyle Helen kaynaklarında da aynı içerikle yayınlanmış, ayrıca Yunan haber ajansı ANA-MPA başta olmak üzere diğer haber kaynaklarında da yer almıştır.

Haberin devamı: “Amerika Başpiskoposu ve Helen Dünyası Vakfı güçlerini birleştirdi

ABD Yunan Ortodoks Başpiskoposluğu, Helen Dünyası Vakfı ile birlikte çalışarak ABD’de Helenizm'in tarihi, dini ve kültürel mirasını tanıtmak için güçlerini birleştirecek. Bu programı yürütmek üzere ABD Başpiskoposu Elpidophoros ve Helen Dünyası Vakfı Başkan Yardımcısı Sofia Kounenaki Efraimoğlou, 1 Şubat’ta bir araya gelerek işbirliği protokolü yaptılar. Protokolde; Yunanistan'ın 1821 Devriminin 200. yılına denk gelen 2021’i de tanıtmak yer alıyor.  

Program, koşullar izin verir vermez  ve Hellenic World Vakfı'nın yapımcıları tarafından kültürel ve eğitici interaktif sanal gerçeklik sunumlarının ve tüm dijital koleksiyonlarının Amerika Birleşik Devletleri'ne aktarılmasıyla başlayacak. Yunanlı Amerikalılar ve diğerleri tarafından görüntülenmesi sağlanacak. Bu suretle Türkiye aleyhine ve Helenizm’in lehine algı yaratılacak.

İlk icraat ise Ayasofya’nın interaktif sanal turu olacak. Prodüksiyon; "Ayasofya: 1.500 Yıllık Tarih" başlığını taşıyacak.

Anlaşmanın imzalanmasının ardından Başpiskopos Elpidophoros, “Bugünün Kutsal Başpiskoposluk ve Helen Dünyası Vakfı arasındaki İşbirliği Muhtırasının salgın nedeniyle sanal da olsa imzalanması beni derinden mutlu ediyor. Aslında, Konstantinopolis'i de selamlıyorum, tüm Yunanlı Amerikalılar, tüm topluluklarımız, Hıristiyan kardeşlerimiz ve istisnasız tüm Amerikalılar, Hristiyanlık Merkezi'nde sanal bir tur deneyimleme fırsatı bulacaklar. Ayasofya ve bu eşsiz başarıya ve kısa süre önce yeniden camiye çevrilen bu Dünya Mirası Sit Alanı'na hayran kalacaksınız.

Bu fırsatı ayrıca bir kez daha Türk Hükümetinin kararlarını değiştirmeye çağırmak için de kullanıyorum, bu olay tüm Ortodoks Hıristiyanların, ve diğer tüm Hıristiyanların ve hatta tüm diğer inançlardan insanların dini ideallerine derinden zarar veriyor"

Yukarıda bahsi geçen haber bir deklarasyon şeklinde ABD Başpiskoposluğu’nun resmi web adresinde “For Immediate Release” vurgusu ile yer aldı. https://www.goarch.org/-/hellenic-world-pr

Deklarasyonun başlığı; Yunan Ortodoks Başpiskoposu ve Helen Dünyası Vakfı, Amerika Birleşik Devletleri'nde Helenizm’i Teşvik Etmek İçin Yeni Programını Duyurdu

İçerik yukarıda tercümesini verdiğimiz haber ile aynı.

3 Şubat Çarşamba günü Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi 3 Şubat’ta Heybeliada Ruhban Okulu'nu ziyaret etti

Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Michael Christos Diamesis ve Yunanistan'ın İstanbul Başkonsolosu Georgia Sultanopoulou ile gazeteci Emma Kostidis, Heybeliada Ruhban Okulu'na bir ziyarette bulundular. Yunan/Rum haber kaynaklarında ziyaretin “resmi” olduğu açıklandı.

 Yunan diplomatlar ve Piskopos Kassianos arasındaki görüşmede ağırlıklı olarak Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunun görüşüldüğü, okulun 50 sene önce faaliyetini durdurma kararının, din özgürlüğünün doğrudan ihlali ve Yunan toplumuna adaletsizlik olduğu, ve Heybeliada Ruhban Okulu'nda planlanan bina tadilatının görüşüldüğü Yunan haber kaynaklarından açıklandı.

 

Sadece iki günlük bir Helenik trafik

Helenizm Türkiye aleyhine fokurdamakta!

 

-----------------------

https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/helenizm-fokurdamaya-basladi

http://soyledik.com/tr/makale/8158/helenizm-fokurdamaya-basladi--bojidar-cipof.html

 

18 Ocak 2021 Pazartesi

YUNANİSTAN BAŞPİSKOPOSU İERONİMOS’TAN İSLAM’A HAKARET, RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS’TAN SÜKÛT

 

 Yunanistan Başpiskoposu İeronimos 14 Ocak Perşembe akşamı yayınlanan bir televizyon programında "İslam bir din değildir. Siyasi bir partidir. İnsanları da savaşın insanlarıdır" şeklinde konuşarak Müslümanlığa hakaret etti!

Başpiskopos İeronimos beyanatında İslâm'ın bir din olmadığını, siyasi bir parti ve siyasi bir arayış olduğunu, insanlarının yani Müslümanların da savaşın ve yayılmacılığın insanları olduğunu ileri sürdü. İslam'ın karakteristik özelliğinin bu olduğunu, Hz. Muhammed'in öğretilerinin ise savaş ve yayılmacılığı teşvik ettiğini vurgulayarak İslam Dini’ne karşı inkârcı ve Müslümanlara karşı da hep düşmanca olduğu bilinen yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu.

