rum patriği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rum patriği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2021 Pazartesi

BU SENE SÜMELA’DA HELENİZM’E GEÇİT VERİLMEDİ

Geçtiğimiz 1 Temmuz’da 5 sene süren restorasyon çalışmalarının ardından, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla Sümela Manastırı yeniden ziyarete açıldı. Maçka ilçesindeki Karadağ'ın Altındere Vadisi'nde bulunan manastır vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan ormanlık alandaki kayalar oyularak inşa edilmiştir. Manastır, kaya düşme riskine karşı Eylül 2015'te ziyarete kapatılarak restorasyona alınmıştı.

2010’da Cumhuriyet Tarihi’nde ilk olarak 15 Ağustos’ta Sümela’da ayin yapmak üzere Rum Patrikhanesi’ne izin verildi ve bu 2015’e kadar rutin bir hal aldı. 2015’te yukarıda belirttiğimiz kaya düşme riskine karşı manastır ziyaretçi trafiğine de kapatılmıştı ve restorasyon çalışmaları 2016’da başlamıştı.

Helenler için bu manastır büyük önem taşıyor. Bu önemin en az Ayasofya’ya gösterdikleri kadar olduğuna vurgu yapmak gerekir. Helenler, Türkiye topraklarında bulunan bu kültür ve tabiat varlığını “kendi malları” gibi görüyorlar ve bu manastır üzerinden “Sözde Pontus Soykırımı” söylemi ile Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyorlar. Sümela’da ayin yapmayı kendileri için bir “hak” olarak sayan zihniyet; manastırın restorasyon için kapanması ile birlikte en üst seviyeden hortladı.

Sümela’da 2009’dan itibaren gelişen olayları irdelemeden evvel 2015’teki elzem kapanmaya o zamanın Yunanistan Cumhurbaşkanı “Prokopis Pavlopulos” 15 Ağustos 2015’te Sümela’da ayin yapamadıkları için tamiratın bahane olduğunu iddia ederek Türkiye’ye kin kusmuştu!

Prokopis Pavlopulos yapılamayan Sümela ayinine karşı bir alternatif olarak Yunanistan’daki “Vermio Dağı”nda bulunan “Panayia Sümela Manastırı”nda yapılan bir ayine katıldı ve orada 15 Ağustos için geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu sene Sümela’nın tahsis edilmemesini Türk Devleti’nin özellikle engellediğini ve bu durumun “keyfilik” olduğunu savundu.  Bir yandan Sümela ayini için ”Açıkçası çok üzgünüm” ifadesini kullanırken öte yandan sözde Pontus soykırımı için bunun Yunanlıların tarihsel belleğinde büyük bir acı olduğunu ve en azından, faillerin tespitini ve Türkiye’den artık “Samimi bir özür" beklendiğini, ifade etti…

Prokopis Pavlopulos, Sümela’nın Yunanlılarca Kutsal Simge olduğunu ve Pontus aktivisti “Leonidas Iasonidis”in (1884-1959)  geçmişte Pontus için yaptığı çalışmaları övgüyle anlattı. Her 15 Ağustos’ta Pontus Rumlarının uğradığı bu acımasız soykırımdan dolayı ruhları için Sümela’da dua edilmesi gerektiğini söyledi ve “Türkiye; Yunanlıların/Rumların tarihsel hafızasını bükmesin” şeklinde de tehditkâr bir ifade kullandı. 

Prokopis Pavlopulos’un bu tepkisini bir kanara bırakalım ve 2009’dan itibaren Sümela’da neler yaşandığına bir göz atalım.

2010’da ilk kez yapılan ayin çok önemli. 2010’da ana avluya kısıtlı bir ziyaretçi sayısı alınması şartıyla ayin için izin verilmesine karşın; Rum Cemaati mensupları ile Yunanistan’dan gelen ziyaretçilerin yanı sıra Rusya’dan da çok sayıda ziyaretçi geldi ve Sümela’da izdiham yarattılar.

Yunanistan’da sayıları yüzlerle ifade edilen Pontus dernekleri bulunmaktadır ve bu dernek ya da sivil toplum kuruluşlarının hepsi Türkiye karşıtıdırlar. Aynı şekilde Rusya’da da ciddi boyutta bir Pontus organizasyonu ve kendilerine Pontuslu diyen, sayıları azımsanmayacak Rum bulunmaktadır. “Rusya Yunan Cemaatleri Federasyonu Başkanı” ve aynı zamanda o zamanda Rus Duma’sı milletvekili olan aşırı “Pontus’çu” “İvan Savvidis” 15 Ağustos 2010’da Sümela’da yapılan ayinin organizatörleri arasındaydı. Ancak bu zatın adını ilk olarak 2009’da duymuştuk.

Bu zat; 5 Ağustos 2009’da Rusya’dan geldiği bir grup Rum ile birlikte Sümela’da provokatif bir ayin düzenlemeye kalkıştı. Selanik Valisi “Panayotis Psomyadis’”in de aralarında bulunduğu bu grupla birlikte gelen Rum din adamları aniden mumları çıkartarak Sümela’da korsan ayin yapmaya başladılar. Trabzon Müzeler Müdürü Nilgün Yılmazer ve görevliler tarafından engellenmek istendiğinde ise bir arbede yaşandı. Bu arbedenin ardından gruptaki Rumlar aniden  “Yunan Milli Marşı”nı okumaya başladılar. 

İvan Savvidis, Forbes’e göre yaklaşık 2 Milyar Dolar serveti olan Yunan/Rus işadamıdır. 2003'te, Putin taraftarı bir parti olan “Birleşik Rusya Partisi”nden Devlet Duma milletvekili seçildi. Yunan PAOK Kulübü’nün sahibi de olan İvan Savvidis Mart 2018’de hakeme kızarak belinde silah ile sahaya inerek Yunanistan Futbol Ligi’nin 3 hafta tatil edilmesine neden olmuştu. 2009’da Sümela’da yaşanan korsan ayinin tertipleyicisi ve 2010’da başlayan ve birkaç yıl devam eden 15 Ağustos Sümela ayinlerinin de finansörü ve organizatörüdür. 

