12 Ocak 2018 Cuma

DEMİR KİLİSE AÇILIŞINA SIKIŞMIŞ EKÜMENİK SİYASETİ

7 Ocak 2018 Pazar günü, İstanbul’un Fener Semti’nde bulunan ve halk arasında “Demir Kilise” olarak bilinen Sveti Stefan Bulgar Kilisesi’nin 7 sene süren restorasyonundan sonra yeniden açılışı seremonisi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un katılımıyla yapıldı.

DEMİR KİLİSE’NİN RESTORASYON SÜRECİ

Dokuz sene önce kayma nedeniyle ibadete kapatılan Demir Kilise, 7 sene evvel İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından restore edilmeye başlandı. Toplamda 16 Milyon’a mal olan restorasyonun 13 Milyon’u İBB tarafından karşılandı. Bulgaristan da buna karşılık olarak topraklarındaki Osmanlı eserlerinin bazılarında onarımlar yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açılışta;

Demir Kilise'nin açılışı için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ülkemizde bulunan Bulgaristan Başbakanı Borisov'a ve heyetine teşekkür ediyorum. Bu dönemde Bulgaristan'ın farklı bir konumu da var. AB dönem başkanlığı kendilerinde… Böyle bir dönemde bu açılışın yapılıyor olmasını uluslararası topluma verilmiş bir mesaj olarak değerlendiriyorum.” sözleri ile başlayan konuşmasında; “Osmanlı döneminde, şimdiki Bulgaristan toprakları üzerinde çok sayıda cami, han, hamam, köprü, türbe gibi tarih eser niteliğinde yapılar inşa edilmiştir. Bulgaristan'daki tarihi vakıf eserlerinin ve camilerin de onarıma ihtiyaçları olduğunu biliyoruz. Demir Kilise örneğinde olduğu gibi ortak kültürel mirasın muhafazasına yönelik bu çalışmaları birlikte yapabiliriz." sözleriyle Bulgaristan’ın daha fazla çaba göstermesi çağrısında bulundu.

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’a Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Hacı Aliş’i beraberinde getirdiği için teşekkür etti. Borisov’un bu davranışı Yunanistan’daki seçilmiş müftülere yapılan, halen devam eden baskı ve zülüm karşısında güzel bir örnek teşkil etti!

İSTANBUL BULGAR ORTODOKS CEMAATİ VE RUM PATRİKHANESİ İLİŞKİLERİ

Osmanlı döneminde İstanbul ve Trakya’da yaşayan Bulgarların Rum Patrikhanesi ile yaşadıkları sorunlar karşısında 1870’de, Sultan 1. Abdülaziz tarafından çıkarılan “Bulgar Eksarhlığı Fermanı” ile Bulgar Kilisesi ve Bulgarlar Rum Patrikhanesi’nin yönetiminden ayrılmışlardır. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü web sitesinde görselleri de bulunan fermanın özeti şu şekildedir:

Osmanlı devletine bağlı bütün vatandaşların din ve mezheplerini özgürce yaşayabilmeleri hususunda Rum Patrikhanesi ile Bulgar metropolit, piskopos, papaz ve kiliseleri arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle yapılan görüşmeler sonucunda bağımsız Bulgar Eksarhlığı kurulması hakkında ferman

Bulgar Eksarhlığı ile Rum Patrikhanesi arasındaki sorunlar 1870 Fermanı ile bitmemiş, 1945 yılında sorun yeniden hortlamıştır.

Bartholomeos’un Patrik oluşundan sonraki 1993 ile 2007 yılları arasında Bulgar Ortodoks Kiliseleri Vakfı’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalıştık. Bu süreç içinde Patrikhane ile kilisemiz arasındaki sorunlara istinaden 1996’da ve 2002’de iki dava açtık.

1996’daki dava “Eski TCK 175.1”den açıldı ve 15 Ocak 1997’de Yargıtay tarafından yayınlanan gerekçeli kararında şu ifade yer aldı:

Bulgaristan Ortodoks Kilisesi ile Fener Rum Patrikhanesi arasında 1945 yılında yapıldığı belirtilen anlaşmanın, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, Anayasal Laik düzeni yönünden hiçbir bağlayıcılığı ve geçerliliği olamaz. Aksi halde egemenliğin ve Anayasal laik düzenin “kilise anlaşmaları” ile kolayca ortadan kaldırılması söz konusu olur…

2002’de açtığımız dava; 2007de bitti. “Yeni TCK 115”den açılan ikinci davamız, 13 Haziran 2007’de Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin verdiği kararla sonlandı ve gerekçeli kararında şu ifadeler yer aldı:

“…Patrikhanenin Türkiye’deki hukuki durumunun irdelendiği gerekçede, Türkiye’deki azınlıklar konusunun Lozan Antlaşması ile düzenlendiği anımsatıldı. Lozan Antlaşması’nın müzakereleri sırasında azınlıkların varlığı ve hakları görüşülürken, antlaşma metninde Fener Patrikhanesi ile ilgili bir hükme yer verilmediğine işaret edilen gerekçede, antlaşmanın sonuç metninde ve konvansiyonun eklerinde, Fener Rum Patrikhanesi’nin ismen dahi zikredilmediği, sadece bir azınlığın kilisesi olarak belirtildiği vurgulandı.

Bu nedenle statü olarak bir azınlık kilisesi olduğu kaydedilen gerekçede, anlaşma metninde Patrikhanenin hukuki durumuyla ilgili hiç bir hükme yer verilmediğinden, durumun Lozan müzakerelerinin görüşme kayıtlarının esas alınması suretiyle tamamen Türk İç Hukuku’na göre belirlenmesi gerektiği ifade edildi…

… Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen Patrikhane’nin, Anayasa’nın 2. Maddesine göre “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, “sadece belli bir azınlığa mensup kişiler üzerinde dini yetkileri haiz olan ve tüzel kişiliği bulunmayan dini bir kurum” olduğuna dikkat çekilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

“Bu nedenledir ki (Patrikhane), tamamen Türk Hukuku’na tabidir. Egemen bir devletin kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesi, Anayasa’nın 10 Maddesinde gösterilen eşitlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağından kabul edilemez.

Bu nedenle Patrikhanenin Ekümenik olduğu iddiasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. İstanbul Valiliği’nin 6 Aralık 1923 tarihli yazılarından anlaşılacağı üzere, Patrikhane’de dini ve ruhani seçimlere katılacak ve seçilecek kişilerin Türk vatandaşı olmaları ve seçim sırasında Türkiye’de görevli bulunmaları gerekmektedir. Bu husus da Patrikhane’nin Ekümenik sıfatının bulunmadığının açık bir göstergesidir.

Patrik ve Patrikhane görevlilerinin sıfat ve faaliyetlerine ilişkin olarak Türk Yasaları’na tabi oldukları ve yapmış oldukları faaliyetlerin Türk yasalarına göre suç teşkil etmesi halinde Türk Ceza Yasaları’na göre cezalandırılacakları tartışmasızdır.

Bu hukuki durum çerçevesinde olay değerlendirildiğinde, bağımsız kilise olma özeliğine sahip bulunan Bulgar Kilise Cemaati’nin kendi inançları doğrultusunda gerçekleştirdikleri ayinlere ve ayini yöneten ruhani yetkililerin ayin yapma yetkisine ve içeriğine kimsenin karışamaması gerektiği ilkesinden hareket edildiğinde, sanıkların almış oldukları kararın yasalarla korunmaya değer haklılığının bulunmadığı görülmektedir.”