Başpiskopos İeronimos'un her daim Türk ve İslam karşıtlığı biliniyor ve sık sık böyle haddini aşan beyanları da oluyor.

Başpiskoposun bu kin ve nefreti körükleyici bu sözleri hakkında ülkedeki siyasilerden herhangi bir tepki gelmemesini ise bu söylemleri destekler düşüncede olduklarının göstergesi sayabilir miyiz?

Batı Trakya Türkleri tarafından kurulan DEB Partisi (Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi) yaptığı bir açıklama ile Başpiskopos İeronimos’un sözlerini şöyle kınadı.

"Dün gece yayınlanan bir televizyon programında, Yunanistan Başpiskoposu İeronimos'un sarf ettiği sözleri şaşkınlık içerisinde takip ettik. İslam Dinimizi bir din değil de siyasi bir parti olarak ve Müslümanları ise savaş insanları olarak nitelendirmesi tarafımızdan kabul edilebilir bir durum değildir. Bu doğrudan doğruya bir saldırı ve bariz bir İslamofobi örneğidir. Bu pandemi sürecinde önde gelen din adamlarının özellikle birleştirici ve sağduyulu açıklamalar yapmak yerine ayrıştırıcı ve bölücü söylemlerde bulunması kime ve neye hizmet eder anlamakta zorluk çekmekteyiz. Bu tür sözlerin 2021 yılında hâlâ sarf edilebiliyor olmasından duyduğumuz üzüntüyü dile getirir, Yunanistan Başpiskoposunun sözlerini şiddetle kınadığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız"

Başpiskopos İeronimos'un bu açıklamalarının önümüzdeki günlerde Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak görüşmeler öncesine denk gelmesi ilginçtir. Türkiye ile Yunanistan arasında görüşmelerin 25 Ocak tarihinde İstanbul'da yapılacağı duyurulduktan sonra Yunanistan'da fanatik çevreler ve fanatik medya tarafından bu görüşmeleri sabote etmeye yönelik kin ve nefreti körükleyen açıklama ve yayınlar yapılmıştı/yapılıyor.

İskeçe ve Dimoteka Müftü naiplerinden Başpiskopos İeronimos’un bu çirkin açıklamalarına 16 Ocak’ta tepki geldi. Yunan medyasına konuşan İskeçe Müftü Naibi Bilal Kara Halil ile Dimoteka Müftü Naibi Hamza Osman’ın bu ortak açıklamaları medyada şöyle yer buldu:

"Başpiskopos İeronimos’un dinimiz için tarif ettiği imaj, ülkemizin gerçekliğine uymuyor ve dini duygularımızı kırıyor. İeronimos’un kötü niyetli ve reddettiğimiz yanlış açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Trakya ve ne yazık ki bölgemizde uyumsuzluk ve dini nefret arayanlar tarafından zaten bu söylemler kullanılıyor. Yunanistan Başpiskoposu Sayın İeronymos'un dün İslam'ın doğası ve dindar Müslümanların karakteri hakkında bir televizyon programında yaptığı açıklamalardan derinden üzüldük. Hazretlerinin dinimiz için tarif ettiği imaj, ülkemizin gerçekliğine uymaz ve dini duygularımızı rahatsız eder… …Ruhani lideri olduğumuz Trakya Müslümanları hukuka tam anlamıyla saygı duyuyor, 2. Dünya Savaşı'nda tüm Yunan vatandaşları gibi biz de vatanımızı savunduk ve hiçbirimiz şimdiye kadar hiçbir şiddet eylemine katılmadı. Ülkemizin tüm hükümetlerinin ve aynı zamanda Trakya'nın En Muhterem Metropolitlerinin her zaman bizim için saygıyla konuşması, Trakya Müslümanlarının bir Avrupa modeli olduğunun altını çizerek, hem çanın hem de çanın duyulduğu bir yerin güzel imajına kararlı bir şekilde katkıda bulunmaları karakteristiktir.

İnancımızla gurur duyuyoruz, katkıda bulunma şeklimizden gurur duyuyoruz, böylece Trakya bir arada yaşama ve işbirliği modeli olsun, vatanımızla gurur duyuyoruz ve dini inancımıza tam saygı duyuyor, gurur duyuyoruz çünkü Trakya Müslümanları veriyor. Başpiskoposun bu yanlış ve yönlendirilmiş ifadeleri Trakya gerçeğini yansıtmamakta ve maalesef bölgemizde uyuşmazlık ve dini nefret arayanlar tarafından kullanılmaktadır. Allah tüm dualarımızı ve sevaplarımızı kutsasın ve kabul etsin

Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş da 17 Ocak’ta Anadolu Ajansı’na verdiği beyanatta; "Barış ve huzurun hâkim kılınması için gayret sarf etmesi gereken din adamlarının en önemli vazifesi, bir arada yaşama kültürüne katkı sağlamak olmalıdır" açıklamasında bulundu.

Başpiskopos İeronimos’un bu talihsiz açıklamalarına tepkiler gelmeye devam etti. 18 Ocak’ta Batı Trakya azınlık okulları encümenlerinin bir üst mercii olan “Encümenler Birliği” tarafından "İslam dinine bu şekilde bir saldırıyı kompleks olarak değerlendiriyoruz“ şeklinde bir tepki geldi.

