31 Mayıs 2020 Pazar

TÜRKİYE’DE GÜZEL ŞEYLER OLUYOR



29 Mayıs’ta açılan Pof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi’nin ardından bugün de 45 günde Yeşilköy’de inşa edilen “PROF. DR. MURAT DİLMENER ACİL DURUM HASTANESİ” ile Hadımköy’de 2.Abdülhamid tarafından 1891’de inşa edilmiş tarihi bir yapı olan (Eski adı Hamidiye Hastanesi) ve yeni restore edilen “DR. İSMAİL NİYAZİ KURTULMUŞ” hastaneleri Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından bugün açıldılar.  
Yeşilköy’deki hastanenin 1008 yatak kapasitesi var ve ihtiyaç halinde her odası yoğun bakım odasına dönüşme potansiyelinde. Hastanenin 75 bin metrekare kapalı alanı var ve 125 bin metrekarelik bir alanda  en son teknolojiler kullanılarak inşa edildi.


4 bin 500 metrekare kapalı alanı var olan ve 23 bin metrekarelik bir alanda bulunan Hadımköy’deki hastanenin ise 59’u yoğun bakım olmak üzere 101 odası var ve en son tıp teknolojileri ile donatıldı. 
Bu hastaneler afet süreçlerinde Türkiye için büyük bir koz olacaklar. Önümüzdeki günlerde ise (özellikle Yeşilköy’deki hastane) tıp turizmi açısından çok önemli rol oynayacaklar.
Bu büyük eserlerin Türkiye’ye kazandırılmasından dolayı emeği geçen herkese şükranlarımı sunarım…

TÜRKİYE’DE GÜZEL ŞEYLER OLUYOR…
Bojidar Çipof   
31 Mayıs 2020

29 Mayıs 2020 Cuma

BU ÜLKEDE GÜZEL ŞEYLER OLUYOR!



9 Nisan’da Sancaktepe’de inşaatına başlanarak kısa bir sürede tamamlanan PROF. DR. FERİHA ÖZ ACİL DURUM HASTANESİ, Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan tarafından bugün açıldı.

2 bölüm 8 bloktan oluşan hastanenin 1005 yatak kapasitesi var ve her odası tek kişilik. Önemli bir özelliği, inşaat esnasında hazırlanan altyapısı sayesinde her odası ihtiyaç halinde yoğun bakım odasına dönüşme potansiyelinde.

70 bin metrekare kapalı alanı bulunan hastane 184 bin metrekarelik bir alanda inşa edildi. İnşaatına başlandığında tek katlı oluşundan dolayı “Sahra Hastanesi” şeklinde menfi propagandası da yapılan hastane tam teşekküllü ve günümüzdeki tüm tıp teknolojilerine sahip, son derece üst düzeyde tamamlandı.

Sahra değil kalıcı bir eser olduğu anlaşıldı.

Yaşadığımız pandemi süreci içinde Türkiye’nin tıp alanında ne kadar ilerlediğini ve en önemlisi, başta doktorlarımız olmak üzere tıp personelimizin ne kadar ileri düzeyde olduğunu gördük. Mesleki yeterliliklerinin ötesinde bu insanların ne kadar özverili ve mesleklerine kendilerini adamış olduklarını da gördük.

Türkiye’de eskiden parası olan yurtdışına tedaviye giderdi. Bugün ise bu durum tersine döndü. Ülkemiz tıp turizmi açısından çok tercih edilen bir ülke artık…

Anlaşıldığı üzere bu ve Yeşilköy’de 2 gün sonra açılacak hastaneler; içinde olduğumuz pandemi süreci gibi afetlerde Türkiye için büyük bir koz olacak. Ancak önümüzdeki günlerde tıp turizmi açısından da çok önemli rol oynayacaklar.

Bu büyük eserin Türkiye’ye kazandırılmasından dolayı emeği geçen herkese şükranlarımı sunarım…

BU ÜLKEDE GÜZEL ŞEYLER OLUYOR!