Bu uzun süreç ve detayları ile ilgili çok sayıda makalemizin yanı sıra 2010 yılında “Patrikhane ile Mücadelem, Bulgar Eksarklığı Vakfı’nda 15 Yıl” adlı 656 sayfalık bir kitabımız da yayınlanmıştır.

(Bojidar Çipof, Patrikhane ile Mücadelem, Bulgar Eksarklığı Vakfı’nda 15 Yıl, İstanbul 2010, Bojidar Kitapları Yayınevi)

BULGARİSTAN ve BULGAR PATRİKHANESİ’NİN RUM PATRİKHANESİ’NE BAKIŞI

Bulgaristan hem devlet olarak hem de kilise olarak Rum Patrikhanesi’ne çok fazla destek olmakta ve Bartholomeos’u Konstantinopolis Ekumenik Patriği olarak saymaktadır.

Bu durum; Bulgaristan’ın AB’ye girmeden evvelki zamanında devlet tarafından AB yolunu açmak için Yunanistan ve Patrikhanenin destek vermesi şeklindeydi. 1991’den sonra ise Bulgaristan’da iki başlı kilise oluştu. İki ayrı, iki sen sinod ortaya çıktı. Bu tuhaf ortamda; Bartholomeos o zamanki Bulgar Patriği Maksim’i asıl patrik olarak kabul etti ve destekledi. Ancak bunun karşılığında da Türkiye’de “Ekümenik” rüştünü kabul ettirmesinin önündeki en büyük engel olan Türkiye’deki Bulgar Kiliseleri’nin Rum Patrikhanesi’ne tabi olması Bulgar Patriği tarafından kabul edilmişti. Oysaki durum; Türkiye Vatandaşı bir topluluğun Anayasamız ile garanti altına alınmış dini özgürlüklerinin başka bir devletin dini organı tarafından, başka bir dini kuruma devredilmesi olarak tanımlanabilir. Yukarıda bilgilerini verdiğimiz iki mahkeme süreci işte bu nedenle tarafımızdan açılmıştır.

Bulgar Patrikhanesi, Rum Patriği’ni “Ekümenik” (Slavca söylemi=Selenski) olarak kabul etmektedir. İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinde cemaatten bir papaz bulunmadığı için Bulgaristan’dan ithal bir papazla ibadet yapılmaktadır ve bu papaz Türkiye’nin kabul etmediği bir söylemi bağlı olduğu Bulgar Patrikhanesi’nden aldığı talimatlara istinaden Bartholomeos’u her ayinde Ekümenik olarak anmaktadır.

1998’de, Bulgar Cemaati papazının rahatsızlığı üzerine Bulgaristan’dan Milko Topuzliev adında ithal bir papaz getirildi. Vakıf yönetiminin talimatları doğrultusunda bu papaz 2002’ye kadar Rum Patriği’nin adını Ekümenik olarak anmadı. Rum Patrikhanesi ile 2002’de başlayan ikinci krizde ise bu papaza Bulgaristan Patrikhanesi Bartholomeos’un talebiyle baskı yaptı ve Rum Patriği İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinde Ekümenik olarak yeniden anılmaya başlandı.

İthal Papaz Milko Topuzliev bununla da yetinmedi ve ayinler esnasında Osmanlıyı Plevne’de katleden Rus Çarı Aleksandır N. Nikolayeviç ve askerleri için Fatiha okumaya başladı. Vakıf yönetiminin bu konudaki ikazlarına da aldırış etmedi. Bunun ne anlama geldiğini soranlara ise Bulgaristan’daki kiliselerde yapılan duaların aynısını okuduğunu belirtti. Milko Topuzliev’in yerine ilerleyen ylllarda Angel Velkov adlı bir başka ithal papaz geldi ve o da halen bu söylemleri sürdürmektedir.

İSTANBUL’DAKİ BULGAR KİLİSESİ’NDE TÜRKLERİ KATLEDEN RUS GRAND DÜKÜ VE ASKERLERİNE FATİHA OKUNUYOR

Osmanlı Rus Harbi”; Rumi takvimle 1293 yılına isabet ettiğinden “93 Harbi” ya da “1877 1878 Rus Harbi” olarak bilinir. Savaşın kaybedilmesinden sonra Türk ve Rus heyetleri arasında 3 Mart 1878’de Aya Stefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalanmıştır. Buna göre, Doğu Anadolu ve Rumeli’de büyük Osmanlı toprak kaybının yanı sıra; Romanya, Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlığı ile “Tuna Eyaletinde kurulacak geniş bir “Bulgaristan Prensliği” de kabul ediliyordu. Ancak büyük Avrupa devletleri, “Aya Stefanos Antlaşması”nı kendi çıkarlarına uygun bulmayarak 18 Haziran 1878’de “Berlin Kongresi”ni tertiplemişlerdir. Osmanlı Rus savaşı ve sonucunda imzalanan “Berlin Antlaşması” ile nüfusunun yarıdan fazlası Türk olan bir Bulgaristan devleti doğmuştur.

Bu harpte Bulgarlar ve Ruslar Plevne ve Trakya’da Türklere karşı katliam yapmışlar, on binlerce Türkü öldürmüşlerdir. Bu savaşın komutanı aynı zamanda Rus Grand Dükü olan “Aleksandır N. Nikolayeviçtir.

İşte bu onbinlerce Türk’ün öldürülmesinin emrini veren “Grand Dük Nikolayeviç” için bu gün hala Bulgaristan’da kiliselerde yapılan ayinlerde tercümesi şu olan bir pasaj okunur:

Blagjenopoçivşago osvoboditelya naşego Aleksandır Nikolaeviça i vse voynov padsih na pole brani da pomyanet gospog bog vo tsartvii svoem, vsega i ninye i prismo, i veki vekov

 Bunun tercümesi şöyledir:

Kurtarıcı Merhum İmparator Aleksandır N. Nikolayeviç ve dinimiz ve vatanımızın hürriyeti için şehit olan bütün askerleri Allah katında analım.”

İstanbul’daki T.C. vatandaşlarının cemaatine ait bir kilisede, Bulgaristan’da da olduğu gibi, Türkleri katleden Rus Grand Düküne ve Rus askerlerine Fatiha okunmaya halen devam edilmektedir.

http://bulgareksarhligi.blogspot.com.tr/2010/12/93-ya-da-1877-1878-osmanli-rus-harbi-ve.html

NEDEN 7 OCAK?

Kiliseler bir azizin adını alarak anılırlar. Demir Kilise de Aziz Sveti Stefan adıyla anılmaktadır ve Aziz Stefan günü tüm Dünya’da 27 Aralık’tır. İlkbaharda yapılan Paskalya Bayramı’nda kilisenin restorasyon sonrasındaki açılışının 27 Aralık’ta yapılacağı deklare edildi. Sonra binanın yetişmediği ve güvenlik açısından 7 Ocak’ta yapılacağı ortaya çıktı. Ve zaman içinde bu tarih değişikliğinin Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un Türkiye’ye yapacağı resmi ziyarete denk getirilmesi için yapılmış bir düzenleme olduğu anlaşıldı.