İvan Savvidis’in sahibi olduğu “Pontos News” adlı bir haber sitesi bu konuda başı çeken medya unsurları arasındadır. Örneğin bu sitede geçmişte çıkan bir haberde şu iddia yer aldı; “1919'da Kemal Paşa'nın Samsun'a geçişini takiben Pontus'ta yüz binlerce Yunanlıyı katlettiler. Erkekler, kadınlar ve çocuklar dâhil olmak üzere 350.000'i aşan soykırım kurbanı vardır. Tecavüzler, işkenceler ve taburlarda zorunlu ağır çalışmalar Pontuslu kardeşlerimizin ölümüne yol açtı. Ve bu bir soykırımdır. Pontuslular Rum, Yunanlı ve Hıristiyan oldukları için öldürülmüşlerdir

16 Ağustos 2009’da İHA’da şu haber yer aldı: İvan Savvidis “Trabzon'da görkemli bir Ortodoks kilisesi inşa edeceğimBu manastırlar bizim atalarımızdan kalan yerlerdir. Buralar Ortodoks dindar insanların kiliseleridir, Türk Hükümeti'nin kiliseleri değildir. Bu olayın ne kadar önemli bir olay olduğunu tüm Dünya’ya göstereceğim”   

Açık kaynaklarda “Eski Yunan Casus” olarak hakkında bilgi bulunabilen Savvas Kalenderidis geçtiğimiz 15 Ağustos 2021’de Yunanistan’da bulunan alternatif Panagia Sümela’daki ayinden sonra İvan Savvidis hakkında şu konuşmayı yaptı:

İvan Savvidis'in eylemleri olmasaydı Panagia Sümela tekrar açılmayacaktı. Bunu bilgilerinize sunuyorum çünkü o dönemde olan her şeyi Türk Basını aracılığıyla takip etmiştim

 15 Ağustos 2009’daki provokasyon ile ilgili olarak, biraz gecikmeli de olsa, 7 Ocak 2010’da Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun TBMM’de gündem dışı söz alarak yaptığı konuşma; içeriği nedeniyle önem arz etmektedir. (7 Ocak 2010’da TBMM’de yapılan konuşmalar alttaki linkte mevcuttur) 

https://drive.google.com/file/d/1PygMTS9ILHuSqxXiGT4ZH_HK03-jN9m2/view?usp=sharing

 

15 Ağustos 2010’da Sümela’da seneler sonra ilk olarak Rum Patriği Bartholomeos’un yönetiminde Meryem Ana günü için bir ayin yapıldı.

Ayinin ardından Yunan gazetelerinde çıkan bazı başlıklar şöyle:

15 Ağustos’tan sonraki bazı Yunan gazetelerinin başlıkları şöyle:

Ethnos: “Sümela Manastırı’nda Ekümenik Huşu

Avriyani: “Trabzonda duygusal anlar; Sümela Manastırı’nda tarihi ayin” 

Vradini: “Pontus’un Meryem Anası,  artık daha güzel günlerin garantisi

Espresso: “88 yıl sonra huşu ve gözyaşı, Pontos’un Meryem Anası için ağladık

Elefteros Tipos: “Meryem Ana artık gözyaşı dökmüyor


15 Ağustos 2010 ayini ile ilgili olarak 23 Ağustos 2010’da Türksam’da “Sümela'dan Sonra Aya Sofya'ya Yönelik Talepler Gelmeye Başlar mı?” bir makale yazmıştık. (Makaleye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz)

https://drive.google.com/file/d/1zOIxfJrooIhZWnCgeHY1LUtSaD4tdZOU/view?usp=sharing

 

2010’da Sümela’dan ayrı olarak Ayasofya ile ilgili de tarihe düştüğümüz notta; günümüzde Ayasofya üzerinden yapılan tepkileri ve hazımsızlıkları öngörmüşüz!

2010’daki ayinde yaşanan en önemli husus; ziyaretçi kılığındaki Helen militanlarının üzerlerindeki giysileri çıkarıp üzerinde Pontus haritası ve “Ben Pontusluyum” yazılı tişörtlerini ortaya çıkarmalarıdır. 2010’dan 2015’e kadar yapılan ayinlerde başka seviyesiz davranışlar olmadı.

Sümela’da sorun olmadı ama Pontusçu Helenlerin Türkiye’yi suçlayıcı faaliyetleri bu dönemde ayyuka çıktı.

2019’da devrin Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras’tan bir hamle geldi. Yunanistan Resmi Gazetesinde, "Pontuslu Rumların Tarihsel Arşivi Hazırlama Komitesi" adlı ortak bir komitenin kurulmasıyla ilgili olarak 31 Mayıs 1919 tarihinde B/2009 sayı numaralı, Başbakan Alexis Tsipras tarafından imzalanmış bir kararname yayınlandı. (ΦΕΚ, Τεύχος B’ 2009/31.05.2019)

Alexis Tsipras’a Pontus dernekleri ile görüşmesinde kendisine kemence hediye edilirken. Yakasında “G” soykırım anlamında “Genocide” rozeti bulunuyor ki bu amblemi hâlâ kullanıyorlar.

Pontus dernek ve kulüplerinin faaliyetleri; Megali İdea, Patrikhane, Ruhban Okulu konuları ile iç içe olsalar da ayrı değerlendirmek gerekiyor! Çoğunluğu Yunanistan’da bulunan, Avrupa ve ABD ile Kanada ve Rusya’da sayıları yüzlerle ifade edilebilecek, aşağıdaki linkte bir kısmının listesi bulunan dernek ve benzeri Pontusçu oluşum var. 

https://drive.google.com/open?id=1hec4fjC5iWF2gtzF4S8T4QeFD6HKv32a

 

13 Mart 2020’den itibaren göreve gelen Yunanistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou da sözde Pontus Rumları Soykırımı Anma Günü münasebetiyle, bir önceki Türk düşmanı Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos’u aratmayacak Türk aleyhtarı söylemleriyle dolu, aşağıdaki mesajı yayınladı:

“Geçmişin iğrenç eylemleri ve samimi pişmanlıktan sorumlu olmak, barışçıl bir arada yaşama ve halkların refahının geleceğini bekleyen liderlerin cesaret ve sorumluluğunun örnekleridir. 19 Mayıs günü; Pontus Yunanlılarının Soykırımı Anma Günü olarak kabul edilmiştir. Bugün ise bir asır önce kaybettiğimiz Pontus Rumlarının yüz binlerce kurbanını onurlandırıyoruz.

Soykırımdan kurtulmuş Pontus Yunanlılarının, Yunan Devleti’nin son derece zor koşullar altında toparlanmasına, ekonomik genişlemesine ve Yunanistan'daki eğitim ve kültürün gelişmesine muazzam katkılarını ve aktif katılımlarını da dikkate almalıyız.

Uluslararası toplumun gelecekte insanlığa karşı benzer suçları önlemek adına sadece kurbanların anısını korumak için değil, aynı zamanda masum sivillerin sistematik imhası gibi, bu iğrenç barbarlığın eylemlerini hafifletmek ve kınamak gibi bir görevi de vardır”

(Yukarıdaki hususla ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki linkte bulabilirsiniz)

http://soyledik.com/tr/makale/8080/pontusculuk-hiz-kesmedi--bojidar-cipof.html

 

Bu arada tarihte bir ilk olarak bir Türk vatandaşı olan Elpidophoros Lambriniadis 22 Haziran 2019’da ABD Başpiskoposu oldu. Türkiye’den ABD’ye gitti. Önceki ABD Başpiskoposlarının sözde “Pontus Soykırımı” ile ilgili söylemleri, beyanları pek olmamıştı. TC vatandaşı olan yeni ABD Başpiskoposu Elpidophoros Lambriniadis ise 17 Mayıs 2020’de koronavirüs nedeniyle cemaate kapalı yapılan bir Pazar ayininden sonra medyaya bir beyanatta bulundu. Yapılan Pazar ayinini sözde Pontus Soykırımı’na ve AHEPA’ya (American Hellenic Educational Progressive Association) ithaf ettiğini beyan etti ve şöyle konuştu: “Geçmişi ve geleceği olan bir toplumuz” şeklinde sözlerine başlayan Lambriniadis “Bu gözlemlerin ikisi de geçmişe sahip bir topluluk ve geleceğe sahip bir topluluk olduğumuzu akla getiriyor. Geçmişi unutulmamalıyız, Pontus’u hiç unutmamalıyız. Bu bağlamda geleceği nasıl ele alacağımız şimdi her zamankinden daha önemlidir. Ulusumuzdaki topluluklar, farklı programlarda ve farklı düzenlemelerle yeniden açılmaya başlıyor. Hıristiyanlığa olan sevgimizle kiliselerimizi halkın ibadetine tekrar açılmaya başlarken sizleri bilgelik ve sabır uygulamaya davet ediyoruz” dedi.

