insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2012 Salı

ŞİİR: VERMİYORUM SANA ŞİİRİMİ (BOJİDAR ÇİPOF)




Duydum seni!

Bana birkaç mısra yaz dedin?

Olur yazarım da hadi bana bir fikir versene

Söyle mevzusu ne olsun yazılacak satırların?

Çiçekler ve ağaçlar mı yoksa kuşlar mı olsun?

Ya da bülbülden başlayıp meyle mi bitsin?

Sahi, bir de mehtapta vuran yakamozlar var

Mısralar böyle dizilir genelde şairin içinden

Bazen uzakta bir şehir ya da bir sahil beldesi

Halikarnas’a âşık olup kalan da var kaçan da

Ya bir yeri çok sevmiş ya da bahanesidir bu

Aslında sebep belki gözden belki belden gelir

Kimi ince bele vurulur kimi buğulu gözlere

Birileri hep bir nedenle yazmış bu güne değin

Akmış dizeler ruhun coşkusuyla alt alta sıralı

Sebep çoktur zira insan da çok bu Dünya’da

Milyar kere insan, milyar kere öykü etmez mi?

Sen demin bana birkaç mısra mı yaz dedin?

Bak bir sözle buradan ne çok mısra çıkarttım

Ben biliyorum aslında sen ne kuş ne de çiçek,

Ne bülbülün çilesi ne de neyin buğulu sesini,

Hatta yakamozlar altında Adalar sahilini de

İstemiyorsun...

Ben biliyorum ne istediğini ve ne beklediğini!

Ama yapamam, sana ve bana yazamam

Sen ve ben için yazabilmek artık mümkün değil

Yoksa bu son umudun mu mısralar

Arasından bir yol mu bulmaktır senin gayretin?

Artık boşadır bu çabalar zira bende saik yok!

Öylesine tepkisizce dinliyorum seni şu anda

Yüzüme de baksan göremezsin ne var içimde

Gözlerim de kısık anlayamasınlar diye içimi

Ama sağ ol çünkü yine de yazdırdın sen bana

Ancak bunlar sana değil!

Vermiyorum sana şiirimi!


Bojidar Çipof
11 Aralık 2010



9 Ocak 2011 Pazar

BİRLİKTE YAŞLANALIM...


Tüm duvarları fotoğraflarla kaplı bir odadayım

Beynimde maziden görüntülerle vehimler

Elimde bir kadeh, önümde bir parça peynir

Kulaklarımda aşağılarda akan bir derenin sesi

Sanki fonda çalan müziğin süregelen melodisi

Ağzımı açıp bir kelâm edeceğim ama yoksun

Sessizliğimde, yalnızlığımda yine kendimleyim

Arkadaki korudan baygın bir kekik kokusu geldi

Parfümün gibi üstüme sindi ve yerleşti giysilerime

Bölük pörçük anılar ve içimdeki  hezeyanlarlayım

İkimiz de bu Dünya’nın ve yaşamın oyuncularıydık

Bazen gol yedik, bazen gol attık yaşama ayrı ayrı

Rüzgârla savrulan polenler gibi düştük ayrı yerlere

Yoksa biz o yemekleri karşılıklı yememiş miydik?

Yoksa biz seninle tanışmamış mıydık?

Galiba bu sözlerim hatıralar arasından seçilenler değil!

Başıboş, öylesine, amaçsızca bir araya getirdim

Çok söz var yazılacak ama evvelâ buluşmalıyız

Biliyorum ki sen de bir yerindesin bu Dünya’nın

Benim gibi aralardan çekerek yazıyorsun sözleri

Anlamsız değil bu seni anlıyorum, ben de aynıyım

Hadi gel artık kim olduğunu göster bana buluşalım

Hadi gel artık seninle birlikte yaşlanalım...


Bojidar Çipof
10 Ocak 2011 


12 Aralık 2010 Pazar

VERMİYORUM SANA ŞİİRİMİ



Duydum seni!

Bana birkaç mısra yaz dedin?

Hadi bana bir fikir versene

Söyle, mevzusu ne olsun yazılacak satırların?

Çiçekler ve ağaçlar mı yoksa kuşlar mı olsun?

Ya da bülbülden başlayıp meyle mi bitsin?

Bir de mehtapta vuran yakamozlar var…

Genelde mısralar böyle dizilir şairin içinden

Bazen uzakta bir şehir ya da bir sahil beldesi

Halikarnas’a âşık olup kalan da var kaçan da

Ya bir yeri çok sevmiş ya da bahanesidir bu

Aslında sebep belki gözden belki belden gelir

Kimi ince bele vurulur kimi buğulu gözlere…

Birileri, hep bir nedenle yazmış bu güne değin

Akmış dizeler ruhun coşkusuyla alt alta sıralı

Sebep çoktur zira insan da çok bu Dünya’da

Milyar kere insan, milyar kere öykü etmez mi?