Dokuz sene kapalı bir binada, yedi senedir yapılan restorasyon sonucunda 27 Aralık’ta güvenlik açısından hazır olmayan binanın 10 gün sonrasına hazır olması hayli enteresan!

Kutsama törenini Rum Patriği Bartholomoes’a yaptırmayı çok önceden kararlaştırmışlar ve bu şekilde Türkiye’ye bir gol atmayı hedeflemişler!

Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılacak olan bir törende tüm devlet erkânı önünde Bulgar Patrikhanesi’nin “Eleman”ları Bartholomeos’u başköşeye oturtup “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” olarak anacaklardı!

Ve andılar da!

Ama kendileri çalıp kendilerinin oynadığı bir ortamda!

BULGAR BASINI 7 OCAK TARİHİNE KADAR SUSKUNLUK İÇİNDE

Bir ay önceden Bartholomeos’un ayini yöneteceği cemaat arasında biliniyordu. Ama Bulgar Basını ve bilinen Yunan/Rum sitelerinde tık yoktu! Bulgar resmi haber ajansı BTA’da bu konuda sanki sansür altındaydı.

Bu konudaki kanaatimiz; Türkiye tarafından bir müdahale yapılmaması için bunu son dakikaya kadar haber ettirmediler! Hatta Türk devlet büyükleri de yanlışlıkla ayin esnasında orada olsalar? Önlerinde Ekümenik Patrik şovunu yapsa? Bu Rum Patrikhanesi açısından inanılmaz biz kazanım olurdu. Türkiye açısından da o derece kayıp…

Gerçi şovlarını yine yaptılar ama kendi kendilerine çalıp oynayarak!

Acaba fazla komplo teorisi mi ürettik? Bu süreçteki basın hareketlerinin bir kısmını irdeleyelim…

Demir Kilise’nin açılışıyla ilgili Bulgar Patrikhanesi’nin resmi web sitesinde bu hususla ilgili tek bir bilgi yer almadı…

Bulgaristan’ın Dışişleri Bakanlığı’na bağlı “BULGARIA.BG” “The Official web portal of the Diplomatic Mission of Bulgaria Abroad” adlı Bulgaristan Yurtdışı Diplomatik Misyonunun resmi web portalında; 17 Ekim’de bir haber çıktı ama haberde Rum Patriği’nin de katılacağı yer almadı…

27 Kasım’da Bulgar Haber Ajansı “BGNES”de çıkan 7 Ocak ile ilgili bir başka haberde de Rum Patriği’nin de katılacağı ve ayini yöneteceği yönünde bir ifade olmadı.

http://www.bgnes.com/bylgariia/obshchestvo/4551376/

Ama Vatikan’ın bir yayın organı olan ve 1927’den itibaren “Papalık Misyon Derneklerinin Bilgilendirme Servisi” olarak tanımlanan “Agenzia Fides”te Rum Patriği’nin 7 Ocak’taki dini törene katılacağı ile ilgili olarak 1 Aralık’ta haber vardı!

Haliç Üzerindeki "Demir Kilisesi"nin Açılış Törenine Erdoğan ve Bulgaristan Başbakanı Borisov Katılacaklar” başlıklı bu haberde: “Konstantinopolis Ekümenik Patriği Bartholomeos ve Bulgaristan Ortodoks Patriği Neofit de bu açılışa katılacaklar” ifadeleri yer aldı.

http://www.fides.org/en/news/63329-ASIA_TURKEY_Erdogan_and_Bulgarian_Prime_Minister_Borisov_will_participate_in_the_inauguration_ceremony_of_the_Iron_Church_on_the_Golden_Horn

SEGABG” (Sega=Şimdi) ajansında ise 28 Kasım’da “BGNES”in haberi kaynak gösterilerek verilen haberin sonunda ilave olarak alttaki paragraf da yer almaktadır.

 “Dışişleri Bakanı Ekaterina Zaharieva, eski Kültür Bakanı Vecdi Raşidov, Bulgaristan Patriği Neofit ve Ekümenik Patrik Bartholomeos ile her iki ülkeden yaklaşık 1000 konuk açılışa katılacaktır…

27 Kasım’da “VESTIBG” haber ajansında çıkan bir haberde de “Açılışı Ekümenik Patrik Bartholomeos onurlandıracak” şeklinde bir cümle yer aldı.

https://www.vesti.bg/bulgaria/zheliaznata-cyrkva-shte-sybere-erdogan-borisov-i-mozhe-bi-putin-6076611

Bir başka haber ajansı olan “KMETABG”de 30 Kasım’da yayınlanan bir habere göre de Rum Patriği Bartholomeos’un ayine katılacağı “Ekümenik Patrik” olarak tanımlanarak yer aldı.

 “FAKTORBG” adlı haber ajansında çıkan bir haberde ise; “Bulgaristan Başbakanı Borisov ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve diğer yetkililerin katılımıyla 7 Ocak 2018’de Bulgar Patriği Neofit ile Ekümenik Patrik Bartholomeos tesisin açılışını yapacaklardır.” Şeklinde bir ifade yer aldı.

http://www.faktor.bg/bg/articles/politika/na-vseki-kilometar/zhelyaznata-tsarkva-sv-stefan-v-tsarigrad-vazkrasva-za-nov-zhivot

Resmi olmayan Bulgar haber ajansları ve sitelerinde 5 Ocak’tan itibaren Ekümenik Patriğin sıfatı ve ayini Rumca olarak yöneteceği yer almaya başladı.

Mesela BNR’de 5 Ocak’ta verdiği haberin içeriğinde “Ekümenik Bartholomeos’un Bulgar Patriği Neofit ile birlikte ayini yöneteceği”ni yazdı.

http://bnr.bg/post/100916369/remontiraniat-balgarski-hram-sv-stefan-v-istanbul-shte-bade-oficialno-otkrit-na-ivanovden

5 Ocakta bir başka önemli Bulgar kanalı olan Manager.BG’deki haberde de şu ifade yer aldı: “Ayin; Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından Bulgar Patriği Neofit ile birlikte yönetilecektir

5 Ocakta bir başka önemli Bulgar kanalı olan Manager.BG’deki haberde de şu ifade yer aldı: “Ayin; Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından Bulgar Patriği Neofit ile birlikte yönetilecektir

Resmi olmayan Bulgaristan medya kaynaklarında Aralık başından itibaren Rum Patriği’nin ayini yöneteceği hususunda bilgiler çıkarken Bulgaristan Resmi Haber Ajansı susmuş ya da susturulmuş!

Esas komedi 7 Ocak’ta saat 11.00’de yaşanıyor!

Tören başlamış, konuşmalar yapılıyor ama BTA saat 11.14’de sadece Cumhurbaşkanımız ve devlet erkânı ile ilgili haber veriyor. Rum ve Bulgar patrikleri ile ilgili bilgi henüz yok!

Tören bitti ve Türk devlet büyükleri mekândan ayrıldılar ve hele şükür artık Bulgaristan Resmi Haber Ajansı BTA haber ajanslığını nihayet gösterdi!