Türk Dışişleri Bakanlığı ise 18 Ocak’ta “Türk Dışişleri Bakanlığı: Haddini bilmez ifadeleri şiddetle kınıyoruz” şeklinde sert bir şekilde kınayan bir açıklama yaptı. Açıklamada; “İslam'ın farklı din ve medeniyetlerin bir arada yaşamasını temin eden bir hoşgörü anlayışını ve merhameti temel alan bir barış dini olduğu” vurgulandı. "Tüm dünyanın içinden geçmekte olduğu küresel salgın koşullarında, herkesin karşılıklı saygı ve hoşgörü ortamının geliştirilmesi yönünde çaba harcaması gerekirken, kutsal dinimize dil uzatılması esef vericidir" denildi.

İnternet ortamında aratıldığında, Ulusal medya organlarımızda bu konuda çıkmış çok sayıda tepkisel haber var.

Türkiye’nin Dışişleri olarak, Diyanet İşleri başkanlığı olarak verdiği tepkilerin arasında gözümüz bir başka yerden de tepkisel açıklama, kınama bekledi.

Bahsettiğimiz, yani kınama yapmasını beklediğimiz yer ve kişi; Türkiye ile Yunanistan arasındaki mütekabiliyet esaslarına dayalı olarak Türkiye’de özgürce faaliyetlerini sürdüren “RUM PATRİKHANESİ” ve Türkiye’de özgürce her istediğini söyleyen/söyleyebilen “RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS”tur.

 

Bartholomeos’tan “Tık” yok!

Sükût ile eylemlerin ikrar edilebildiği gibi sükût ile eylemlere destek de verilebilir.


Ama Yunanistan Başpiskoposu İeronimos’un İslamiyet’e bu hakareti yaptığı gün Rum Patriği Bartholomeos’un suskunluğuna karşı bir Yunan medya organına verdiği, uzun bir beyanat var!

Bahsi geçen beyanat; ağırlıklı olarak Ukrayna Kilisesi’ne verdiği ve Rus Patrikhanesi tarafından kabul edilmeyen özerklik ve son günlerde Rus Patrikhanesi’nden ve başka bazı dini kurumlardan Bartholomeos’a atfedilen “Sezar Papa olma arzusunda” şeklindeki suçlamalara verdiği yanıtlar. Beyanatın bu kısmı bizimle pek alakalı değil.

Ama sonlara doğru içinde şu ifadeler de var:

Soru: Sizi Doğu'nun Papası ve Ortodoksluğun Papası gibi davranmakla suçlayanlara nasıl tepki veriyorsunuz?

Bartholomeos: “Bir asılsız suçlama daha. Patrikliğimin sorumluluklarını omuzlamak “papizm” mi? Bu sorumlulukları bugüne kadar duydular mı? Dini olarak Konstantinopolis Kilisesi’nin rolünün Konstantinopolis'in (1453) Düşüşü ile sona erdiği söylenir. Bundan daha büyük bir yanlışlık yok! Bugünün tüm otosefalileri (SSCB döneminin ardından özerklik verilen kiliseler kast ediliyor)  güz sonrası dönemde verildi. Ekümenik Patrikhane bir veya diğer kiliseye otosefalik verirken, neden o zaman “Sezar Papalık iddiaları” ile suçlamadılar?

Soru: 2021 yılı, Ekümenik Taht'a seçilmenizin 30. yılını işaret ediyor. Bu süre zarfında Kilise ve Ekümenik Patrikhane defalarca test edildi. Ataerkilliğinizin kilometre taşları olarak neyi düşünüyorsunuz?

Bartholomeos: Bu otuz yıl boyunca pek çok şey oldu: 2016 yılında Girit'te gerçekleşen Ortodoks Kilisesi Kutsal ve Büyük Sinodunun hazırlanması, Küçük Asya (Anadolu’yu kast ediyor) ve Doğu Trakya'daki metropolitliklerimizin yeniden kurulması ve ayrıca farklı yerlerde yenilerinin oluşturulması. (Türkiye içinde üzerinde Rumluğun esamesi olmayan yerlere atadığı sözde metropolitlikleri kast ediyor) Misyonerlik faaliyetleri ve nüfus hareketleri, Kapadokya, Sümela ve babalarımızın tüm kutsal topraklarına düzenli yaptığımız Haç ziyaretlerimiz. (Efes, Sümela Manastırı ve Anadolu’daki metruk kiliselerde yaptığı ayinleri kast ediyor)

Gökçeada’da eğitiminin yeniden canlanması ve Konstantinopolis'in (İstanbul’u kast ediyor) Rum nüfusunun desteğiyle Patrikhanemizin tüm dünyada doğal çevrenin korunması, Hristiyanlar arası ve dinler arası diyalog vb. gibi sayısız girişimleri.

Tanrı'ya yalvararak, 1971'den beri “haksız” yere kapalı kalan Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasını bizlerin görmesine, bunu yaşamamıza layık kılacağını umuyorum

Yazımızın biraz üstünde şunları yazmıştık:

“Tık” yok!

Sükût ile Yunanistan Başpiskoposu İeronimos’un yaptığı aşağılık eylemlere destek de verilebilir.

Bartholomeos ise “sükût etmemiş!