Bojidar Çipof   
29 Mayıs 2020






27 Mayıs 2020 Çarşamba

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER ADASI



27 Mayıs 1960 darbesinin 60. yılında eski adıyla “Yassıada” yeni adıyla "Demokrasi ve Özgürlükler Adası" bugün Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından törenle hizmete açıldı.
27 Mayıs Darbesi’nde 7 yaşındaydım ve Aksaray Deneme İlkokulu’na gidiyordum. Okula giderken 100 metrede bir nöbet tutan askerler arasından geçerdik. Dedem radyodan Yassıada mahkemelerini dinlemeyi hiç aksatmadı. O çocuk hafızamda yer etmişti şu cümle: “Sanıklar getirildiler ve bağlı olmayarak yerlerine oturtuldular
Gençlik yıllarımda 10 seneden fazla Heybeliada’da yazlığa gittik. Yassıada’nın etrafında çok fazla balık yuvası olduğu bilinirdi. Bir tekne sahibi olduğumda aklıma ilk gelen Yassıada’da balık tutmak oldu. O tarihte Heybeliada Askeri Okulu’ndan bir Astsubay ve birkaç er adada değişimli nöbet tutar ve yaklaşanlara anons yapar, kimseyi adaya çıkarmazlardı. Bir kere macera olsun diye yanımda birkaç arkadaşla yakınına gittik ama yaklaşamadık. Zaten görüntüsü de çok korkunçtu. Sanki o kötü yaşanmışlıkların uğursuzluğu üzerinde hare hare dönüyordu.
Yassıada ilerleyen yıllarda, çevresindeki balık çeşitliliği nedeniyle Su Ürünleri Fakültesi’ne devredildi. Ama kısa bir süre sonra faaliyetler ulaşım sorunları gerekçesiyle durdu. Marmara Denizi’nin tam ortasındaki bu ada kısa sürede bakımsızlıktan metruk ve korkunç görünümüyle yakınından geçen tekneleri ürkütmeye devam etti.
Şimdi ise son haline baktığımda Marmara Denizi’nin güzel bir ziynete kavuştuğunu görerek mutluyum. İş olsun diye konuşanlarımız çoktur. Beton yığını v.s. şeklinde konuşanlar oldu.
Marmara Denizi’nin ortasında eski korkunç haliyle kalmaya devam etseydi daha mı iyiydi?
Marmara Denizi’nin ortasında artık korkutucu, ürkütücü, çevre kirleten görüntüsü olan bir ada artık yok. Adadaki binaların mimarisi ve kullanım maksatları özenle seçilmiş. Ama en güzel tarafının yapılan ağaçlandırma olduğuna dikkat ettim. Yetişkin ve güzel ağaçlar ekilmiş. Bunları 10 sene sonra büyümüş olarak hayâl edelim. Adadaki müze ve diğer kötü yaşanmışlıklarla dolu alanlar ise askeri darbelerin ve askeri vesayetlerin kötülüğünü yıllar boyunca anımsatacak!
60 sene evvel 7 yaşındaki bir ilkokul öğrencisinin hafızasında yer etmiş "Yassıada" son hali ile “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” ülkeye hayırlı olsun. Emeği geçenler sağ olsun…