Saat 14.54’te yaptığı haberde nihayet Konstantinopolis Ekümenik Patriği sıfatını özetle şu şekilde kullandı: “Bulgar Patriği Neofit ve Ekümenik Patrik Bartholomeos, restore edilen kiliseye ilk giren kişilerdi ve kutsama görevini üstlendiler

Şunu vurgulamak istiyoruz ki yapılan her şey Rum Patriği’nin bu ayini yapmasının engellenmemesi içindi…

TÖREN

Açılış seremonisi ve konuşmalar kilisenin yanında İBB tarafından kurulan bir çadırda yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve beraberindekiler konuşmaların ardından kilisenin kapısında kurdele kesip içeriye göz attıktan sonra ayrıldılar. Korumalar dışında devlet erkânından hiçbir kişi Rum Patriği’nin yönettiği ayin esnasında kilisede bulunmadı…

BARTHOLOMEOS

Çadırdaki seremonide Rum Patriği en ön sırada ama en solda oturdu. Türkiye’deki diğer dini liderler ikinci sırada Cumhurbaşkanı’nın arkasında oturdular. Cumhurbaşkanı geldiğinde aralarında Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Hacı Aliş’in de bulunduğu din adamlarının elini sıktı.

Konuşmacılardan ilki Bulgar Kiliseleri Vakfı Başkanı tarafından yapılırken Bulgar Başbakanı ayağa kalktı ve Bulgar Patriği Neofit’i de kaldırarak Cumhurbaşkanı’nın elini sıktırdı. Ekteki videoda görüleceği gibi Rum Patriği; hayli iri bir adam olan Bulgar Patriği’nin arkasında ayağa kalkarak bekledi ve Bulgar Başbakanı Bartholomeos’u çekerek Cumhurbaşkanı ile tokalaştırdı.

Bir patrikhane haber portalında en solda oturan Rum Patriği’ni sanki özel protokol konuğu gibi gösteren montaj bir foto ile üç beş saniye süren Bartholomeos ile Cumhurbaşkanı’nın el sıkma anını sanki özel bir sohbet gibi gösteren bir foto aynı gün yayınlandı.

Kurdele kesme esnasında ise çok komik bir görüntü oldu. Kurdeleyi kesmek için sırasıyla: Bulgaristan Başbakanı, Bulgar Patriği, Musevi Hahambaşı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Hacı Aliş, Enerji Bakanı Berat Albayrak dizildiler. Rum Patriği Baş Müftü Mustafa Hacı Aliş’in arkasından öne çıkmak için uğraştı ama ortaya videoda da görüleceği gibi çok komik görüntüler çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve resmi erkânda olanların hepsi; kurdelenin ardından kilisenin içinde kısa bir incelemede bulunduktan sonra mekândan ayrıldılar.

AYİN

Cumhurbaşkanı ve devlet erkânı kiliseden ayrıldıktan sonra başlayan ayin bambaşka bir vaziyete bürünerek tamamen Rum Patriği’nin, Konstantinopolis Ekümenik Patriği sıfatıyla ve büyük bölümünün Rumca olarak icra edildiği bir hal almıştır.

Tarafımızdan açılan 2 ayrı mahkemenin Yargıtay kararlarında Bulgar Cemaati’ne kendi dininde ve dilinde ayin yapma hakkı verilmiş ve bu hakkın Rum Patrikhanesi tarafından gasp edilemeyeceği yasa ile de tescillenmişti.

Bulgar Patriği Neofit ayinde Rum Patriği’ne, Bulgaristan Başbakanı’nın huzurunda “Konstantinopolski, Selenski Patriarh” olarak hitap etti. (Selenski=Slavcada Ekümenik demektir)

Türk devlet yöneticileri bu ayinde yer almış olsalardı, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye tarafından kabul edilmemiş olan Ekümeniklik tescillenmiş olmaz mıydı?

Rum Patriği, büyük kısmını Rumca olarak icra ettiği ayinden sonra Türkçe bir konuşma yaptı ve ev sahibi gibi devlete ve konuşmadaki üsluptan görüldüğü gibi sanki kilisenin hâkimi gibi Cumhurbaşkanı’na teşekkür etti. Oysaki Sayın Cumhurbaşkanımız konuşmasında özellikle Bulgar Cemaati’nin kendi dininde ve dilinde ayin yapma hakkına da yer vererek bu hususu vurgulamıştır.

Demir Kilise daha Bulgaristan’ın devlet olarak yer almadığı bir tarihte Türkiye’deki Bulgar ve Makedon Osmanlı vatandaşlarının paralarıyla inşa edilmiştir.

Bulgaristan hem devlet olarak dost görünüyor ama bir yanda da neden bu oyunun içinde yer alıyor ve “Ekümenizm”i destekliyor?

Burada şu soru da sorulabilir:

Parayı ve gereken izinleri veren Türkiye…

Bulgaristan’a ve Bulgar Cemaati’ne en üst düzeyde saygı gösteren de Türkiye!  

Peki, Rumlar bunun neresinde?

Bu kepazeliğe alet olan, Bulgar Kiliseleri Vakfı yöneticileri ve Bulgaristan Devleti’nin maksatları nedir?

Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında Bulgar Cemaati’nin kendi dininde ve dilinde ayin yapma özgürlüğüne dikkat çektiğini yukarıda yazmıştık. 7 Ocak’ta olan hadise; Türkiye’nin tüm Gayrimüslim topluluklara verdiği “Kendi dilinde ve dininde ibadet etme hakkı”nın gaspıdır.

----------------------

Bulgar Cemaati’nden her bireyin bu konuda TCK’ya istinaden dava açma hakkı vardır.

Türkiye vatandaşı olan her bireyin ise (Yazının yukarısında ayrıntısı bulunan) İstanbul’daki Bulgar Kiliselerinde; Türkleri katleden Rus Grand Düküne ve Rus askerlerine Fatiha okuyan papaza ve buna göz yuman vakıf yöneticilerine dava açma hakkı da vardır.

----------------------


17 Kasım 2017 Cuma

YUNANİSTAN CUMHURBAŞKANI PAVLOPULOS TÜRKLERİN VARLIĞINI REDDEDİYOR

“Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos “Onlar dinen Müslüman olan Yunan vatandaşlarımızdır ve kendilerine tam dinî özgürlüğü temin etmekteyiz” “Dün ve önceki gün maalesef duyduğumuz sözde azınlık açıklamaları gibi açıklamalar Lozan Antlaşması’nı doğrudan ihlal etmektedir ve akıl almaz, kabul edilemez” dedi. „

“Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos “Onlar dinen Müslüman olan Yunan vatandaşlarımızdır ve kendilerine tam dinî özgürlüğü temin etmekteyiz” “Dün ve önceki gün maalesef duyduğumuz sözde azınlık açıklamaları gibi açıklamalar Lozan Antlaşması’nı doğrudan ihlal etmektedir ve akıl almaz, kabul edilemez” dedi. „

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun Yunanistan Gezisinin Ardından Yunanistan Cumhurbaşkanı
Prokopis Pavlopulos Yine Kin Kustu

 Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu 2 Kasım’da Yunanistan’a gitti ve çeşitli temaslarda bulundu Batı Trakyalı Türklerle bir araya geldi. (Bakan Çavuşoğlu; 1972 Gümülcine Doğumludur)

AKP milletvekilleri Salih Çetinkaya,  Salih Fırat ve Mehmet Akyürek, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA)  Başkanı Serdar Çam ve Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem ile Türkiye Atina Büyükelçisi, Yaşar Halit Çevik; Bakan Çavuşoğlu’na bu gezide eşlik ettiler.