Sen demin bana birkaç mısra mı yaz dedin?

Bak bir sözle buradan ne çok mısra çıkarttım!

Ben biliyorum aslında sen ne kuş ne de çiçek,

Ne bülbülün çilesi ne de neyin buğulu sesini,

Hatta yakamozlar altında Adalar sahilini de

İstemiyorsun...

Ben biliyorum ne istediğini ve ne beklediğini!

Ama yapamam, sana ve bana yazamam

Sen ve ben için yazabilmek artık mümkün değil

Yoksa bu son umudun mu?

Mısralardan bir yol mu bulmaktır gayretin?

Artık boşadır bu çabalar zira bende saik yok!

Öylesine tepkisizce dinliyorum seni şu anda

Yüzüme de baksan göremezsin ne var içimde

Gözlerim kısık anlayamasınlar diye içimi

Ama sağ ol çünkü yine de yazdırdın sen bana

Ancak bunlar sana değil!

Vermiyorum sana şiirimi!


Bojidar Çipof
11 Aralık 2010



5 Aralık 2010 Pazar

HAFİFLEŞMELER ÜZERİNE…



Hafif”; çok fazla anlam yüklenebilen bir kelimedir. Ağırlık ölçütü açısından, bir nesnenin ağırlığı ile bağlantılı olarak “hafif” ya da “ağır” kullanılır. Mesela; “Yükte hafif pahada ağır” çok kullanılan bir söylemdir. Kimileri “ağırlığınca para” eder.

Kimileri de “beş para” etmez ya da bazıları için “beş para” etmez.  Dolayısı ile “Hafif”in türevleri azımsanmayacak kadar çeşitlilik arz etmektedir.

Çok cesur olanlara (erkek) “tenasül” organından yola çıkarak “bilmem neresi” için “beş okka” denir.

Bu “beş okka” sanırım Osmanlı’da çok önemli olmalı ki kimse “dört” ya da “altı” okka dememiştir ve bir beş okkadır söylemi süregelir.  Oysaki cesaret okka ile ölçülecekse işimiz var demektir!

Hafif” dendiğinde “hafifmeşrep” insanlar da var. Bunu da okkanın tersine kadın ırkına mal etmişler ve “hayat kadını” tanımlaması ya da fazlaca “ortalarda” olanlar için kullanmışlar. Vallahi tanım çok güzel ama günümüzde bunu erkekler için de söylemek gerekli değil mi? Yani şimdi “hafifmeşrep” olmak için illâ da “hayat kadını” olmak zorunluluğu mu var?

Günümüz koşullarında; insanlar “kıvırtmayı” o kadar iyi becerir oldular ki sanırım bunu “spor” olsun diye yapıyorlar. Maksat bu şekilde de olsa bir anlamda “spor”  yaparak fazla kiloları atmak ve “hafiflemek” olmasın?

Bu söylem şaka tabi ama erkek ya da kadınların “hafifmeşrep” davranarak ve kendilerini “sokakta” göstererek ne kadar “kültürfizik” yaptıkları ya da yapabildikleri tartışmalıdır. Zira genelde çok fazla spor yapma neticesinde gerçekten “sportmen” olanların yanında, “iş olsun niyetine jimnastik” yapanların yüzdesi çok daha yüksek… 

“Hafifmeşrep”likten bu kadar çabuk ayrılmayalım, bunda genel bir kural var o da “sokağa düşmüş” olmak.

Herkes sadece “Facebook”ta mı takılıyor sanıyorsunuz. Ne kadar arkadaş, “partner” sitesi varsa, oralarda da birer profilleri var. Demek ki bu suretle bireysel “çevre” edinimine katkı sağlamak kimilerine göre mümkün görünüyor...  

Bunlara kısaca; “Tenine ten değdirmeden sıfatını sokağa dökenler” de diyebiliriz…

Tabi ki de güzel şehrimizin adını da yüceltmek gerekli ve başında “İstanbul”  olan bu tür sitelerin prestiji daha yüksek oluyor şeklinde rivayetler de var. Buralarda; sokağa çıkmadan da zaten sokakta imiş gibi olunduğundan, “Sokak Kızı İrma”nın Türkçe versiyonu çokça tekrarlanmakta… Yönetmen 1963’te bu filmi (Irma La Douce) çektiğinde bu günleri kestirememiş olsa gerek… 47 sene içinde teknolojide ne sular akmış baksanıza?  Yakında bu işlere o kadar çok rağbet olacak ki artık şehir adları da yetmeyecek ve semt adlarıyla da örneğin “Bakırköy.Net” ya da “Beyoğlu Partner” siteleri çıkacak… Zaten “talep” olunca “arz” da zuhur eder...