Bojidar Çipof

23 Mayıs 2020 Cumartesi

PONTUSÇULUK HIZ KESMEDİ



 Gerçek Hayat Dergisi’nin 4 Mayıs tarihli baskısında FETÖ konulu 176 sayfalık bir özel sayı yayınlamıştı. Dergide yer alan bazı söylemler Helenler tarafında büyük rahatsızlık yarattı ve bu dergiye yapılan tepkiler Yunan medya kanallarında hâlâ devam ediyor. Derginin yayınlanmasından hemen sonra Yunan Skai Televizyonu özel bir haber yaparak bahsi geçen dergide yer alan, Rum Patriği Bartholomeos da dâhil olmak üzere Rum Cemaati’nin birçok üyesinin Fethullah Gülen'e, Başkan Tayyip Erdoğan'a darbe düzenleyebilmeleri için yardım etmekle suçlanmasının kabul edilemez olduğunu savunmuştu. Bu haber Yunan ulusal medyasının yanı sıra Rum/Yunan dini kanallarında yer aldı. Bahsi geçen derginin sanki sadece Rum Patriği ve cemaatini hedef alan bir yayın olduğu, özellikle Pontusçu sitelerde de abartılarak haber yapıldı. Oysaki 176 sayfalık derginin içindeki birçok bahisten biri Rum Patriğiydi…
Yaşadığımız koronavirüs pandemisi nedeniyle Türkiye aleyhtarı söylemlere biraz mola veren Yunan medya unsurları ve ABD’deki Yunan diasporasının yönettiği, önceliği Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu olan medya unsurları yeniden harekete geçtiler.
Derginin Mayıs ayının başında yayınlanması, Helenlerin ve Helenseverlerin yaklaşan 19 Mayıs’ta planladıkları Türkiye aleyhtarı çalışmalarına da bir anlamda girizgâh oldu. Yunanistan’da 24 Şubat 1994 tarihinde alınan bir parlamento kararı ile 19 Mayıs 1919 (Sözde) “Pontus Soykırımı Anma Günü” olarak kabul edilmiştir. Geçtiğimiz sene bunun 100. Yılı gerekçesiyle Türkiye aleyhine çeşitli törenler etkinlikler yapıldı. 19 Mayıs 2020’yi ise “100+1” olarak tanımladılar.
Yunanistan’ın 13 Mart 2020’den itibaren göreve gelen yeni Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou sözde Pontus Rumları Soykırımı Anma Günü münasebetiyle, bir önceki Türk düşmanı Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos’u aratmayacak Türk aleyhtarı söylemleriyle dolu, aşağıdaki mesajı yayınladı:
“Geçmişin iğrenç eylemleri ve samimi pişmanlıktan sorumlu olmak, barışçıl bir arada yaşama ve halkların refahının geleceğini bekleyen liderlerin cesaret ve sorumluluğunun örnekleridir. 19 Mayıs günü; Pontus Yunanlılarının Soykırımı Anma Günü olarak kabul edilmiştir. Bugün ise bir asır önce kaybettiğimiz Pontus Rumlarının yüz binlerce kurbanını onurlandırıyoruz.
Soykırımdan kurtulmuş Pontus Yunanlılarının, Yunan Devleti’nin son derece zor koşullar altında toparlanmasına, ekonomik genişlemesine ve Yunanistan'daki eğitim ve kültürün gelişmesine muazzam katkılarını ve aktif katılımlarını da dikkate almalıyız.
Uluslararası toplumun gelecekte insanlığa karşı benzer suçları önlemek adına sadece kurbanların anısını korumak için değil, aynı zamanda masum sivillerin sistematik imhası gibi, bu iğrenç barbarlığın eylemlerini hafifletmek ve kınamak gibi bir görevi de vardır”
Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Kostas Vlasis tarihsel hafızanın korunmasının ahlaki, tarihi ve ulusal bir görev olduğunu vurgulayarak sözde Pontus Soykırımı'nın uluslararası tanınması için mücadelenin devam ettiğini ve bunun kolektif bir görev ve ortak bir neden olduğunu belirten açıklamalarda bulundu. Twitter’da yaptığı bir paylaşımda, Türkiye'nin geçmişini kabul ederek Yunanistan Devleti’ne karşı sorumluluklarını üstlenmesini istedi.
Yunan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ise şu beyanatı verdi:
Bir asır önce Pontus Yunanlıları eşi görülmemiş bir zulümün kurbanı oldular. Zulüm gördüler, yerlerinden edildiler ve öldürüldüler. Hayatta kalanlar, anavatanında yeniden yükselmek için atalarının evlerini geride bırakarak kaçtılar.
Yunanistan Devleti oybirliğiyle soykırımı tanıma görevine açıkça cevap verdi ve hâlâ uluslararası kabul edilmesi ve Dünya çapında tanıtımı için mücadele ediyor. Buna paralel olarak Yunanistan, Pontus'tan çocuklarının gücünü yeni Yunanistan’a entegre etti. Pontus Soykırımı’nın uluslararası düzeyde tanınması için mücadele ediyoruz. Haklılık günü şafak sökünceye kadar bu anma gününü onurlandıracağız”
Yunanistan’ın Türkiye düşmanlığı ve “Megali İdea”nın en üst mertebesi olan bir gün İstanbul’un “Konstantinopolis” adı ile yeniden Helenizm’in başkenti olması hayali asla bitmeyecektir. Birçok makalemizde bunu yazdık ama yine de hatırlatmak babında; Yunanistan Anayasası’nda 3. madde başka bir ülke anayasasında görülmemiş bir şekilde bir komşu devlete gönderme yapmaktadır. Maddenin özeti şöyledir: “Yunanistan’ın dini Ortodoksluktur. Dinin başı Konstantinopolis’tedir
Yunanlı bu siyasilerin yanı sıra, bu sene 100+1 olarak lanse edilen, 19 Mayıs sözde Pontus Soykırımı Anma Günü için yüzlerce anma töreni yapıldı ve siyasi, akademik ve medya mensuplarından Türkiye aleyhine yazılar yazıldı.
Bu anma törenlerinden en çirkini, Yunan Parlamentosunun önünde yapılan törendi! Parlamento önünde törensel yürüyüş yapan Helen kıyafetli muhafızlara 19 Mayıs’ta geleneksel Pontus kıyafetleri giydirildi ve bu kıyafetlerin sadece 19 Mayıs için kullanıldığı da belirtildi.
Haberlerde Pontuslular Federasyonu’nun organizasyonuna Covid-19 salgınının getirdiği kısıtlayıcı önlemlerin engel olamadığına da yer verildi. Yunan Parlamentosu önünde toplananların sözde katledilmiş Pontuslu atalarına karşı her şeyi göze alarak toplandıkları da haberlerde belirtiliyor. Parlamento önünde toplanan güruh içinden bazı kişiler -engel olmaya çalışanlara rağmen- Türk Bayrağı yaktılar.
Yunanlı siyasilerin verdikleri densiz demeçlere, özellikle Yunan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in “Pontus Soykırımı’nın uluslararası düzeyde tanınması için mücadele ediyoruz” şeklindeki densiz sözlerine Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından çok sert yanıt verildi.