İlk olarak Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği’ne giden Bakan Çavuşoğlu burada Atina Büyükelçimiz Yaşar Halit Çevik eşliğinde “İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu” yetkilileri ve “İmrozlular Derneği” yetkilileri ile bir saat süren bir toplantı yaptı.

31 Ekim’de "Dini ve Kültürel Çoğulculuk ve Barış İçinde Bir Arada Yaşama Konferansı" için Yunanistan’da bulunan Rum Patriği Bartholomeos da Büyükelçiliği’mizi ziyaret etmişti.

Aşağıda; Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun Yunanistan ziyaretindeki temaslarını bir haber niteliğinde verdikten sonra ilk olarak; İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu’nun aynı gün yayınladığı bir deklarasyonu ve ardından Bakan Çavuşoğlu’nun Yunanistan ziyaretinden evvel TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşma içeriği ve Yunanistan ziyareti esnasındaki söylemlerinden ötürü Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos’un “aksiseda” gibi verdiği tepkiyi irdeleyeceğiz.

Yazımızın içeriğindeki bilgiler ve açıklamalar; Batı Trakya’da yayınlanan Türk medyasından derlenmiştir. Atina Büyükelçiliği’mizdeki İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu ve İmrozlular Derneği yetkilileri ile yapılan görüşmenin ayrıntıları ise İREF ve diğer Yunan/Rum siteleri ile sosyal medya kaynaklarından derlenmiştir.

İlginç olan; Sayın Çavuşoğlu’nun gerek TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşma içeriğinin ve gerekse Cumhurbaşkanı Pavlopulos’un anında verdiği aşırı tepkinin ulusal basınımızda hiç yer almamasıdır!

Hakan Çavuşoğlu Büyükelçilik ziyaretinin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias ve ardından (Aslen İstanbul doğumlu bir Rum olan) Yunanistan Eğitim, Araştırma ve Din İşleri Bakanı Konstantinos Gavroğlu ve ardından Başbakan Yardımcısı Yannis Dragasakis ile görüştü. Gavroğlu ile görüşmesinden sonra Bakan Çavuşoğlu basın mensuplarına şu şekilde konuştu:

Benim Batı Trakya doğumlu olmam ile Bakan Gavroğlu’nun da İstanbullu bir Rum olmasının karşılıklı sorunların çözümü için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Eğer biz bu hususta inisiyatif almazsak bize bu görevi verenlere ve içinden çıktığımız topluluklara haksızlık olur. Biz artık meselelerimizi kapalı kapılar ardında birbirimizin ardından konuşmuyoruz. İlk ağızdan oturup konuşabilecek seviyedeyiz.

Hakan Çavuşoğlu Yunanistan’a yaptığı ziyaretin ikinci gününde Gümülcine’ye gitti ve Batı Trakya İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’nin (BİHLİMDER) onuruna verdiği sabah kahvaltısına katıldı ve Başkan Mehmet Emin Ahmet ile diğer dernek yöneticileri ile görüştü.

Gümülcine Seçilmiş Müftülüğü’ne de giden Hakan Çavuşoğlu Seçilmiş Müftü İbrahim Şerif ile görüşmesinin ardından Gümülcine Türk Gençler Birliği’ni (GTGB) de ziyaret ederek soydaşlara “İnsanların ömründe unutamayacağı dönüm noktaları vardır. Ben de unutamayacağım bir gün yaşamaktayım. Tamamen sizin bağrınızdan çıkmış, burada doğmuş, burada büyümüş, geçmişteki hatıralarıyla buraları her daim iliklerine kadar işlemiş bir arkadaşını ve kardeşiniz olarak bugün sizlerle burada böyle bir kucaklaşmayı yaşamak benim için çok büyük onur ve gururdur.” şeklinde bir konuşma yaptı.

Celal Bayar Azınlık Lisesi’ne yaptığı ziyarette ise kendisini Rodop Milletvekilleri Ayhan Karayusuf ve Mustafa Mustafa ile okul yöneticileri ve öğrenciler karşıladılar. Bakan Çavuşoğlu ve beraberindeki heyet Gümülcine’den ayrılarak görüşmeler yapmak üzere İskeçe’ye de gitti.

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Yunanistan gezisinden önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Başbakan Yardımcılığına bağlı kurumların bütçesi üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlarken, Batı Trakya’daki soydaşlarla ilgili olarak sorulan suallere aşağıdaki cevapları verdi.

İstanbul’daki Rum, Ermeni ve Yahudi vatandaşlarımızdan da Yunanistan’a gittiklerinde ‘Batı Trakyalı soydaşların hakkını verin’ demelerini bekliyoruz.”

Komisyonda kendisinin de Batı Trakya Gümülcine’de doğduğunu ve bir azınlık ilkokulunda okuduğunu ifade eden Bakan “İçinde doğup büyüdüğüm atmosferin içinde yaşamış olduğum bazı olaylar ve kişisel tarihim neticesinde mutlaka empati yapmayı ön plana alıyorum.”şeklinde konuştu. Azınlıkların, bırakıldıkları ülkelere bir emanet olarak tevdi edildiklerini ifade eden Bakan Çavuşoğlu, “Ben böyle görüyorum. İstanbul’daki gayrimüslim azınlıklarımız Türkiye’ye; Yunanistan, Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığı da Yunanistan’a emanet edilmiştir.

İstanbul’da 64, Çanakkale’de 6, Hatay’da 7 Rum vakfı ile İstanbul’da 48, Hatay’da 3, Diyarbakır’da, Mardin’de, Kayseri’de birer Ermeni vakfı bulunduğuna işaret eden Bakan Çavuşoğlu; İstanbul’da 12, Hatay’da 2, Çanakkale’de, Bursa’da, Ankara’da, Kırklareli’nde, İzmir’de de birer Musevi vakfı ile İstanbul’da 1, Şırnak’ta 1, Diyarbakır’da 1, Mardin’de 6 ve Elazığ’da 1 Süryanı vakfı da bulunduğuna dikkat çekmiştir ve Türkiye’de Keldani, Bulgar ve Gürcü vakıflarının da olduğunu söylemiştir. Son 15 yılda vakıflarla ilgili yapılan yasal düzenlemeleri de anlatan Bakan, AK Parti iktidarları olarak vatandaşların demokratik haklar bağlamında her türlü hakka sahip olmasını arzu ettiklerini de vurgulayan Çavuşoğlu, Ermeni kültür mirasının korunmasına yönelik projeleri anımsatarak; bu çerçevede 3 Ermeni uzmanın 2015’te Türkiye’ye geldiğini, söz konusu çalışmalara katılarak incelemelerde bulunduğunu vurgulamıştır.