Her daim Türkiye’nin önüne başta ABD ve diğer ülkelerin desteği ile sürülen Heybeliada Ruhban Okulu’nun Türkiye tarafından 1971’de “haksız olarak kapatıldığı şikâyetini de röportajın arasına sıkıştırmış.

--------------------------

 

https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/yunanistan-baspiskoposu-i-eronimos-tan-hakaret-rum-patrigi-bartholomeos-tan-sukut

 


18 Kasım 2020 Çarşamba

MİKE POMPEO’NUN 17 KASIM’DAKİ RUM PATRİKHANESİ ZİYARETİ

 

Mike Pompeo’nun 17 Kasım’da İstanbul’a gelerek yaptığı Patrikhane ziyareti Türkiye açışından resmi mahiyetli bir ziyaret değildi. Bilinen Helen kaynaklarında da ziyaret ile ilgili olarak resmi bir yüklem yok sadece haber olarak verildi.

Bir tek farklı kaynakta, Archonların resmi web sitesinde ziyaret ile ilgili şu başlık çıktı; “ABD Dışişleri Bakanı'nın Ekümenik Patrikliğe Resmi Ziyareti

Haberin içeriği;

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Michael R. Pompeo, 17 Kasım 2020 Salı günü Fener’deki Ekümenik Patriklik Kutsal Makamı'nı ziyaret etti ve özel bir onurla karşılandı.

Eşi Susan Pompeo ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi Sayın David Satterfield'in eşlik ettiği Pompeo Ekümenik Patrikhane girişinde, Fransa Metropoliti Emmanuel tarafından karşılandı. Bakan Pompeo, eşi Büyükelçi Satterfield ve arkadaşları, Dyacon Iakovos Krochak'ın sunumuyla Patrikhane Kilisesini ve civarını gezdiler.

Pompeo daha sonra Patrik Bartholomeos tarafından karşılandı. Samimi toplantıda, Fransa Metropoliti Emmanuel ve Silivri Metropoliti Maximos, Kutsal Sinod'un Baş Sekreteri ve Laki Vingas da bulundular

Yaklaşık bir saat süren görüşmelerin merkezinde Ekümenik Patrikhane, İstanbul Cemaati ve sadık Ortodoksları ilgilendiren konular vardı. Ayrıca dünyadaki Ortodoksluğu ve Hristiyanlar arası diyaloğun gidişatını tartıştılar. Ayrıca, doğal çevrenin korunması ihtiyacına ilişkin küresel kamuoyu farkındalığını artırmaya yönelik girişimleri ve barışçıllığı teşvik etmeyi amaçlayan Dinlerarası Diyalog gibi daha geniş ilgi alanına giren konuları tartışma fırsatı da buldular. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri'nin güçlenmeye çalıştığı bilinen dünyada temel haklara ve din özgürlüğüne saygı konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

Ziyaretin ardından günlerinin çoğunu İstanbul’da geçiren Fransa Metropoliti Emmanuel medyaya bir açıklama yaptı. ABD Dışişleri Bakanı'nın ziyaretini tarihi olarak nitelendirdi ve diğer ABD Dışişleri Bakanlarının da geçmişte Patrikhane'ye benzer ziyaretler yaptığını hatırlattı. Görüşmede din özgürlüğü ve temel haklar, Ortadoğu'daki Hıristiyan varlığının korunması ve dünyadaki Ortodoksluk konularının tartışıldığını ve “Ekümenik Patrikhane olarak Ortodoksluğun bütünlüğünün ve iyiliğinin sorumluluğunu ve dünyada barışın hüküm sürmesinde önemli bir rolü üstleniyoruz. Dini topluluklar gezegende barış ve istikrarın korunmasında çok önemli bir rol oynayabilir ve bunu hepimiz biliyoruz" dedi.

Fransa Metropoliti, ziyareti takip eden Yunanlı gazetecilerin Ayasofya meselesinin Pompeo tarafından gündeme getirilip getirilmediği sorusuna, ise bu konunun da tartışıldığını, ancak yorum yapmanın kendi sorumluluğu olmadığını söyledi. Ekümenik Patrikhane'nin bu siyasi karar için (Ayasofya’nın ibadete açılması) görüşlerini ve üzüntüsünü dile getirdiğini ifade etti.

Pompeo’nun Türkiye karşıtlığını biliyoruz. Ancak kısa bir süre sonra ABD’de değişecek hükümet ile birlikte Pompeo’nun hiçbir sıfatı ve yetkisinin kalmadığını da biliyoruz.

Bu bağlamda; bu ziyaretin amacı nedir?

Verdiği mesaj nedir?

13 Kasım’da BBC’nin bir yorumunda şu satır başları bulunuyor:

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun 23 Kasım'a kadar sürecek ve 7 ülkeyi kapsayan turu Fransa'dan başladı. ABD'li bakanın Fransa'daki temasları sonrası İstanbul'a gitmesi öngörülüyor. Ancak Pompeo'nun sadece Fener Rum Patriği Bartholomeos ile bir araya gelerek dini meseleleri ele alacağının açıklanması ve resmi temaslara işaret edilmemesi Ankara'nın tepkisini çekti.

Pompeo'nun yurtdışına yapacağı geziye ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı açıklaması, 10 Kasım Salı günü yapılmıştı.