Bu açıklamalara ilişkin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Kurtuluş Savaşımızın ilk adımının atıldığı 19 Mayıs 1919 tarihi yalnızca milletimiz için değil, emperyalizme karşı savaş vermiş bütün mazlum milletler için kutlu bir gündür. Böyle bir günde Yunanistan Meclisi ve makamları tarafından 19 Mayıs 1919’un yıl dönümü bahanesiyle yapılan mesnetsiz ve hezeyan dolu açıklamalar ne tarihi gerçeklerle ne de 21. yüzyılın değerleriyle bağdaşmaktadırKendi tarihiyle yüzleşemeyen Yunan liderliği, Tahkikat Komisyonu raporlarını ve Lozan Barış Antlaşması’nın savaş suçlarına ilişkin maddesinin altında yatan gerçekleri hatırlamalıdır” şeklinde açıklama yapıldı.
Ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda, İzmir’deki işgalin dehşet verici boyutlara ulaştığı vurgulanarak, “Bu acı işgal, hiçbir gerekçesi olmayan, mezalime sahne olmuş planlı ve yüz kızartıcı bir istilaya dönüşmüştür. İşgalin üzerinden daha beş ay geçmeden işlenen mezalimin ulaştığı dehşet verici boyutların müttefiklerin Tahkikat Komisyonu oluşturmasını gerektirecek kadar ciddi olduğu unutulmamalıdır.” değerlendirmesinde de bulunuldu.
Neden yazımızın başında Gerçek Hayat Dergisi ile ilgili husustan yola çıktık? Bir dergide çıkan habere aşırı sansasyonel tepki yapıldı. Tenkit tabi ki yapılabilir ama bunu bir koz olarak ele alıp yaklaşan 19 Mayıs’ta planladıkları Türkiye aleyhtarı faaliyetlere de katarak, koz sayarak bizce fazla abartı yapıldı.
ABD’de Helenizm için çalışan çok sayıda sivil toplum kuruluşları arasından ikisi önemli! Archonlar ve AHEPA(Bu konuda site içinde bu kuruluşlarla ilgili çok sayıda makalemizi bulabilirsiniz)
Archonların Başkanı Anthony J. Limberakis resmi web sitelerinde; “Türk dergisinin Ekümenik Patriğe ve dini azınlıklara karşı suçlamaları sahte ve gerçeklerden yoksun” şeklindeki başlıkla bir yazı yazdı.
Bu bildiride dikkat çeken bir husus, son zamanlarda Türkiye aleyhine yapılan ve dini özgürlüklerin olmadığını savunan tezlerin içinde Rumlar dışındaki toplulukları da katmaya çalışmalarıdır. Yazıda ilginç olan bir husus daha var! Her zaman Yunanlılığı/Rumluğu öne çıkaran Limberakis bu kez evvelâ Yahudi ve Ermenilerden bahisle Rumları da içeren bir bildiriyi yayınlamıştır. Yazının tercümesi:
Ekümenik Patrikhane’nin Archonları; Yahudi, Ermeni ve Rum cemaatlerinin dini liderlerine karşı yayınlanan nefret söylemini yayınlayan Gerçek Hayat Dergisi’nin özel sayısına yapılan tepkilere katılmaktadır.
Bu korkunç makale, Türkiye sınırları içinde ve ötesinde en savunmasız dini topluluklara karşı kötü propaganda ve nefret söylemiyle doludur.
Archonlar bu temelsiz ve pervasız suçlamaları şiddetle kınıyor. Gerçek Hayat’ın söylemi; bölünmeyi şiddetlendirir ve paranoyayı teşvik eder. Bu durum medeni dünyada meşru ve ciddi söylemden ziyade bağnazlıktan başka bir şey değildir.
Türkiye'nin dini azınlıklarının liderlerine yapılan bu saldırının topyekûn hepimize yapılmış bir saldırı olduğuna inanıyoruz. Siyasi partiniz, dininiz, etnik kökeniniz, ırkınız veya toplum durumunuz ne olursa olsun, bir insanı güvenlik ve esenlik duygusu ile korkutmak bir terör eylemidir ve yüksek sesle kınanmalıdır.