Komisyonda HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, sorularına da yanıt veren Bakan, Kültür ve Turizm Bakanlığınca restorasyon çalışmaları yapılan Ermeni kilise ve eserlerine de değinerek şöyle konuşmuştur. “Erivan’daki Serdar Sarayı’ndan haberiniz var mı? Nerede bu saray? Yerinde var mı? Kalıntısı var mı? Yeller esiyor. O zaman sayın Paylan sizden bir ricam var. Kim yapmış biliyor musunuz? Revan Hanı Hüseyin Ali Han yapmış. Lütfen şimdi basın açıklaması yapın ve bunların gün yüzüne çıkarılması için Ermenistan’ın gerekli işleri yapmasını isteyin. Eğer yapamıyorsa TİKA ile iş birliği sağlasınlar, biz yapacağız. Şah İsmail Mescidi… Haberiniz var mı Ermenistan’da bulunduğundan ve ne durumda olduğundan? Yok, şu anda yok. Şah Abbas Mescidi şu anda yok. Ülkemize haksızlık yapmak gerçekten de olmuyor.”

Çavuşoğlu ayrıca Ruhban okuluyla ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları bulunduğunu da belirterek, “Ben öbür gün Batı Trakya’da olacağım. Bunları yaptığımız için Batı Trakya’daki soydaşlarım benim yakama sarılıp, ‘niçin bizim hakkımızı istemiyorsunuz’ diye bağırdıklarında ne söylememi istiyorsunuz?” diye sordu.

Garo Paylan ise “Hep mütekabiliyet” diyorsunuz. Onlar bizim vatandaşlarımız. Biz yapalım onlar utansın deyin” şeklinde konuşmuştur.

Bakan Çavuşoğlu ise “İstanbul’daki Rumlardan da Ermenilerden de Yahudilerden de Yunanistan’a gittiklerinde ‘Batı Trakyalı soydaşların hakkını verin’ demelerini bekliyoruz.”  Söylemini yineleyerek “Ruhban okulu açın diyorlar! Yunanistan’da çıkarılan kanun var ama müftülüklerin seçimi yok. Atina’daki bizim Fethiye Camisi’ni restore ettiler ama müze olarak kullandırılıyor. Bunlar yaşanırken biz bunları yaparken birilerinin de bunları görmesi gerek. Biraz evvel bahsettiğim Ermenistan’daki Osmanlı yadigârı eserlerin restorasyonu için çağrıda bulunun! Ruhban Okulu’nun açılmasının şartlarını Sayın Cumhurbaşkanımız 2012 yılı 8 Şubat’taki grup toplantımızda açıkladı. 3 şart söylemişti. Onları size hatırlatıyorum” dedi.

Bakan Çavuşoğlu’nun TBMM Komisyonunda söylediği açıklamalar Batı Trakya’daki Türk basınına yansıdı. Batı Trakya’da yaptığı konuşmalar sırasında da aynı söylemleri yineledi. Bu konuşmalarda Batı Trakya’daki Türklerden “Türk Azınlığı” olarak bahsetmesine ise Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos sert bir dille karşılık verdi.

Pavlopulos yaptığı nezaketsiz açıklamada “Batı Trakya’da sadece dinî azınlık vardır” dedi ve konuyu Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine dahi bağladı ve şöyle devam etti:

Onlar dinen Müslüman olan Yunan vatandaşlarımızdır ve kendilerine tam dinî özgürlüğü temin etmekteyiz” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı “Dün ve önceki gün maalesef duyduğumuz sözde azınlık açıklamaları gibi açıklamalar Lozan Antlaşması’nı doğrudan ihlal etmektedir ve akıl almaz, kabul edilemez ve tabiî ki kabul görmeyen açıklamalardır” ifadelerini kullandı.

Güneydoğu Akdeniz’de gerçekleştirilen Yunanistan-Mısır ortak askeri tatbikatına Türkiye tarafından yapılan tepkilere de bu basın açıklamasında yanıt veren Cumhurbaşkanı Pavlopulos “Bu bir yakın tehdit durumudur ve ihtiyatî savunma hakkımızdır. Bu söylemlerin bir yakın tehdit olduğu ise kendiliğinden kanıtlanmaktadır ve biz bunu çok iyi biliyoruz. Bunu; daha Kıbrıs’a yapılan işgal döneminden ve sürekli ihlallerde gördüğümüz tutumlarından biliyoruz” ifadelerini kullandı.

(Yunanistan’daki Türk Azınlığını kabul etmeyerek Müslüman Yunanistan vatandaşları şeklinde yaklaşan Yunan Devleti Türk söylemini ya da sıfatını bastırmak için Pomak faktörünü nasıl kullandığı hakkında kısa süre içinde bir yazımız çıkacaktır.)

----------------------------------------- 

İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu’nun 2 Kasım Tarihli Basın Bülteninin özeti:

İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu - 2 Kasım 2017

İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu ile Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu ile Türk Büyükelçiliği’nde yapılan toplantı İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu adına Nikolaos Uzunoğlu, Genel Sekreter N. Anagnostopoulos ve Rumvader (Türkiye’deki Rum Vakıfları Derneği) adına George Theodoridis ile Atina’daki İmroz dernekleri yetkilileri katıldılar.

İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu adına şu iki konu ayrıntılı olarak ele alındı: 1- Bakan Hakan Çavuşoğlu'nun sorumluluğu 2-Türk Hükümetinin İstanbul’dan göç etmiş Rumların yeni nesillerinin geri dönmesi ile ilgili yükümlülüğü ve bu geri dönüşün aktif olarak desteklenmesi.

Ayrıca aşağıdaki konular da ele alınmıştır. Rum Cemaat vakıflarının seçimlerine izin verilmemesinde oluşan yasadışılık. Bu yasadışılık Rumlardan çok devlete zarar vermektir.

Türkiye; Balıklı Vakfı’na özel olarak tolerans göstermelidir. Burada 1991 yılından bu yana seçim yapılamamıştır.

Galata’daki üç kilisenin yasadışı olarak işgalinin 50 yıl boyunca devam etmesi. (Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin mülklerinden bahsediliyor)

Mazbut vakıfların geri verilmesi konusu. Vakıflar seçimlerinde Türkiye dışında yaşayan Rumların da katılabilmesi. 

---------------

https://soyledik.com/tr/makale/6648/yunanistan-cumhurbaskani-pavlopulos-turklerin-varligini-reddediyor--bojidar-cipof.html

ihttps://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/balkanlar-ve-kibris-arastirmalari-merkezi/yunanistan-cumhurbaskani-pavlopulos-turklerin-varligini-reddediyor