Tüm iletişim kanallarında varlık göstererek, skype, telefon, abc, kks, gts, glt (…) Pardon! Ne ki bunlar?  Ama kafa kalmıyor ki arkadaşlar!  O kadar çok var ki bu meretlerden, siz de şaşkınlığımıza verin…

Nerede kaldık? Evet, “şehr-î” arkadaş, partner bulma sitelerinin varlığına; telefon, Facebook ve Skype üçlemesini de dâhil ettikten sonra elde edilen “çokluk” karşısında “şaşkınlığa” uğrayıp “Yahu ben neymişim be?” diye “havaya” girenlerin şaşkınlığı; bir “(…)” olsun da ne olursa olsun babında ve karşıdaki kim olursa olsun “atlayan”ların çokluğu ile “doğru orantılı” olarak katlanmakta…

İçimde nedenini bilmediğim bir hafiflik var.” Bu söylemi de çok farklı manada kullanmak mümkün. Genelde; bir ruhsal açıdan boşlukta olup da ne yaptığını bilmeden, anlamadan, o anda nerede olduğunu dahi fark etmeden olanların çokluğu, bu “hafiflik” de içeren söylemi çok farklı manada söyletiyor.

Burada ünlü yazar “Milan Kundera”ya kızmalı mıyız acaba? Ne işin vardı be Milan? Gittin, “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” adlı romanı yazdın da bak ne oldu? Durup dururken insanların aklına taktın şu “hafiflik” meselesini. Türetip duruyorlar bir takım sözleri. Bize de “atmak” ve “tutmak” kalıyor…

Ama “Milan Kundera” zaten yalnız değil ki! Yunanlı Filozof “Parmenides” de  “hafifliği” olumlu, “ağırlığı”  olumsuz sayanlardan.

Parmenides” karşıtlarına ise “Milan Kundera” romanında şöyle bir yorum getirmiş: “Yalnız bir sorun var. Hangisi olumlu, ağırlık mı, hafiflik mi?”

Burada bir tek şunda emin olunabilir: “Hafiflik” en fazla “çift” kavramlı olan hatta kavramlar arasında en “gizemli” olanlardandır!

Nietzche”, “Kundera”dan çok önce, her saniyemizin sonsuz kere yinelenmesinden yola çıkarak; sonsuzluğa çivilenmek gibi dehşete düşürecek bir olasılıkla kafaların hafiflenmesini; “Gel de çık işin içinden.” misali bir yöne sokanlardan değil mi?  Sağ ol “Nietzche” senden de ancak bu beklenirdi! Sayende “hafifleşme temayülü”müzün de önü kesildi…

Bu  “hafiflik“ işini öyle yabana atmayın sakın dostlar!

Sıradan olmanın dayanılmaz “hafifliği”…

Gönül huzuru mutluluk ve “hafiflik”…

Bir “hafiflik” ve arınmışlık hali…

Ağlamakla gülmek arası bir “hafiflik” var üstümüzde…

Bilmem kimi eleştirmenin dayanılmaz “hafifliği”…

Ulaşılması mümkün olmayan “hafiflik”…

Yemeğe falanca maddenin kattığı inanılmaz “hafiflik” …

Dur… dur… dur… Bu işin (hafiflik) öyle şakaya gelmediği artık anlaşıldı!

Yanlış bir kavrama mı bulaştık ne? Şimdi nasıl kıvırtarak kaçacağımızın hesabını yapmaya başlayalım!

En iyisi şu mide ile ilgili olandan bir yol aralayıp “toz olmak” gerekiyor.

Yemek deyince bakınız biraz ortalık duruldu ama şu “sıvı yağ” reklamında olduğu gibi fazla “hafiflikten” ya havaya uçar ve “toz” olursak?

Of, bu kavramlar da birbirine öyle bir “kancayı” takmışlar ki en iyisi gerçekten sıvışmak!

Yoksa ne kiloda olursa olunsun “balıketli” dahi olunsa “hafiflikten”  ötürü “toz olup uçmak” kaderdendir. Bir yere savrula gelmesin kişi tekrar “Hafif-î Alî” olamıyor “vesselâm”…


Bojidar Çipof  5 Aralık 2010