Türkiye’de dini toplulukların üyeleri ve dini liderleri, Hıristiyan ile Yahudiler son derece iltihaplı ve asılsız iftiralar ile hedef alınıyor. Bu eylem çok acı verici, çok ağır ve sorumsuz olduğu kadar daha ileri iddialarda da bulunduğundan, Türkiye'de Ortodoks cemaatine yönelik yanlış iddiaları azaltmak için endişelerimizi kamuoyuna açıklamanın gerekli olduğunu düşünüyoruz. Devlet yetkililerinin (Burada ABD yetkililerini kast ediyor) gerekli önlemleri alacağından emin olduğumuzu beyan ediyoruz ve yalvarıyoruz! “Adaletin sesine duymaz” olmayınız.”
Yunanistan resmi haber ajansı ANA-MPA ise derginin yayınlanmasından yaklaşık iki hafta sonra, bir ajans için artık haber niteliği kalmamış bir konuyu, Yunanistan'ın Ortodoks Parlamentolar Arası Meclisi Heyeti Başkanı Maximos Charakopoulos’a dayandırarak yine ajans haberi yaptı. 16 Mayıs’ta çıkan haber şöyle:
Dini özgürlükler maalesef belirli çevrelerde yetiştirilen nefret ve hoşgörüsüzlük duyguları tarafından tehdit edilmeye devam ediyor” diyen Maximos Charakopoulos yaptığı açıklamada, dinsel özgürlüklerin Türkiye'de belirli çevrelerde yetiştirilen nefret ve hoşgörüsüzlük duyguları tarafından tehdit edilmeye devam ettiğine dikkat çekiyor. Türk dergisi “Gerçek Hayat” tarafından yayınlanan makale oldukça endişe vericidir, çünkü Ekümenik Patriği ve diğer dini liderleri iftira ve tamamen temelsiz suçlamalarla hedef haline getirmektedir.
Makalenin yazarlarının küçük düşürücü ve asılsız iddiaları, düşmanlığı körüklemekte ve Türkiye'deki dini liderlere ve azınlıklara karşı nefret uyandırmaktadır. Ancak, bu tür uygulamalar geçmişte BM İnsan Hakları Konseyi gibi Uluslararası ve Avrupa Örgütleri tarafından da defalarca kınanmıştır.
Bir Türk gazetesi tarafından yayınlanan sahte haberlerin Eylül 1955 olaylarını, yani Konstantinopolis'in Yunan azınlığına karşı olan pogromu (soykırımı) tetiklediği dikkat çekicidir. Her durumda, bu gibi eylemler dünyadaki her özgür vatandaş tarafından kınanmalıdır. Türk devletinin duruşunu resmi olarak netleştirmesini bekliyoruz. Ekümenik Patrik ve Ekümenik Patriklik resmi kurumlar tarafından tamamen korunmalı ve bu nedenle bu tür uygulamalar dini nefreti körükledikleri için mahkeme işlemlerini başlatmalıdır. Ekümenik Patriğin korunmasından uluslararası toplum ve her şeyden önce AB sorumludur.
Yunanistan’da Türkiye, Türkiye’nin azınlıklara sözde zulmü, Batı Trakya Türkleri ile ilgili asılsız yalan haberler, seçilmiş müftülere hiç değinmeden Yunanistan tarafından atanmış müftüler üzerinden neredeyse her gün yalan dolan haberler çıkıyor. Bu yayınların kötü tarafı aynı zamanda Batı Trakya Türklerine ve ibadethanelere yönelik provokasyonlara yönlendirme yapan, algı yaratan söylemler olması…
Bu yayınların her birine Türkiye ya da Türk medyası tarafından yanıt verilse ajanslarda yer kalmaz! Ama görüldüğü gibi bir dergi üzerinden fırtınanın âlâsını yarattılar.