13 Ekim 2017 Cuma

YUNANİSTAN’DA “KÜÇÜK ASYA FELAKETİ” ANMA TÖRENLERİ


 Yunanlılar, İstiklal Savaşı’nı müteakip başta İzmir olmak üzere Ege havalisinden kaçmak zorunda kaldıkları Eylül 1922’deki bozgunları için “Küçük Asya Felaketi” (Mikra Asiatiki Katastrofi)  demektedirler.
Küçük Asya Felaketi, aynı zamanda Yunanistan'ın kuruluşundan itibaren bir yüzyıl Yunan Devleti’nin siyasetinde egemen olan ve “Megali İdea” olarak bilinen  politikasını da bitirmiştir. (Megali İdea’nın en üst mertebesi; İstanbul’un bir gün “Konstantinopolis” adı ile Yunanistan’ın başkenti olma hülyasıdır. Megali İdea günümüzde sadece bir ütopyadır)
Yunanlılar; Küçük Asya Felaketi’ni Yunan Ordusu için bir yenilgi olmanın yanı sıra; 1924 Nüfus Mübadelesi ile Anadolu'daki Rum/Yunan nüfusun (İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada hariç) yok olmasına da neden olduğu düşünmektedirler.
Yunanistan’da her sene Eylül ayı sonlarında Küçük Asya Felaketi ile ilgili anma merasimleri düzenlenir. Çünkü Küçük Asya Felaketi Türklerin kendilerine yaptığı bir soykırım olarak da addedilmektedir.
Küçük Asya Felaketi’ni ve günümüzde Yunanistan’da nasıl anıldığına girmeden evvel İzmir’in işgaline giden süreci kısaca tanımlayalım…
13 Kasım 1918’de İstanbul’un işgal edilmesinden sonra şüphesiz İstanbul’da da Türklere karşı ölümle de neticelenen hareketler oldu ama İzmir’de ve havalisinde Yunanlılar resmen katliamlar yaptılar! Yunan askerleri; çok sayıda çoluk, çocuk, yaşlı, hamile demeden binlerce Türk’ü öldürdüler, kadınların ırzına geçildi, evler yağmalandı.
Mondros Mütarekesi esnasında Rauf Bey’e Yunanlıların mütareke şartlarından istifade edemeyeceği hakkında bir teminat mektubu verilmişti. Ancak bu teminat mektubunun bir anlam ifade etmeyeceği, 13 Kasım 1918’de İstanbul’un işgaline Yunan gemilerinin de katılmasıyla anlaşıldı.
Bir yandan İstanbul’daki Rum Patrikhanesi Bizans bayrağını göndere çekerek, Osmanlı Devleti’ni yok sayarken öte yandan İzmir’de, ikinci kez 1919’da İzmir Metropoliti olarak atanan Chrysostomos (Hrisostomos Kalafatis) da İzmir’de yayınlanan Yunanca gazetelerde Yunan propagandası yapmaya ve yerleşik Rumlara; evlerine, işyerlerine Yunan bayrakları asmalarını tavsiye etmeye başlamıştı.

İzmir Metropoliti Chrysostomos Kimdir?
Chrysostomos (Hrisostomos Kalafatis)  1867’de Mudanya Tirilye’de (Zeytin Bağı) doğdu. İlk olarak 1910-1914 yılları arasında İzmir Metropoliti olarak vazife yaptı. Ancak Nisan 2010’dan itibaren, göreve başlar başlamaz devlet aleyhine çalışmalara başladı, mitingler düzenledi. O yıllarda dini liderler dini işler dışında cismani işlerden de sorumluydular ve İzmir Metropoliti olan kişi aynı zamanda Vilayet Azası da olmaktaydı. 23 Nisan 1911’de Aya Yorgi Yortusu’nda Rumları Osmanlı’ya karşı kışkırtan bir konuşma yaptığı için Aydın Valisi nazım Paşa tarafından Chrysostomos Vilayet Azalığı’ndan uzaklaştırıldı ama ilk dönemi olan 1914’e kadar İzmir Metropoliti olarak kaldı.
Chrysostomos’un ikinci İzmir Metropolitliği dönemi 1919-1922 yıllarını kapsar. Yunanlıların İzmir’i işgal etmesi için Chrysostomos’un önderliğinde zemin hazırlanmaya başlanmış ve Adalar ile diğer illerden Yunanlılar İzmir’de ikamet edilerek nüfus çoğunluğu yaratmaya çalışılmıştır.
12 Mayıs 1919’da Paris’te yapılan konferansta alınan bir karara istinaden işgal devletleri İzmir ve havalisinin Yunanlılara verilmesi resmen kabul ettiler. Yunanlı bir ajan (Albay) Mavroudis ile Metropolit Chrysostomos hemen ertesi gün, 13 Mayıs 1919’da 1922’ye kadar terör örgütü merkezi gibi kullandıkları Aya Fotini Kilisesi’nde bir toplantı düzenlediler ve en kısa zamanda Yunanlıların İzmir’i işgal edeceğinin müjdesini yerleşik Rumlara verdiler.
Yine ertesi gün, 14 Mayıs 1919'da; Müttefik kuvvetlerinden Amiral Caltrope İzmir Valisi İzzet Bey’e bir nota vererek ertesi gün İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceğini resmen bildirdi.
İzmir Metropoliti Chrysostomos 15 Mayıs’ta İzmir işgal edilirken bir yandan Yunanlı askerleri Kordon’da takdis etti öte yandan da “Helen evlatlarım. Bugün İsa’nın en büyük mucizesine tanık oluyoruz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı dökerek içerseniz o kadar sevaba gireceksiniz! Ben de bir bardak Türk kanı içerek onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Bütün azizler sizinledir. Hadi evlatlarım feslileri öldürün” diye bağırdı.
İlk Yunan askerleri kafilesinin başında olan Albay Zafiriu’ya da Türkleri öldürmenin çok kutsal bir görev olduğunu söylemiş ve Yunanlıların İzmir’i terk etmesine kadar adeta Yunan Hükümeti’nin bir yöneticisi gibi faaliyetlerde bulunmuş, Türklere karşı yapılan katliamlarda rol almıştır.
9 Eylül 1922’de Türk askerleri İzmir’e girdiler. Aya Fotini Kilisesi top ateşiyle yerle bir edildi. Chrysostomos 10 Eylül’de halk tarafından linç edildi. (4 Kasım 1922’de ise kilise tarafından aziz olarak da ilân edildi)
Yunanlıların İzmir ve havalisinde yaptıkları tüm katliamlara karşın, Mustafa Kemal Atatürk ve ordusu tarafından denize dökülerek kaçmaları ve bu ağzı ve eli kanlı Rum papazının linç edilmesini hâlâ içlerine sindirememişlerdir. Kendi katliamlarını unutarak, toprağını savunanların kendilerine “soykırım” yapıldığını günümüzde de iddia etmekte, bu hezimet için ise yazımızın başında belirttiğimiz gibi “Küçük Asya Felaketi” (Mikra Asiatiki Katastrofi)  demektedirler.
Bu hınç ya da kin ile Yunanistan’da bazı yerleşim yerlerine Anadolu topraklarından isimler vererek başına “Nea” yani “Yeni” ibaresi koymuşlardır. Yunanistan’ın Attika bölgesinde de aynı zihniyet ile oluşturulmuş Nea Smirna (Yeni İzmir) bölgesi de vardır. Burada İzmir’de yıkılan Aya Fotini Kilisesi’nin bire bir aynısı bir kilise inşa edilmiştir. Bu kilisenin avlusunda Chrysostomos’un eli ile İzmir’i işaret eden bir heykeli bulunmaktadır ve altında “İzmir Şehidi” yazmaktadır. Ve bu anıt heykelin önünde her sene Küçük Asya Felaketi anmaları düzenlenir. Her sene olduğu gibi bu sene de “Küçük Asya Felaketi’nin 95. Anma Etkinlikleri” yapılmıştır.
Yunanistan’da ayrıca Nea-İonia (Yeni İyonya) adlı bir ilçe de vardır. İonia; İzmir ve Aydın çevresinin eski adıdır. Mübadele ile gidenler Yunanistan’da eski hülyalarının devamı olmalı ki Yeni İyonya adlı bir yerleşim birimi de kurmuşlardır. Mübadele esnasında bu ilçeye Alanya (Yoğunluklu olarak Tophane Mahallesi çevresinden) de yoğun bir yerleşim olduğundan Alanya Belediyesi; Yeni İyonya ile kardeş kent olmuştur.
27 Eylül’de İyonya Belediyesi Meclisi’nin yaptığı bir organizasyonla Küçük Asya Felaketinin 95. Yılı için etkinlikler ve bir koşu düzenlendi. Koşu için verilen güzergâh “Küçük Asya Felaketi mültecilerinin mahallelerinde” olarak tarif edildi.
Etkinliğin ana tanım ise; “Osmanlı Devleti yetkilileri tarafından Küçük Asya Rumlarının Soykırımının anılması” olarak belirtildi.
Atina merkezde ise 17 Eylül Pazar günü Metropolitan Kilisesi’nde Küçük Asya Felaketi devlet töreni olarak yapıldı ve her zaman olduğu gibi yine “soykırım” (Genocide) olarak tanımlandı. Törende Yunanlıların uğradığı sözde soykırımı “Ermeni ve Süryaniler’de olduğu gibi” şeklinde de lanse edildi.
Yunanistan Mülteci Dernekleri Federasyonu ve Attika Bölgesi Federasyonu tarafından düzenlenen ana etkinliğe; 30'u aşkın Küçük Asya dernekleri, çeşitli sivil toplum kuruluşları ile çok sayıda halk katıldılar. Yunanistan’da Türkiye karşıtı STK ve derneklerin sayıları binlerle ifade edilmektedir. Törene Atina ve çevre beldelerin belediye başkanları ve Yunan Hükümeti’ni temsilen Milli Savunma Bakan Yardımcısı Dimitris Vitsas da katıldılar.