Geçtiğimiz sene manastırın restorasyonu bitmemiş iken çok kısıtlı bir kadro ile ayin yapılmasına izin verildi. Bu izin Helenleri pek sevindirmedi ve çok az katılımlı, 70 kişiye verilen izinle yapılan ayini Rum Patriği yönetmedi. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger’in de katıldığı bu ayini Patrikhane’den görevlendirilen papazlar yaptı. Manastıra asılan Türk Bayrağı Yunanistan’da sorun oldu.

Gelelim 2021’e. Geçtiğimiz 1 Temmuz’da Sümela Manastırı’nın Kültür bakanlığı resmi açılışı ile birlikte Helenler yine kudurdu.

1 Temmuz’daki resmi açılışın ardından, 10 gün sonra 12 Temmuz’da Yunan gazetelerinin başlıkları şöyleydi:

Sümela Manastırı’na restorasyonun ardından açılışta asılan Türk Bayrakları Yunanistan’da krize yol açtı!

“Yunanlıların her şeyi yok oldu - Manastırı Türk bayraklarıyla doldurdular”

Pontus'taki Panagia Sümela'daki geçişte Yunanlıların her eşyası dikkate alınmadı – Türkler- "geçit edildi"

Türkiye’nin bir kültür ve tabiat varlığı olan ve mülkiyeti Devlet’e ait olan bu tarihi yapının restorasyon sonrası açılışında normal olarak asılan Kültür ve Turizm Bakanlığı posteri ile yanında asılan Türk Bayrağı’nı hazmedemediler ve kudurdular. Haberlerde daha da ileriye giderek; açılışta Bizans ile ilgili amblemlerin de bulunması gerektiği şeklinde ve Türkiye’nin egemenliğindeki bir kültür varlığının bugünkü statüsünü reddeden ya da tenkit eden söylemler yazıldı. Bu söylemler neredeyse tüm Yunan kaynaklarında yer aldı. İlginç olan açılıştan 10 gün sonra tüm Helen kaynaklarında eşgüdümlü olarak benzer haberlerin çıkması!

Yunan Bayrağı ya da Bizans Bayrağı asılsa Helenleri ne de memnun ederdik! Unutulmamalı ki Sümela Manastırı Yunanistan’da değil ve sadece 15 Ağustos’ta değil 365 gün ziyarete açık bir Türk müzesi…

Anadolu Ajansı’nda bir haber çıktı!

Trabzon'daki Sümela Manastırı'nın Temmuz’dan itibaren ziyaretçi rekoru kırdığı vurgulandı ve tarihi Manastırı 99 günde 124.000'e yakın turistin ziyaret ettiği belirtildi. Helen kaynakları Anadolu Ajansı’nı suçlayarak “Türk Manastırı” olarak tanımlanmasına kudurdular.

Bu arada Helen kaynaklarında 15 Ağustos’ta Rum Patriği’nin Sümela’da ayin yapacağı haberleri aralıklarla çıkmaya başladı. Yunanistan Pontuslular Federasyonu= ΠΟΕ (Ya da Pampontian Federasyonu) da ayinle ilgili paylaşımlar ve organizasyonda yer aldıklarını duyurmaya başladı.



Pampontian Federasyonu; 9-Ağustos-2021’de Referans: 
10342 sayılı bir duyuru ile "Federasyon görevini gerektiği gibi yapmaya ve Pontos ve Anadolu'daki Ortodoks anıtlarını canlandırma çabalarında Ekümenik Patrikhaneyi fiziksel olarak desteklemeye karar verdi" şeklinde ifadeler de içeren, fazlaca Pontos vurgusu yapan Türkiye aleyhine olumsuz bir açıklama yaptı. (Linkte açıklamanın tercümesi ve orijinali bulunmaktadır)

https://drive.google.com/file/d/1OI6RbF-NPO8YySJXZjEjgxURBhvtsnlR/view?usp=sharing

Pampontiaki'nin Başkanı (Yunanistan Pampontian Federasyonu) George Varythymiadis’in bu söylemlerinden dolayı olmalı ki 13 Ağustos’ta Sümela’daki ayin için geldiği İstanbul Havaalanı’nda gözaltına alınıp, ülkeye girmesine izin verilmeyerek aynı gün geri yollandı. Bu hususta da Yunan basınında çok sayıda menfi haber çıktı. George Varythymiadis’in Pontus’la ilgili yaptığı tüm konuşmalarda arkasında “genocide” amblemi bulunan bir poster bulunmaktadır.

https://www.facebook.com/poe.org/photos/a.1437321753023042/4243982412356948/?type=3

 

Bizce çok isabetli bir karar olduğuna inandığımız bu geri göndermenin ardından George Varythymiadis söylemlerinin dozunu arttırdı.

"Biz sebebini çok iyi bilmekteyiz: Biz Soykırımın tanınması için mücadele ediyoruz çünkü. Pampontiaki bu mücadelede başı çektiği için, muhtemelen [istenmeyen insanlar] listesindeyim, sadece ben değil, başkaları da vardır. Ben sadece ayine gitmeye çalıştım ve Dışişleri Bakanlığı'na da haber vermiştim

Aynı konu Yunanistan’da siyasilerin de gündemine girdi. SYRIZA Milletvekili Giannis Amanatidis “Bu Türk davranışı, tacizdir. Pontus Helenizmine saldırganlıktır. Yunan vatandaşlarının insan hakları ciddi bir sorundur ve hükümet, onların tecavüzlerini önlemek ve Pontus'a hac ziyareti için Panagia Sümela’yı ziyaret etmesi beklenen Pontus kökenli yüzlerce Rum'a karşı bu tür uygulamaları aktif olarak desteklemek için gerekli tüm adımları atmalıdır" dedi. Ve Pazartesi günü Parlamento'da Nikos Dendias'a bir soru sunulacağını da kaydetti.