ABD Dışişleri'nden yapılan açıklama, Amerikan diplomasisini yöneten Pompeo'nun, Türkiye haricindeki her ülkede üst düzey temaslar yapıp önemli ikili ve uluslararası konuları ele alacağını kaydederken, İstanbul'a yapacağı ziyarette sadece Fener Rum Patriği Bartholomeos ile görüşeceğini bildirdi. Aynı açıklamada, Pompeo'nun Ortodoks dünyasının ruhani lideri ile Türkiye ve bölgede dini konuları ele alarak, ABD'nin tüm dünya genelinde dini özgürlükler konusundaki güçlü duruşunu vurgulayacağı kaydedildi.

Haberde gördüğümüz gibi “Türkiye haricindeki her ülkede üst düzey temaslar yapıp önemli ikili ve uluslararası konuları ele alacağı” şeklinde bir cümle var!

Pompeo’nun ilerideki politik yaşamı ile ilgili yatırım olarak da kabul edilebilecek olan giderayak bir nevi veda ziyareti yaptığını söylemek mümkün. Bu veda ziyaretinde İstanbul’a da uğranmasının en büyük sebebinin ise Pompeo’nun eşi Suzan Pompeo’nun isteği olduğu şeklinde yorumlar da var. Çünkü Pompeo’nun yukarıda zikredildiği gibi sadece Türkiye’de resmi teması olmadı. Bu da konunun bir başka açısı!

Mike Pompeo aşırı uç bir Hıristiyan. Bilinenin aksine Katolik değil, Protestanlığın bir kolu olan Presbiteryen. Evanjelik Presbiteryen Kilisesi'ne mensup olan Pompeo, 2007 ile 2009 yılları arasında, özellikle Pazar Okulları adı verilen okullarda görev yapmış. Ruhbanlıktan bir alt derece olan dyakon ya da dyakoz sıfatı var.

Pompeo, her zaman Türkiye’de dini özgürlükler yokmuş gibi davranmıştır. ABD’nin her sene yayınladığı “Dini Özgürlükler Raporu”nun son iki senenin sunumlarında bizzat bulunarak Türkiye ile ilgili kısmı kendisi okumakta… Türkiye’de dini özgürlüklerin olmadığına ve başta Rum Patrikhanesi olmak üzere diğer Hıristiyan unsurların baskı altında olduğunu iddia ediyor.

Heybeliada Rum Ruhban Okulu’nun açılması için de Türkiye’ye en fazla baskı yapan ABD’li siyasetçi.

Suzan Pompeo ise eşinin aksine bir Ortodoks! Ve dini açıdan Mike Pompeo’dan daha katı olduğu biliniyor.

Nitekim 17 Kasım’da Patrikhane’nin önünde arabadan inerken başı kapalı olarak göründü. Ortodokslukta hanımların baş bağlaması memlekete göre değişiklik arz ediyor. Mesela Rusya, Ukrayna, Moldovya gibi ülkelerde kiliseye giren hanımların başı mutlaka bağlıdır. Ama Ortodoksluğun merkezi olduğunu iddia eden Rumlarda bu pek alışılmış bir durum değil. Rum cemaatinin açık kaynaklarda görülebilecek ayin fotoğraflarında çok az sayıda hanım başı kapalı olarak görünür.

Suzan Pompeo kiliseye girerken bile değil, arabadan başı kapalı olarak indi. Oysaki Patrikhane içindeki Aya Yorgi Kilisesi’ne girerken de pekâlâ başını kapatabilirdi. İşte burada simgesel bir yükleme var! Suzan Pompeo Patrikhane’ye girerken sadece avludaki kiliseye değil binan ın tümüne dinî bir anlam yükledi.

Mike Pompeo’yu ilerleyen yıllarda siyaset sahnesinde yine göreceğimiz kanaatindeyim.

Yeni seçilmiş ABD Başkanı Biden ileri yaşı ile tenkit edilmekte ve hatta “Dönemi tamamlayabilir mi?” diye de sorulmaktadır. Trump bunu hep dile getirse de son hafta içinde; bir sonraki dönem için aday olacağını ve  çalışmalara hemen başlayacağını beyan etti. Bu biraz ironik bir durum çünkü şu anda ileri yaşı ile Biden’i “yaşlı” diye tenkit eden Trump; bir sonraki seçimde Biden’in bugünkü yaşında olacak.

Yukarıdaki kısa analizden yola çıkarak ABD başkanlığı ya da siyaseti için genç addedilebilecek olan Mike Pompeo’nun önümüzdeki dönemde aktif siyasette rol alacağını düşünmek mümkündür.

Pompeo en azından 2022’deki ara seçimde senatör olmak için adım atacak düşüncesindeyiz. Hatta bir sonraki ABD başkanlığı için aday adayı olması da kuvvetle muhtemel. Bu durumda ABD’de önemli bir faktör olan dini bütünlük ile iyi bir görüntü çiziyor.  Öte yandan eşi Suzan üzerinden de Helen diasporasının arkasına alması mümkün.

Zaten son birkaç yılda tırmanışa geçen ABD’deki Helen diasporasının güçlü unsurları ile ile Mike Pompeo uzun zamandır dirsek temasında ve başta Archonlar olmak üzere bu diaspora ile zaten çok sıkı fıkı.