94 Yıl Sonra Yeniden Kurulan İzmir Metropolitliği

Geçtiğimiz yıl 29 Ağustos 2016 tarihli bir sen sinod kararı ile 94 yıl aradan sonra İzmir’de yeniden bir Metropolitlik kuruldu.
Yunanistan'ın Volos kentinde doğmuş ve 4 yıl önce Türk vatandaşlığına alınmış olan 45 yaşındaki Bartholomeos Samaras adlı bir papaz İzmir Metropoliti olarak atandı.
Patrikhane, İzmir'e yeni metropolitin atanmasını geçtiğimiz sene son derece önemli ve tarihi bir olay olarak değerlendirmişti. Atina'daki İzmirli Rumların kurduğu dernekler aracılığı ile de bu atamadan duyulan memnuniyet ifade edildi. Yunan basınında ise İzmir’de 94 yıl aradan sonra yeniden bir metropolitlik ihdas edilmesini Türkiye’ye karşı bir “gol” olarak tanımladılar. Bu seneki anma haberlerinde de 2016’da kurulan İzmir Metropolitliği için aynı şekilde kurulmasının önemi hakkında söylemler yer almıştır.





4 Ekim 2017 Çarşamba

ZAMANA CİMRİ OLSAK


Ekim, sonra Kasım, ardından Aralık ve yeni Ocak, yeni sene derken seneler akıyor.

Ve tabi seneler akarken ömürden bakiye kalan da azalmakta ve ne kötü ki bakiyeyi bilmeden sarf etmekteyiz…

Artık ay Ekim. Sonbaharın o güzel ayı Eylül bitti. Kimilerimiz diğer aylar gibi bunu da hoyratça sarf etti!

Oysaki zamana biraz cimri olsak! Hoyratça sarf ettiğimiz anlara sahip çıksak. Ve bu anlarda yaşanan sevgilere de…


Bojidar Çipof 
2 Ekim 2017


GÜN EYLÜL KOKUYORDU…


Buram buram hasret eşliğinde gün Eylül kokuyordu…

Henüz düşmemiş yapraklar son günlerini yaşamakta, rüzgârla savrulacakları anı beklemekteydiler. Hâlâ düşmemiş olanlar; umutsuzca bekleyenlerin tavrı gibi tedirgindiler…

Sonu belli bir hikâyeydi bu… Kopmak ve savrulmaktı kaderde olan…

Henüz kopmamış yapraklar, son ana kadar direnmeye devam ettiler. Dallarından kopmamaya, rüzgâra boyun eğmeye çalıştılar ama nafile!

Ve sonunda son yaprak da yere ulaştı ama o da büyüdüğü ağacın dibine düşemedi. Rüzgâr acımasızdı. Bambaşka bir gövdenin önüne, başka gövdelerden kopmuş yaprakların üzerine savurdu onu…

Buram buram hasret eşliğinde gün Eylül kokuyordu.


Bojidar Çipof
4 Eylül 2017


2 Temmuz 2017 Pazar

TUTTURMAK!



Tam “Bu kez tutturdum” derken bir de bakarsın ki

Sanki “Piyango” biletine yanlış bakmışsın da

“Büyük İkramiye”yi sayı farkıyla kaçırmışsın gibi

Yine tutmamış!


Bojidar Çipof  
4 Haziran 2017




MISRALAR GÜN YÜZÜ GÖRSE



Saklaya saklaya iç içe geçtiler,

Üst üste yığıldılar!

Bir şeyler ayırmaya kalkıyorum

Olmuyor!

Ağzına kadar dolu bir depo misali

Aradığımı bulamıyorum…

Anlayacağınız çok fazla birikmişler

İçimde karman çorman duruyorlar mısralar…


Bazen kendime şöyle soruyorum:

“Yollamadıkça neden yazarsın?”

“Sadece gönlünde kalırsa kim görür bu satırları?”


Diyorum ki;

Sana bir şeyler yazsam?

Bu kez saklamasam derinlerde

Kelimelere esaret yaşatmasam

Mısralar gün yüzü görse…


Bojidar Çipof 
1 Temmuz 2017


NEYİN EKSİK?



Sordular “Neyin eksik?”

Dedim “Yarım eksik”

Dediler “Tam görünüyorsun”


Dedim “Bir de içime sorun”


Bojidar Çipof
25 Haziran 2017




29 Ekim 2016 Cumartesi

PEKİ!


Bu kez gerçekten bitti be gülüm…
Yaz gibi,
Daha ermemiş kış gibi,
Geçen zamanlar gibi,
Henüz bitiremediğimiz sene gibi…

Bu kez gerçekten bitti be gülüm…
Ne yazsam yollar sana çıkacak bu nedenle bu aralar pek yazasım yok…
En iyisi artık arada eski sözleri anımsayarak susmak desem de kalem geveze olunca bazen dayanamıyor…
Veda mektubundan bu yana düşünüyorum; bir gün karşılaşsak “selam” bile saklamadık ki!

Diyeceğin kalmadığında en anlamlı kelimedir şu: “ Peki!”

Bu kez gerçekten bitti be gülüm… 

Peki demiştim ya…


Bojidar Çipof
21 Ekim 2016


SU ALIP GÖTÜRMESE…


İki arada bir deredeyim!
Dereyi geçsem arada sıkışıyorum
Aradan sıyrılsam derede boğuluyorum
Birini bulsam, sıkı sıkı ellerini tutsam
Su alıp götürmese…

Bojidar Çipof
5 Ekim 2016