George Varythymiadis bununla da kalmadı ve 9 Ağustos’ta yayınladığı gibi 15- Ağustos -2021 Referans: 10349 sayılı bir başka basın bülteni daha yayınladı. İçeriğinde; “Bu yıl, yıllarca süren zorunlu sessizlikten sonra, Ekümenik Patriğin Pontus’taki tarihi Panagia Sümela Manastırı'nda İlahi ayini gerçekleştirmesi, Pontus Helenizm’i tarafından özel ilgiyle bekleniyordu” şeklinde ifadeler de bulunan açıklama yayınladı. (Linkte açıklamanın tercümesi ve orijinali bulunmaktadır)

https://drive.google.com/file/d/1L5S5XJIzCVce2gwuNfuc4cHapPkVDN6X/view?usp=sharing

 




Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın George Varythymiadis’in sınır dışı edilmesi ile ilgili resmi web sayfasındaki kısa açıklaması da tam bir “Kara Mizah

Yunanistan Pampontian Federasyonu (ΠΟΕ) Başkanı George Varythymiadis'in Türk makamları tarafından taciz edilerek gözaltına alınmasına ilişkin Dışişleri Bakanlığı'ndan Açıklama:

Dışişleri Bakanı Nikos Dendias'ın talimatının ardından Ankara Büyükelçiliği, Yunanistan Pampontian Federasyonu Başkanı aleyhindeki taciz edici gözaltı ve sınır dışı etme kararına ilişkin Türk Dışişleri Bakanlığı'na acil protesto düzenledi.

Bay Varythymiadis, Trabzon Panagia Sümela’daki İlahi Ayin'e Pontus Helenizm’inin temsilcisi olarak katılmak üzere bugün İstanbul'a gitmişti.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasındaki “Pontus Helenizm’inin temsilcisi olarak katılmak üzere” ibaresi çok ilginç!

Türk topraklarındaki bir eski anıta, Türkiye’nin mülkiyetinde olan bir anıta “Pontus Helenizm’inin” temsilcisi olarak gelecek!

 

Türkiye Devleti bizce çok isabetli davranış ile sürekli Türkiye aleyhine konuşan, faaliyetlerde bulunan George Varythymiadis’in ülkeye girişine izin vermemiştir. Yine bizce bir başka çok isabetli davranışla Bayrağımız için bu kadar yaygara çıkaran Helenlerin gözü önüne Sümela Manastırı’na büyük bir Türk bayrağı asılmıştır.  

Başka bir zaman olsa belki bunu sorun ederlerdi ama Varythymiadis’in sınır dışı edilmesinin ardından bayrak ile ilgili hiçbir sorun ayin esnasında yaşanmadı. Patrik dâhil bunu kimse dile getirmedi.

Ama!

Ayini naklen yayınlayan Yunan ERT3 kanalı ile akredite olarak bulunan Yunanlı gazete muhabirleri sözleşmiş gibi manastırda asılı olan Türk Bayrağı’nı kadrajlarına almadılar. TV de foto muhbirleri de öyle açılardan çekim yaptılar ki kadrajlarda Türk Bayrağı’nı göstermediler. ERT3 TV’nin ve Patrikhane’nin Youtube sayfalarından canlı yayın olarak yayınlanan ayinde de bayrağımız görünmedi.

Oysaki aynı haberi veren Trabzon’daki yerel 61 Saat TV’de Türk Bayrağı odaklı bir yayın yapılmıştır. Aynı şekilde Trabzon’daki diğer yerel gazete ve internet sitelerinin fotoğraflarında da Türk Bayrağı vardı.



İvan Savvidis’in sahibi olduğu
Pontos News bayrak ve sınır dışı edilen George Varythymiadis ile ilgili şöyle yazdı:

“Bu bayram günündeki tek çelişki soğuk ve bir noktada yağmur değildi. Restore edilen tüm Yunan anıtlarında olduğu gibi Panagia Sümela anıtındaki Türk Bayrağıydı. Ve tabii ki, Türkiye'den sınır dışı edilen ve Pontusluları temsil etmesine izin verilmeyen Yunanistan Pampontian Federasyonu Başkanı George Varythymiadis'in bulunmadığıydı!”

Şu cümleye dikkat ediniz: “Restore edilen tüm Yunan anıtlarında olduğu gibi” adamlar Sümela’yı kendi ülkelerinde zannediyor. Ya da kendi toprağı sayıyor!

Ayini Bartholomeos, Kadıköy Metropoliti Emmanuel ve Philadelphia Metropoliti Meliton yaptılar. Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Michael-Christos Diamessis, Trabzon Başkonsolosu Georgia Sultanopoulou, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi ve yerel yetkililer ayine katıldılar.

Gelelim Patrik Bartholomeos’un konuşmasına!

"Tanrı'nın Annesinin büyüklüğüne hayran kalarak, o zamanki Tanrı'yı ​​vaaz eden Havariler gibi, bu eski konutta, Panagia Sümela’nın Kutsal Manastırı'nda ibadet etmek için bir araya geldik. Her yerde bulunan Pontuslularla birlikte, ilahileri ile bu kutsal kaya üzerindeyiz ve her yıl O'nu kutlamaya yürekten verdiğimiz sözümüzü yerine getirerek, Meryem Ana'nın dağı olan Mela Dağı'nda ayin yapıyoruz.

Ve işte, pandeminin çilesine ve onun getirdiği kısıtlamalara rağmen, Meryem Ana bugün Yunanistan ve Kıbrıs, Rusya, Gürcistan, Romanya, Ukrayna ve Türkiye’den dindar hacıları ve Dünyanın çeşitli yerlerinden Pontusluları memnuniyetle karşılamaktadır.

Kutsal Manastırın kurucuları, keşişler Sophronius ve Barnabas ile ünlü Peristereotas (Kuştul Manastırı) Manastırları'nın eski rahipleri ve dindar Hıristiyan Pontuslularla birlikte her zaman onun nurlu ve ilahi lütfu ile bizi karşılıyorlar.

Burada Meleklerin Anası tarafından, Pontus Azizleri ile birlikte karşılanıyoruz. Trabzon'lu Eugenios, Sinope Piskoposu Phocas, Vlasios, Sebastia piskoposu, Athonite'li Athanasios, Trabzon'da doğup büyümüşlerdir.

Bakire Meryem şu anda, dünyayı gökyüzüyle birleştirerek, bu halkın kalbinde şarkı söylemesini duyuyor. Bugün, kutsanmış ve asil Komnenos'un ruhları, II. İoannis, II. Aleksios ve bu aynı adı taşıyan Aleksios III, Kral Basil ve III. Tanrı'nın Annesinin yüceliği için dua ederek sevinin.

II. Bayezid, I. Selim, III. Murat, I. İbrahim, IV. Mehmet, II. Süleyman, II. Mustafa ve II. Üçüncü Ahmet de bizi hissediyor.

Hepsi, Meryem Ana'yı Peygamber olarak tanıyan ve onurlandıran, Kuran'a bağlı olarak, bu Kutsal Manastırı ve rahiplerini çeşitli şekillerde sevip desteklediler, güçlendirdiler ve onurlandırdılar.

Dürüst Türk Hükümeti'nin, söz konusu Osmanlı dönemi padişahlarının barışçıl ve birleştirici örneğini takip ettiğine şüphe yoktur, çünkü burada birliğin yenilenmesi ve sağlamlaştırılması gerçekleştirilmiştir ve bunu yerel makamlardan rica ettik ve şimdi de Meryem Ana'nın tarihi Manastırında kutluyoruz.