YENİ ABD BAŞPİSKOPOSU ELPİDOPHOROS LAMBRİNİADİS
Yunanistan ve dünya genelindeki Pontus organizasyonlarının sözde anma yapmaları, hezeyanları, densizliklerinin arasında ABD’den ilginç bir bilgi var.
Geçtiğimiz sene Haziran’da Archonlar ve AHEPA tarafından fevkalade desteklenen bir kişi “Elpidophoros Lambriniadis” ABD Başpiskoposu oldu. Elpidophoros Lambriniadis tarihte bir ilk olarak Türk vatandaşı olan bir ABD Başpiskoposudur.
Öncesinde Bursa Metropoliti, Heybeliada Ruhban Okulu sorumlusu olmuş, parlak bir eğitim kariyeri olan, birçok lisanı konuşan Türk Vatandaşı İstanbullu, Bakırköylü bir Rum olan Elpidophoros, uzun bir süredir bu göreve hazırlanmaktaydı. Yeni ABD Başpiskoposu’nu resmi makamında ziyaret eden ilk resmi kişi ABD Dini Özgürlükler Büyükelçisi Samuel Brownback olmuştu. (28 Haziran 2019)
Elpidophoros’tan önceki ABD Başpiskoposu olan Dimitrios döneminde elimizde Pontus ile ilgili söylemlerde bulunduğuna dair bir arşiv yok. Eski Başpiskoposun bu minvalde bir çabası olmamıştı.
Halen TC vatandaşı da olan yeni ABD Başpiskoposu Elpidophoros Lambriniadis 17 Mayıs’ta cemaate kapalı yapılan ayinden sonra verdiği beyanatta 17 Mayıs Pazar günü yapılan ayini sözde Pontus Soykırımı’na ithaf ettiğini beyan etti.
Sözlerine “Geçmişi ve geleceği olan bir toplumuz” şeklinde başlayan Lambriniadis; “Bu gözlemlerin ikisi de geçmişe sahip bir topluluk ve geleceğe sahip de bir topluluk olduğumuzu akla getiriyor. Geçmiş asla unutulmamalıdır, Pontus’u unutmamalıyız. Bu bağlamda geleceği nasıl ele alacağımız ise şimdi her zamankinden daha önemlidir. dedi.
Aynı zamanda Türk vatandaşı da olan ABD Başpiskoposu’nun bu söylemi fevkalâde önemlidir.
İçeriklere genel olarak dikkat edildiğinde “Helenler” ve “Helenseverler” pandemi dinlemiyor. Fikirler ve söylemler değişmiyor.