Bildiğimiz gibi Ayasofya’dan sonra Kariye Camii ile ilgili de büyük bir kampanya başlatılmıştı. Kariye’nin açılış tarihinin, restorasyonun yetişmemesinden dolayı ertelenmesinden dolayı kariye söylemleri şimdilik durdu. Mike Pompeo 17 Kasım’da Fatih’te bulunan Rüstem Paşa Cami’sine de bir ziyarette bulundu. Yarım saat gibi uzun bir süre camii içinde kaldı. Rüstem Paşa Cami İstanbul’un fethinden yaklaşık 110 yıl sonra inşa edilmiştir. Eski hali ile Kilise Cami olarak da biliniyor.

Pompeo camide şu sözleri söylemiştir: “Herkesin inancını yerine getirmesine izin verilmelidir. Bunun teminatı da ABD’dir 

Bu sözün ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadık. Hele hele kısa bir süre sonra yönetimde olamayacak bir ABD’li bakanın bu sözleri ne etki yaratacak bu da havada olan bir husus!

Rüstem Paşa Camii’nin en önemli özelliği çinileridir. Camide paha biçilemez güzellikte çiniler var ve Pompeo da bu çiniler için "nefes kesici güzellikte" ifadesini kullandı.

Rüstem Paşa Caminin çinileri ile bir ABD bağı var!

90’lı yıllarda Rüstem Paşa Camindeki restorasyon sırasında yerlerinden sökülen ve depoya kaldırılan çinilerden ikisi kaybolmuş ve ardından New York’taki Metropolitan müzesinde ortaya çıkmıştı.



https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/mike-pompeo-nun-17-kasim-daki-patrikhane-ziyareti

 

http://soyledik.com/tr/makale/8133/mike-pompeonun-17-kasimdaki-patrikhane-ziyareti--bojidar-cipof.html


29 Temmuz 2020 Çarşamba

AYASOFYA’NIN AÇILMASI ve MEGALİ İDEA’NIN SONU


Ayasofya’nın geçtiğimiz 24 Temmuz Cuma günü “Ayasofya-i Kebir Camii” adıyla, 86 yıl sonra yeniden ibadete açılmasının ardından müspet ya da menfi hayli tepkiler oldu. Ayasofya’nın yeniden camii olarak faaliyete geçmesi ile birlikte en önemli husus; Helenizm’in ana doğması olan “Megali İdea Doktrini”nin akamete uğramasıdır.
Megali İdea” Helenlerin “ütopik” bir idealidir. Bir gün İstanbul’un yeniden “Konstantinopolis” adı ile Bizans’ın başşehri olacağına dayanan saçma sapan bir idealden bahsediyoruz!
Ayasofya’nın gündeme gelmesiyle birlikte “İstanbul'un Türk toprağı olmasını sindiremeyenler olduğunu gözlemledik” Ayasofya’nın cami olarak hizmete girmesi ile birlikte bu hazımsızlığın 567 yıldır süregeldiğini de gördük…
1926 doğumlu Yunan ve Bizans tarihçisi, “Heleni Glikaci Ahrweiler” Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılmasından birkaç gün önce yaptığı açıklama ile "Bizans İmparatorluğu'nun ikinci kez çöküşü" nitelemesi yaptı. Heleni Glikaci Ahrweiler 2008’de yapılan Büyük Yunanlı gösterisinde, tüm zamanların en büyük 100 Yunanlısı arasında seçilmiştir. Akademik kariyeri burada yazmakla bitmeyecek kadar üst düzeydedir ve bu bağlamda Heleni Glikaci’nin Ayasofya'nın statüsünün değiştirilme kararıyla ilgili olarak söylediği; “Tarihin tekerrür ettiğini ve Bizans İmparatorluğu'nun ikinci kez çöktüğünü” ifade etmesi önemlidir.
Bu süreçteki en komik beyan ise Papa Francis’ten geldi! Papa; 12 Temmuz Pazar günü St. Peter's Meydanı'nda gerçekleştirdiği pazar ayini konuşmasında Ayasofya'nın ibadete açılmasından derin üzüntü duyduğunu açıkladı. Ayinde Uluslararası Deniz Günü’nü kutlayan Papa Francis, denizcilere selam ettikten sonra şunları söyledi: “Sevdiklerinden ve ülkelerinden uzak olanla tüm deniz çalışanlarına sevgi dolu bir selam veriyorum. Deniz ile düşüncelerimi İstanbul'a taşıyor. Ayasofya'yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum
Sayın Papa, sizler değil miydiniz? 1204’te Kudüs’e gitmek üzere toplanan Haçlı Ordusu’nu zengin Konstantinopolis’e yönlendiren, şehirde taş üstünde taş bırakmayan! İstanbul’da başta kutsal emanetler olmak üzere ne var ne yoksa her şeyi yağmalayan? Kadınlara, çocuklara tecavüz eden? Bizans İmparatorluğu bu süreçte 57 sene boyunca İznik’e sığındı. Sonunda Haçlılar İstanbul’dan alabilecekleri bir ganimet kalmayınca kendileri gitmeye karar verdiler. İznik’e sığınmış Bizans yönetimi dört duvar kalmış harabe şehre böylece geri gelebildi. Haçlıların “Din Kardeşleri” Bizanslılara 57 sene boyunca çektirdikleri zulmü unuttunuz da şimdi mi aklınıza “Ayasofya'yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum” demek geldi?  Oysaki Ayasofya esas acıyı 1204’te Haçlılardan görmüştü Papa Hazretleri!