Tüm bunlar için burada, sekizinci kez gerçekleştireceğimiz ilahi ayinde bize yapılan şefkatli destek ve anlayış için şükranlarımızı sunarız.

Pontus Bakiresi'ne (Meryem Ana’yı kast ederek) yaptığımız bu hac yolculuğuna layık ve atalarımızın Tanrısı, Vatan'ın bu kutsanmış yerinde, bu tarihi Patrik ve Stavropegian Manastırı'nda mum yakmak ve Pontus'un kutsal topraklarında ibadet etmek için buradayız”

Yukarıdaki metinde her ne kadar (Bizce siyasi saik ile) Osmanlı padişahlarını anmış olsa da metinde sık sık Pontuslulardan bahsetti. Ve ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in 15 Ağustos 1461’de yıktığı Pontus Krallarından da bahsetti ve onlara da dua etti.

Türkiye düşmanı Pontus Federasyonu Başkanı George Varythymiadis’in sınır dışı edilmesinin üzerine daha özenli ve Pontus’u bu kadar ön plana çıkaran bir konuşma olmamalıydı düşüncesindeyiz. “Ne suya ne sabuna” mantığıyla bir yandan ağırlıklı olarak eski Helenlere dua ederken, öte yandan Türkiye Devleti’ne teşekkür etti. Devlete ve eski Osmanlı padişahlarına şükran şeklinde yapılan atfetmelerin samimiyeti tartışılır.

Bu kadar cümleden sonra son sözler:

Helenler çatlasa da patlasa da Sümela’da Türk Bayrağı dalgalanacak.

Orası Türk toprağı, orası Türkiye…

 

--------------------

https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/bu-sene-sumela-da-helenizm-e-gecit-verilmedi

http://soyledik.com/tr/makale/8212/bu-sene-sumelada-helenizme-gecit-verilmedi--bojidar-cipof.html?fbclid=IwAR1C46-kRuWojWeHgqjEVp312hqgLzmgXIK719gTBiYoCA--iD_qCFecPKs


18 Ocak 2021 Pazartesi

YUNANİSTAN BAŞPİSKOPOSU İERONİMOS’TAN İSLAM’A HAKARET, RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS’TAN SÜKÛT

 

 Yunanistan Başpiskoposu İeronimos 14 Ocak Perşembe akşamı yayınlanan bir televizyon programında "İslam bir din değildir. Siyasi bir partidir. İnsanları da savaşın insanlarıdır" şeklinde konuşarak Müslümanlığa hakaret etti!

Başpiskopos İeronimos beyanatında İslâm'ın bir din olmadığını, siyasi bir parti ve siyasi bir arayış olduğunu, insanlarının yani Müslümanların da savaşın ve yayılmacılığın insanları olduğunu ileri sürdü. İslam'ın karakteristik özelliğinin bu olduğunu, Hz. Muhammed'in öğretilerinin ise savaş ve yayılmacılığı teşvik ettiğini vurgulayarak İslam Dini’ne karşı inkârcı ve Müslümanlara karşı da hep düşmanca olduğu bilinen yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu.

Başpiskopos İeronimos'un her daim Türk ve İslam karşıtlığı biliniyor ve sık sık böyle haddini aşan beyanları da oluyor.

Başpiskoposun bu kin ve nefreti körükleyici bu sözleri hakkında ülkedeki siyasilerden herhangi bir tepki gelmemesini ise bu söylemleri destekler düşüncede olduklarının göstergesi sayabilir miyiz?

Batı Trakya Türkleri tarafından kurulan DEB Partisi (Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi) yaptığı bir açıklama ile Başpiskopos İeronimos’un sözlerini şöyle kınadı.

"Dün gece yayınlanan bir televizyon programında, Yunanistan Başpiskoposu İeronimos'un sarf ettiği sözleri şaşkınlık içerisinde takip ettik. İslam Dinimizi bir din değil de siyasi bir parti olarak ve Müslümanları ise savaş insanları olarak nitelendirmesi tarafımızdan kabul edilebilir bir durum değildir. Bu doğrudan doğruya bir saldırı ve bariz bir İslamofobi örneğidir. Bu pandemi sürecinde önde gelen din adamlarının özellikle birleştirici ve sağduyulu açıklamalar yapmak yerine ayrıştırıcı ve bölücü söylemlerde bulunması kime ve neye hizmet eder anlamakta zorluk çekmekteyiz. Bu tür sözlerin 2021 yılında hâlâ sarf edilebiliyor olmasından duyduğumuz üzüntüyü dile getirir, Yunanistan Başpiskoposunun sözlerini şiddetle kınadığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız"

Başpiskopos İeronimos'un bu açıklamalarının önümüzdeki günlerde Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak görüşmeler öncesine denk gelmesi ilginçtir. Türkiye ile Yunanistan arasında görüşmelerin 25 Ocak tarihinde İstanbul'da yapılacağı duyurulduktan sonra Yunanistan'da fanatik çevreler ve fanatik medya tarafından bu görüşmeleri sabote etmeye yönelik kin ve nefreti körükleyen açıklama ve yayınlar yapılmıştı/yapılıyor.

İskeçe ve Dimoteka Müftü naiplerinden Başpiskopos İeronimos’un bu çirkin açıklamalarına 16 Ocak’ta tepki geldi. Yunan medyasına konuşan İskeçe Müftü Naibi Bilal Kara Halil ile Dimoteka Müftü Naibi Hamza Osman’ın bu ortak açıklamaları medyada şöyle yer buldu:

"Başpiskopos İeronimos’un dinimiz için tarif ettiği imaj, ülkemizin gerçekliğine uymuyor ve dini duygularımızı kırıyor. İeronimos’un kötü niyetli ve reddettiğimiz yanlış açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Trakya ve ne yazık ki bölgemizde uyumsuzluk ve dini nefret arayanlar tarafından zaten bu söylemler kullanılıyor. Yunanistan Başpiskoposu Sayın İeronymos'un dün İslam'ın doğası ve dindar Müslümanların karakteri hakkında bir televizyon programında yaptığı açıklamalardan derinden üzüldük. Hazretlerinin dinimiz için tarif ettiği imaj, ülkemizin gerçekliğine uymaz ve dini duygularımızı rahatsız eder… …Ruhani lideri olduğumuz Trakya Müslümanları hukuka tam anlamıyla saygı duyuyor, 2. Dünya Savaşı'nda tüm Yunan vatandaşları gibi biz de vatanımızı savunduk ve hiçbirimiz şimdiye kadar hiçbir şiddet eylemine katılmadı. Ülkemizin tüm hükümetlerinin ve aynı zamanda Trakya'nın En Muhterem Metropolitlerinin her zaman bizim için saygıyla konuşması, Trakya Müslümanlarının bir Avrupa modeli olduğunun altını çizerek, hem çanın hem de çanın duyulduğu bir yerin güzel imajına kararlı bir şekilde katkıda bulunmaları karakteristiktir.