 Üç Ayasofya ve Megali İdea
Yunanistan bugünkü bildiğimiz coğrafyasında tesadüfen kurulmuş, AB üyesi olmasına karşın “köktendinci” bir ülkedir. Megali İdea’ya göre merkezi İstanbul olan “Büyük Yunanistan”ı kurmak isterlerken bu amaç gerçekleşememiş ve 1814’te Filiki Eterya ile başlayan süreç ile birlikte 1830’da bugünkü coğrafyasında tesadüfen kurulmuş bir ülkedir. Yunanlılar bugünkü coğrafyalarından pek mutlu değiller. Çünkü hayal edilen, bugün ayak bastığımız İstanbul merkezli bir Yunanistan kurulmasıydı…
Megali İdea; özetle üç kıtada düşlenen Büyük Yunanistan’ı kurma hayalidir ve en büyük özlem ise Marmara’nın ve Anadolu’nun Helenleştirilmesidir. “Poli” Yunancada “Şehir” anlamındadır. Ama bugün Yunanistan’da “Poli” kelimesi sadece İstanbul anlamını taşır. Bir kişi “Poli” dediğinde birincil anlam İstanbul’dur. Bu bağlamda bir gün İstanbul’un yeniden “Konstantinopolis” adı ile Bizans’ın başşehri olmasını hayal edenlerin İstanbul'un Türk toprağı olmasını sindirememeleri doğaldır.
Megali İdea Doktrini’nde bir başka ütopik beklenti de “Bir gün Üç Aya Sofya’da tekrar ayin yapılabilirse, Megali İdea gerçekleşecektir” şeklindedir.

Bunlar; İznik, İstanbul ve Trabzon’daki Ayasofyalardır.
İznik Ayasofya: İznik’te bulunan ve günümüzde camii olarak kullanılan bu yapı Romalılar döneminde tapınak olarak kullanılıyordu. Hıristiyanlar açısından İznik’in önemi ise MS.325 yılında 1. Hıristiyanlık Konsili’nin İznik’te ve “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” gibi Hıristiyanlığın en önemli kararlarının burada alınmış yapılmış olmasıdır.
Bugün İznik Ayasofya Camii olarak bilinen yapı; Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, 7'nci yüzyılda inşa edilmiştir. Hıristiyanlıkta önemli bir başka konsil olan 7. konsil 787 yılında bu kilisede toplanmıştır. 1331'de Orhan Gazi tarafından camiye dönüştürülmüştür. Megali İdea’nın “Üç Ayasofya’da Ayin” yapılması şeklindeki ütopik beklenti maalesef İznik için gerçekleşmiştir. 26 Aralık 2000’de Rum Patriği Bartholomeos’un 15 Ortodoks ülkenin patrikleri ve dini liderleri ile ilgili ülkelerin İstanbul başkonsoloslarının da iştiraki ile o zaman müze olan İznik Ayasofya’da bir öğle ayini yaptılar. O dönemin İznik Belediye Başkanı tarafından ağırlandılar. İznik Ayasofya 6 Kasım 2011’den itibaren camii olarak faaliyettedir.



İstanbul Ayasofya: 2. Ayasofya inşa tarihi sıralamasıyla bildiğimiz İstanbul’daki M.S. 532-537 yılları arasında inşa edilmiş olan Ayasofya’dır. İnşa tarihine bakıldığında tarihi değerlilik olarak İznik daha üsttedir. Ancak İstanbul’daki Ayasofya yüzyıllarca Bizans İmparatorluğu’nun ana kilisesi olarak hizmet vermiştir. Tüm Dünya’daki Hıristiyanlar için de büyük önemi vardır. Helen kaynaklarında Ayasofya’yı genelde “Minaresiz” fotoğraflarla gösterirler.



Trabzon Ayasofya: 1024 tarihinde Trabzon İmparatorluğunu kuran Kral 1. Manuel Komnenos tarafından 1250 – 1260 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu Ayasofya o tarihte bölgede de egemen olan Komnenos Hanedanı’nın, İstanbul’daki Ayasofya’ya rakip olarak yaptırdığı bir kilisedir. Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u feth etmesinden sonra da bir süre kilise olarak kullanılmış, 1584’te eklemeler yapılarak camiye dönüştürülmüştür. 1.Dünya Savaşı’nda Trabzon’u işgal eden Rus ordusu tarafından depo ve bir kısmı da hastane olarak kullanılmıştır. 1960’a kadar camii olarak kullanılan yapı, 3 Haziran 2013’te Kültür Bakanlığı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne teslim edildi. Ardından vakıf kaydından açılan mahkeme kararı ile 28 Haziran 2013’te tekrar camii statüsü aldı ve ardından uzun bir restorasyon süreci başladı. 28 Temmuz 2020’de “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi” adıyla yeniden camii olarak faaliyete başladı.



22 Temmuz’da İstanbul Ayasofya’nın camii olarak faaliyete girmesinin hemen ardından 28 Temmuz’da Trabzon Ayasofya’nın da camii olarak faaliyete girmesi ile birlikte Megali İdea’nın “Bir gün Üç Aya Sofya’da tekrar ayin yapılabilirse, Megali İdea gerçekleşecektir” hayali suya düşmüştür. 
Buna bağlı olarak “Megali İdea Doktrini” bitmiştir de diyebiliriz.

ABD Başpiskoposu Elpidophoros Lambriniadis
Geçtiğimiz sene ilk kez bir Türk Vatandaşı “ABD Başpiskoposu” olmuştu. Başpiskopos Elpidophoros Lambriniadis de ilgili en üst mertebeden Ayasofya ile ilgili olarak Türkiye’yi protesto edenler arasında yer almakta! Geçtiğimiz 23 Temmuz’da Ayasofya’nın tekrar müzeye döndürülmesi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar kapsamında, Beyaz Saray'da ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile bir araya geldi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Mike Pence ile randevusu olan Elpidophoros’un Beyaz Saray’da bulunduğunu öğrenen Trump; program dışı olarak Elpidophoros ve Mike Pence ile birlikte 15 dakika süren üçlü bir görüşme yaptılar.
Bu arada şu hususa da dikkat çekmek gerekiyor. ABD Başpiskoposu Türk Vatandaşı Elpidophoros Lambriniadis bu görevden önce Bursa Metropoliti’ydi. Megali İdea doktrinine göre “Üç Ayasofya’da Ayin” yapılabilen tek yer Elpidophoros’un Bursa metropoliti iken yetki alanında olan İznik’ti.
Elpidophoros’un Beyaz Saray’da basın mensuplarına yaptığı açıklama aşağıdadır: “Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence ile Beyaz Saray'da görüştüğüm için kendilerine minnettarım ve Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesindeki ciddi dezavantajımızın yanı sıra Ekümenik Patrikhane ve Rum Cemaati’nin dini özgürlükleri meseleleri için de mevcut güvenlik endişelerini kendilerine bildirdim. Yarını (Cuma) yas günü olarak açıklamamızı göz önünde bulundurarak, o esnada tüm Hıristiyanlara dua edilmesi için ısrar ediyoruz. Ve ayrıca (Ayasofya ile ilgili) mücadelemiz hakkında eylemsel düşüncelerimizi de değerlendirmeleri için en üst düzeyde hükümete taşıdık
Elpidophoros 26 Temmuz’da BBC World Tonight’e verdiği röportajda ise “Ayasofya meselesi üzerinde çalışmayı asla bırakmayacağız” dedi.

Archonların Eylemleri
Patrikhane’nin en büyük destekçisi olan ABD Archonları’nın Başkanı Anthony J. Limberakis 24 Temmuz’da aşağıdaki metni ABD’deki tüm Helen kanallarında yayınlayarak Türkiye aleyhine imza kampanyalı bir eylem başlatmıştır.
Archonlara çağrıdır; Ayasofya'nın yas gününe katılın, camiye dönüşümünü tersine çevirmek için dilekçeyi imzalayın!
Sevgili Archon Kardeşlerim
Bildiğiniz gibi acı verici bir şekilde, 24 Temmuz Cuma günü Ayasofya'nın resmen cami olacağı günde, yas ve keder günü olarak ABD Ortodoks Başpiskoposluğunun Kutsal Sinodunun Üyeleri ve Başpiskopos Elpidophoros'un başkanlığında inançlarımızı gözlemlemeye çağırıyoruz.
Archonlar olarak, Ana Kilisemiz Ekümenik Patrikhaneyi savunma ve Ekümenik Patrikhanesi'nin önemini ve imtiyazlarını tüm dünyaya açıklama sorumluluğumuz var. Buna istinaden, hepinizi Ortodoks Hıristiyanları Ayasofya için ciddi görüşlerimize katılmaya ve diğer tüm Hıristiyanları da bu eyleme davet etmeye çağırıyorum.
24 Temmuz günü ABD’deki tüm kiliselerde çanları çalmak ve ilahiler okumak için kullanalım, buna ön ayak olalım. Lütfen bu eyleme katılın. Lütfen ABD Hukuk ve Adalet Merkezi'ne gidecek (ACLJ= American Center for Law and Justice) dilekçeleri de imzalayınız;
Bu çağrı sadece bizim değildir. Dünyadaki Helen diasporasına ve Helen Amerikan Liderlik Konseyi’ne (HALC) ve AHEPA’nın Türkiye'ye yaptırım çağrısıdır.
Uluslararası organları ve dünya hükümetlerini, Türk Hükümetinin Ayasofya'yı camiye dönüştürme kararını tersine çevirmek için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bu akılsız karar, Türkiye Hükümetinin dini hoşgörü ve dini özgürlüğe olan bağlılığı üzerine gölge düşürüyor. Türk Hükümetinin kararı, Türkiye'nin zengin Hıristiyan tarihini görmezden gelen ve Ekümenik Patrikhanesi ile o topraklarda yaşayan, geri kalan Hıristiyanlarının dini özgürlüğünü daha da tehdit eden bir ezber eylemidir. Türkiye bu eylem ile Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa, Yunanistan ve diğer birçok ülkeye meydan okudu.
İlgili dünya organlarından acilen Türk Hükümetine bu kararı iptal etmeleri için baskı yapmalarını ve Ayasofya'nın bin yılını bir Hıristiyan dua ve ibadet merkezi olarak kabul etmelerini ve buna saygı göstermelerini rica ediyoruz.
Anthony J. Limberakis

Helenler ellerinden ne geldiyse yaptılar, nafile de olsa yapacaklar da…

Ne var ki, 24 Temmuz’da “Ayasofya-i Kebir Camii”nin İstanbul’da ve 28 Temmuz’da “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi”nin Trabzon’da açılması ile “Megali İdea” bitmiştir.

--------------------