İnancımızla gurur duyuyoruz, katkıda bulunma şeklimizden gurur duyuyoruz, böylece Trakya bir arada yaşama ve işbirliği modeli olsun, vatanımızla gurur duyuyoruz ve dini inancımıza tam saygı duyuyor, gurur duyuyoruz çünkü Trakya Müslümanları veriyor. Başpiskoposun bu yanlış ve yönlendirilmiş ifadeleri Trakya gerçeğini yansıtmamakta ve maalesef bölgemizde uyuşmazlık ve dini nefret arayanlar tarafından kullanılmaktadır. Allah tüm dualarımızı ve sevaplarımızı kutsasın ve kabul etsin

Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş da 17 Ocak’ta Anadolu Ajansı’na verdiği beyanatta; "Barış ve huzurun hâkim kılınması için gayret sarf etmesi gereken din adamlarının en önemli vazifesi, bir arada yaşama kültürüne katkı sağlamak olmalıdır" açıklamasında bulundu.

Başpiskopos İeronimos’un bu talihsiz açıklamalarına tepkiler gelmeye devam etti. 18 Ocak’ta Batı Trakya azınlık okulları encümenlerinin bir üst mercii olan “Encümenler Birliği” tarafından "İslam dinine bu şekilde bir saldırıyı kompleks olarak değerlendiriyoruz“ şeklinde bir tepki geldi.

Türk Dışişleri Bakanlığı ise 18 Ocak’ta “Türk Dışişleri Bakanlığı: Haddini bilmez ifadeleri şiddetle kınıyoruz” şeklinde sert bir şekilde kınayan bir açıklama yaptı. Açıklamada; “İslam'ın farklı din ve medeniyetlerin bir arada yaşamasını temin eden bir hoşgörü anlayışını ve merhameti temel alan bir barış dini olduğu” vurgulandı. "Tüm dünyanın içinden geçmekte olduğu küresel salgın koşullarında, herkesin karşılıklı saygı ve hoşgörü ortamının geliştirilmesi yönünde çaba harcaması gerekirken, kutsal dinimize dil uzatılması esef vericidir" denildi.

İnternet ortamında aratıldığında, Ulusal medya organlarımızda bu konuda çıkmış çok sayıda tepkisel haber var.

Türkiye’nin Dışişleri olarak, Diyanet İşleri başkanlığı olarak verdiği tepkilerin arasında gözümüz bir başka yerden de tepkisel açıklama, kınama bekledi.

Bahsettiğimiz, yani kınama yapmasını beklediğimiz yer ve kişi; Türkiye ile Yunanistan arasındaki mütekabiliyet esaslarına dayalı olarak Türkiye’de özgürce faaliyetlerini sürdüren “RUM PATRİKHANESİ” ve Türkiye’de özgürce her istediğini söyleyen/söyleyebilen “RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS”tur.

 

Bartholomeos’tan “Tık” yok!

Sükût ile eylemlerin ikrar edilebildiği gibi sükût ile eylemlere destek de verilebilir.


Ama Yunanistan Başpiskoposu İeronimos’un İslamiyet’e bu hakareti yaptığı gün Rum Patriği Bartholomeos’un suskunluğuna karşı bir Yunan medya organına verdiği, uzun bir beyanat var!

Bahsi geçen beyanat; ağırlıklı olarak Ukrayna Kilisesi’ne verdiği ve Rus Patrikhanesi tarafından kabul edilmeyen özerklik ve son günlerde Rus Patrikhanesi’nden ve başka bazı dini kurumlardan Bartholomeos’a atfedilen “Sezar Papa olma arzusunda” şeklindeki suçlamalara verdiği yanıtlar. Beyanatın bu kısmı bizimle pek alakalı değil.

Ama sonlara doğru içinde şu ifadeler de var:

Soru: Sizi Doğu'nun Papası ve Ortodoksluğun Papası gibi davranmakla suçlayanlara nasıl tepki veriyorsunuz?

Bartholomeos: “Bir asılsız suçlama daha. Patrikliğimin sorumluluklarını omuzlamak “papizm” mi? Bu sorumlulukları bugüne kadar duydular mı? Dini olarak Konstantinopolis Kilisesi’nin rolünün Konstantinopolis'in (1453) Düşüşü ile sona erdiği söylenir. Bundan daha büyük bir yanlışlık yok! Bugünün tüm otosefalileri (SSCB döneminin ardından özerklik verilen kiliseler kast ediliyor)  güz sonrası dönemde verildi. Ekümenik Patrikhane bir veya diğer kiliseye otosefalik verirken, neden o zaman “Sezar Papalık iddiaları” ile suçlamadılar?

Soru: 2021 yılı, Ekümenik Taht'a seçilmenizin 30. yılını işaret ediyor. Bu süre zarfında Kilise ve Ekümenik Patrikhane defalarca test edildi. Ataerkilliğinizin kilometre taşları olarak neyi düşünüyorsunuz?

Bartholomeos: Bu otuz yıl boyunca pek çok şey oldu: 2016 yılında Girit'te gerçekleşen Ortodoks Kilisesi Kutsal ve Büyük Sinodunun hazırlanması, Küçük Asya (Anadolu’yu kast ediyor) ve Doğu Trakya'daki metropolitliklerimizin yeniden kurulması ve ayrıca farklı yerlerde yenilerinin oluşturulması. (Türkiye içinde üzerinde Rumluğun esamesi olmayan yerlere atadığı sözde metropolitlikleri kast ediyor) Misyonerlik faaliyetleri ve nüfus hareketleri, Kapadokya, Sümela ve babalarımızın tüm kutsal topraklarına düzenli yaptığımız Haç ziyaretlerimiz. (Efes, Sümela Manastırı ve Anadolu’daki metruk kiliselerde yaptığı ayinleri kast ediyor)

Gökçeada’da eğitiminin yeniden canlanması ve Konstantinopolis'in (İstanbul’u kast ediyor) Rum nüfusunun desteğiyle Patrikhanemizin tüm dünyada doğal çevrenin korunması, Hristiyanlar arası ve dinler arası diyalog vb. gibi sayısız girişimleri.

Tanrı'ya yalvararak, 1971'den beri “haksız” yere kapalı kalan Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasını bizlerin görmesine, bunu yaşamamıza layık kılacağını umuyorum

Yazımızın biraz üstünde şunları yazmıştık:

“Tık” yok!

Sükût ile Yunanistan Başpiskoposu İeronimos’un yaptığı aşağılık eylemlere destek de verilebilir.

Bartholomeos ise “sükût etmemiş!

Her daim Türkiye’nin önüne başta ABD ve diğer ülkelerin desteği ile sürülen Heybeliada Ruhban Okulu’nun Türkiye tarafından 1971’de “haksız olarak kapatıldığı şikâyetini de röportajın arasına sıkıştırmış.

--------------------------

 

https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/yunanistan-baspiskoposu-i-eronimos-tan-hakaret-rum-patrigi-bartholomeos-tan-sukut

 


29 Temmuz 2020 Çarşamba

AYASOFYA’NIN AÇILMASI ve MEGALİ İDEA’NIN SONU


Ayasofya’nın geçtiğimiz 24 Temmuz Cuma günü “Ayasofya-i Kebir Camii” adıyla, 86 yıl sonra yeniden ibadete açılmasının ardından müspet ya da menfi hayli tepkiler oldu. Ayasofya’nın yeniden camii olarak faaliyete geçmesi ile birlikte en önemli husus; Helenizm’in ana doğması olan “Megali İdea Doktrini”nin akamete uğramasıdır.
Megali İdea” Helenlerin “ütopik” bir idealidir. Bir gün İstanbul’un yeniden “Konstantinopolis” adı ile Bizans’ın başşehri olacağına dayanan saçma sapan bir idealden bahsediyoruz!
Ayasofya’nın gündeme gelmesiyle birlikte “İstanbul'un Türk toprağı olmasını sindiremeyenler olduğunu gözlemledik” Ayasofya’nın cami olarak hizmete girmesi ile birlikte bu hazımsızlığın 567 yıldır süregeldiğini de gördük…
1926 doğumlu Yunan ve Bizans tarihçisi, “Heleni Glikaci Ahrweiler” Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılmasından birkaç gün önce yaptığı açıklama ile "Bizans İmparatorluğu'nun ikinci kez çöküşü" nitelemesi yaptı. Heleni Glikaci Ahrweiler 2008’de yapılan Büyük Yunanlı gösterisinde, tüm zamanların en büyük 100 Yunanlısı arasında seçilmiştir. Akademik kariyeri burada yazmakla bitmeyecek kadar üst düzeydedir ve bu bağlamda Heleni Glikaci’nin Ayasofya'nın statüsünün değiştirilme kararıyla ilgili olarak söylediği; “Tarihin tekerrür ettiğini ve Bizans İmparatorluğu'nun ikinci kez çöktüğünü” ifade etmesi önemlidir.
Bu süreçteki en komik beyan ise Papa Francis’ten geldi! Papa; 12 Temmuz Pazar günü St. Peter's Meydanı'nda gerçekleştirdiği pazar ayini konuşmasında Ayasofya'nın ibadete açılmasından derin üzüntü duyduğunu açıkladı. Ayinde Uluslararası Deniz Günü’nü kutlayan Papa Francis, denizcilere selam ettikten sonra şunları söyledi: “Sevdiklerinden ve ülkelerinden uzak olanla tüm deniz çalışanlarına sevgi dolu bir selam veriyorum. Deniz ile düşüncelerimi İstanbul'a taşıyor. Ayasofya'yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum
Sayın Papa, sizler değil miydiniz? 1204’te Kudüs’e gitmek üzere toplanan Haçlı Ordusu’nu zengin Konstantinopolis’e yönlendiren, şehirde taş üstünde taş bırakmayan! İstanbul’da başta kutsal emanetler olmak üzere ne var ne yoksa her şeyi yağmalayan? Kadınlara, çocuklara tecavüz eden? Bizans İmparatorluğu bu süreçte 57 sene boyunca İznik’e sığındı. Sonunda Haçlılar İstanbul’dan alabilecekleri bir ganimet kalmayınca kendileri gitmeye karar verdiler. İznik’e sığınmış Bizans yönetimi dört duvar kalmış harabe şehre böylece geri gelebildi. Haçlıların “Din Kardeşleri” Bizanslılara 57 sene boyunca çektirdikleri zulmü unuttunuz da şimdi mi aklınıza “Ayasofya'yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum” demek geldi?  Oysaki Ayasofya esas acıyı 1204’te Haçlılardan görmüştü Papa Hazretleri!

 Üç Ayasofya ve Megali İdea
Yunanistan bugünkü bildiğimiz coğrafyasında tesadüfen kurulmuş, AB üyesi olmasına karşın “köktendinci” bir ülkedir. Megali İdea’ya göre merkezi İstanbul olan “Büyük Yunanistan”ı kurmak isterlerken bu amaç gerçekleşememiş ve 1814’te Filiki Eterya ile başlayan süreç ile birlikte 1830’da bugünkü coğrafyasında tesadüfen kurulmuş bir ülkedir. Yunanlılar bugünkü coğrafyalarından pek mutlu değiller. Çünkü hayal edilen, bugün ayak bastığımız İstanbul merkezli bir Yunanistan kurulmasıydı…
Megali İdea; özetle üç kıtada düşlenen Büyük Yunanistan’ı kurma hayalidir ve en büyük özlem ise Marmara’nın ve Anadolu’nun Helenleştirilmesidir. “Poli” Yunancada “Şehir” anlamındadır. Ama bugün Yunanistan’da “Poli” kelimesi sadece İstanbul anlamını taşır. Bir kişi “Poli” dediğinde birincil anlam İstanbul’dur. Bu bağlamda bir gün İstanbul’un yeniden “Konstantinopolis” adı ile Bizans’ın başşehri olmasını hayal edenlerin İstanbul'un Türk toprağı olmasını sindirememeleri doğaldır.
Megali İdea Doktrini’nde bir başka ütopik beklenti de “Bir gün Üç Aya Sofya’da tekrar ayin yapılabilirse, Megali İdea gerçekleşecektir” şeklindedir.

Bunlar; İznik, İstanbul ve Trabzon’daki Ayasofyalardır.
İznik Ayasofya: İznik’te bulunan ve günümüzde camii olarak kullanılan bu yapı Romalılar döneminde tapınak olarak kullanılıyordu. Hıristiyanlar açısından İznik’in önemi ise MS.325 yılında 1. Hıristiyanlık Konsili’nin İznik’te ve “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” gibi Hıristiyanlığın en önemli kararlarının burada alınmış yapılmış olmasıdır.
Bugün İznik Ayasofya Camii olarak bilinen yapı; Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, 7'nci yüzyılda inşa edilmiştir. Hıristiyanlıkta önemli bir başka konsil olan 7. konsil 787 yılında bu kilisede toplanmıştır. 1331'de Orhan Gazi tarafından camiye dönüştürülmüştür. Megali İdea’nın “Üç Ayasofya’da Ayin” yapılması şeklindeki ütopik beklenti maalesef İznik için gerçekleşmiştir. 26 Aralık 2000’de Rum Patriği Bartholomeos’un 15 Ortodoks ülkenin patrikleri ve dini liderleri ile ilgili ülkelerin İstanbul başkonsoloslarının da iştiraki ile o zaman müze olan İznik Ayasofya’da bir öğle ayini yaptılar. O dönemin İznik Belediye Başkanı tarafından ağırlandılar. İznik Ayasofya 6 Kasım 2011’den itibaren camii olarak faaliyettedir.



İstanbul Ayasofya: 2. Ayasofya inşa tarihi sıralamasıyla bildiğimiz İstanbul’daki M.S. 532-537 yılları arasında inşa edilmiş olan Ayasofya’dır. İnşa tarihine bakıldığında tarihi değerlilik olarak İznik daha üsttedir. Ancak İstanbul’daki Ayasofya yüzyıllarca Bizans İmparatorluğu’nun ana kilisesi olarak hizmet vermiştir. Tüm Dünya’daki Hıristiyanlar için de büyük önemi vardır. Helen kaynaklarında Ayasofya’yı genelde “Minaresiz” fotoğraflarla gösterirler.



Trabzon Ayasofya: 1024 tarihinde Trabzon İmparatorluğunu kuran Kral 1. Manuel Komnenos tarafından 1250 – 1260 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu Ayasofya o tarihte bölgede de egemen olan Komnenos Hanedanı’nın, İstanbul’daki Ayasofya’ya rakip olarak yaptırdığı bir kilisedir. Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u feth etmesinden sonra da bir süre kilise olarak kullanılmış, 1584’te eklemeler yapılarak camiye dönüştürülmüştür. 1.Dünya Savaşı’nda Trabzon’u işgal eden Rus ordusu tarafından depo ve bir kısmı da hastane olarak kullanılmıştır. 1960’a kadar camii olarak kullanılan yapı, 3 Haziran 2013’te Kültür Bakanlığı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne teslim edildi. Ardından vakıf kaydından açılan mahkeme kararı ile 28 Haziran 2013’te tekrar camii statüsü aldı ve ardından uzun bir restorasyon süreci başladı. 28 Temmuz 2020’de “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi” adıyla yeniden camii olarak faaliyete başladı.



22 Temmuz’da İstanbul Ayasofya’nın camii olarak faaliyete girmesinin hemen ardından 28 Temmuz’da Trabzon Ayasofya’nın da camii olarak faaliyete girmesi ile birlikte Megali İdea’nın “Bir gün Üç Aya Sofya’da tekrar ayin yapılabilirse, Megali İdea gerçekleşecektir” hayali suya düşmüştür. 
Buna bağlı olarak “Megali İdea Doktrini” bitmiştir de diyebiliriz.

ABD Başpiskoposu Elpidophoros Lambriniadis
Geçtiğimiz sene ilk kez bir Türk Vatandaşı “ABD Başpiskoposu” olmuştu. Başpiskopos Elpidophoros Lambriniadis de ilgili en üst mertebeden Ayasofya ile ilgili olarak Türkiye’yi protesto edenler arasında yer almakta! Geçtiğimiz 23 Temmuz’da Ayasofya’nın tekrar müzeye döndürülmesi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar kapsamında, Beyaz Saray'da ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile bir araya geldi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Mike Pence ile randevusu olan Elpidophoros’un Beyaz Saray’da bulunduğunu öğrenen Trump; program dışı olarak Elpidophoros ve Mike Pence ile birlikte 15 dakika süren üçlü bir görüşme yaptılar.
Bu arada şu hususa da dikkat çekmek gerekiyor. ABD Başpiskoposu Türk Vatandaşı Elpidophoros Lambriniadis bu görevden önce Bursa Metropoliti’ydi. Megali İdea doktrinine göre “Üç Ayasofya’da Ayin” yapılabilen tek yer Elpidophoros’un Bursa metropoliti iken yetki alanında olan İznik’ti.
Elpidophoros’un Beyaz Saray’da basın mensuplarına yaptığı açıklama aşağıdadır: “Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence ile Beyaz Saray'da görüştüğüm için kendilerine minnettarım ve Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesindeki ciddi dezavantajımızın yanı sıra Ekümenik Patrikhane ve Rum Cemaati’nin dini özgürlükleri meseleleri için de mevcut güvenlik endişelerini kendilerine bildirdim. Yarını (Cuma) yas günü olarak açıklamamızı göz önünde bulundurarak, o esnada tüm Hıristiyanlara dua edilmesi için ısrar ediyoruz. Ve ayrıca (Ayasofya ile ilgili) mücadelemiz hakkında eylemsel düşüncelerimizi de değerlendirmeleri için en üst düzeyde hükümete taşıdık
Elpidophoros 26 Temmuz’da BBC World Tonight’e verdiği röportajda ise “Ayasofya meselesi üzerinde çalışmayı asla bırakmayacağız” dedi.

Archonların Eylemleri
Patrikhane’nin en büyük destekçisi olan ABD Archonları’nın Başkanı Anthony J. Limberakis 24 Temmuz’da aşağıdaki metni ABD’deki tüm Helen kanallarında yayınlayarak Türkiye aleyhine imza kampanyalı bir eylem başlatmıştır.
Archonlara çağrıdır; Ayasofya'nın yas gününe katılın, camiye dönüşümünü tersine çevirmek için dilekçeyi imzalayın!
Sevgili Archon Kardeşlerim
Bildiğiniz gibi acı verici bir şekilde, 24 Temmuz Cuma günü Ayasofya'nın resmen cami olacağı günde, yas ve keder günü olarak ABD Ortodoks Başpiskoposluğunun Kutsal Sinodunun Üyeleri ve Başpiskopos Elpidophoros'un başkanlığında inançlarımızı gözlemlemeye çağırıyoruz.
Archonlar olarak, Ana Kilisemiz Ekümenik Patrikhaneyi savunma ve Ekümenik Patrikhanesi'nin önemini ve imtiyazlarını tüm dünyaya açıklama sorumluluğumuz var. Buna istinaden, hepinizi Ortodoks Hıristiyanları Ayasofya için ciddi görüşlerimize katılmaya ve diğer tüm Hıristiyanları da bu eyleme davet etmeye çağırıyorum.
24 Temmuz günü ABD’deki tüm kiliselerde çanları çalmak ve ilahiler okumak için kullanalım, buna ön ayak olalım. Lütfen bu eyleme katılın. Lütfen ABD Hukuk ve Adalet Merkezi'ne gidecek (ACLJ= American Center for Law and Justice) dilekçeleri de imzalayınız;
Bu çağrı sadece bizim değildir. Dünyadaki Helen diasporasına ve Helen Amerikan Liderlik Konseyi’ne (HALC) ve AHEPA’nın Türkiye'ye yaptırım çağrısıdır.
Uluslararası organları ve dünya hükümetlerini, Türk Hükümetinin Ayasofya'yı camiye dönüştürme kararını tersine çevirmek için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bu akılsız karar, Türkiye Hükümetinin dini hoşgörü ve dini özgürlüğe olan bağlılığı üzerine gölge düşürüyor. Türk Hükümetinin kararı, Türkiye'nin zengin Hıristiyan tarihini görmezden gelen ve Ekümenik Patrikhanesi ile o topraklarda yaşayan, geri kalan Hıristiyanlarının dini özgürlüğünü daha da tehdit eden bir ezber eylemidir. Türkiye bu eylem ile Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa, Yunanistan ve diğer birçok ülkeye meydan okudu.
İlgili dünya organlarından acilen Türk Hükümetine bu kararı iptal etmeleri için baskı yapmalarını ve Ayasofya'nın bin yılını bir Hıristiyan dua ve ibadet merkezi olarak kabul etmelerini ve buna saygı göstermelerini rica ediyoruz.
Anthony J. Limberakis

Helenler ellerinden ne geldiyse yaptılar, nafile de olsa yapacaklar da…

Ne var ki, 24 Temmuz’da “Ayasofya-i Kebir Camii”nin İstanbul’da ve 28 Temmuz’da “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi”nin Trabzon’da açılması ile “Megali İdea” bitmiştir.

--------------------