5 Mart 2020 Perşembe

ŞİDDETİ KUTSAYAN YUNAN DİN ADAMLARI


 Yunanistan’ın Türkiye’ye yakın bölgelerinden dört Metropolit  (Papazlıkta üst bir rütbe) 2 Mart’ta Yunan asker ve polisine destek için Türk-Yunan sınırı olan “Kastanies Sınır Kapısı”na giderek provokasyon yaptılar.
Bunlar Dimetoka, Orestias ve Soufli Metropoliti Damaskinos, İskeçe ve Peritheorion Metropoliti Metropoliti Panteleimon, Alexandroupolis (Dedeağaç) Metropoliti Anthimos ve Maroneia ve Komotini (Gümülcine) Metropoliti Panteleimon’dur.
Kaynaklarda bu dört metropolitin “Türklerin yarattığı kaos ile mücadele eden Yunan polis ve askerlerine moral ve dua desteği vermek için” gittikleri yorumlanıyor.
Yunan basınında, dört Metropolitin ağzında ortak söylem olarak aşağıdaki paragraf verilmiştir.
“Bugün buraya son birkaç gün içinde asker, polis, itfaiye, Belediye çalışanları ve başkanları ile ülkemizin sınırlarını Türklerin yarattığı kaostan korumak için mücadele eden tüm insanlara moral dileklerimizi ve desteğimizi ifade etmek için geldik. İnsanlarımız kararlı ve iyi ruh halindedirler.” Metropolitler (Sınır geçişlerinin önlendiğini ifade ederek) Barışın yeniden sağlandığını görmek güzel.”  dediler.
Bu organizasyonu yapan Dimetoka, Orestias ve Soufli Metropoliti Damaskinos’tur. Bu konudaki sosyal medya paylaşımlarında da Metropolit Damaskinos'un diğer üç metropoliti de organize ederek 2 Mart’ta Kastanies Sınır Kapısı’na giderek gövde gösterisi yaptıkları dile getirilmektedir.
Damaskinos 2 Mart’tan önce, 28 Şubat’ta Türkiye’nin sınır kapılarını açmakla ilgili kararından bir gün sonra Yunanlı gazeteci Maria Manaka’ya aşağıda özeti bulunan tepkisel bir röportaj vermişti.
Maria Manaka Metropolit Damaskinos’dan bahsederken şöyle diyor: “Türkiye’nin yarattığı ‘yasadışı göçmen silahlarıyla’ tanınmayan bir savaştan söz ediyoruz. Yunan silahlı kuvvetlerinin Yunanistan ve Yunan halkının hakları için verdiği çılgınca çabayı desteklerken, asker ve polislerimiz çok zor şartlarda ve güvende olmadan görev yapmaktadır
Metropolit Damaskinos'un basın açıklaması ise şu şekildedir: “Sınırlarımızda meydana gelen olaylara sessiz ve kayıtsız kalabilir miyiz? Silahlı kuvvetlerimiz ve Yunan sınır muhafızlarımız son zamanlarda savaşıyor. Yasadışı göçmenlerden oluşan bir silahla acımasız bir savaştır bu!
Anavatanımızın savunması ve halkımızın onuru için mücadelede eden herkes için dua ediyoruz. Yerel topluluklar ve cemaatlerimiz sınırlarımızı savunanlara sempati duyuyor"
Damaskinos ve diğer metropolitler belirli zamanlarda ayin ya da başka bahanelerle Türkiye’ye giriş yapmakta!
Fener Rum Patrikhanesi ile birlikte (Zaten hiyerarşi olarak Bartholomeos’a bağlıdırlar) Marmara Bölgesi ve Anadolu’daki çeşitli bölgelerdeki metruk Rum kiliseleri üzerinden faaliyette bulunmaktalar…
Bir örnek;
Nisan 2013’te Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde restore edilen Aziz Ioannis Kilisesi için (O zamanki) Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen yanına Dimetoka Metropoliti Damaskinos’u da alarak Rum Partrikhanesi'nde Patrik Bartholomeos'u ziyaret etmişti. Yapılan ziyarette Rum Patriği Bartholomeos ve Dimetoka Metropoliti Damaskinos açılması düşünülen Eskiköy Sınır Kapısı için Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen'e destek sözü vermişlerdi.
Yukarıda önemli gördüğümüz için örnek verdiğimiz bu ziyaret Damaskinos ve diğer üç metropolitin Türkiye’ye yaptığı onlarca ziyaretten sadece biri!
Türkiye’de cirit atan, başta Damaskinos olmak üzere bu Yunan metropolitler aynı zamanda Batı Trakya’daki Türklerle ilgili de her fırsatta olumsuz yorumlarda bulunan ve hatta zaman zaman halkı Türkler aleyhine kışkırtanların da arasında bulunuyorlar…
Alexandroupolis (Dedeağaç) Metropoliti Anthimos ise sınırda yaptıkları şovun bir gün sonrasında SKAI TV’ye (ΣΚΑΙ) şöyle bir beyanatta bulundu: “Çok sabır gösterdik. Hayırseverliğimizi de gösterdik ve tüm dünyaya misafirperverliği gösterdik ve de öğrettik. İnsanlara Ortodoks maneviyatımızı gösterdik ve onlara yardım ettik.
Komşu ülke (Türkiye) insan haklarına ve insan onuruna karşı suç işlemektedir. Maskeleri düştü, tüm bu yıllar boyunca bizimle dalga geçtiler.
Bu tuhaf bir savaş. Askerlerimizin ne fırlattıklarını gördük. Sadece göz yaşartıcı gaz… Türk askeri ve polisi ise yazıyor. Aralarında kadın ve çocukları olan bu sefil insanları nereden buldular?”
Bu beyanat çok ilginç; bir din adamı mülteciler hakkında “bu sefil insanları nereden buldular?”  diyebiliyor. Bahse konu olan insan ve bu sözde din adamı, görevi iyiliği ve merhameti öğretmek olan bu sözde din adamı mazlum mülteciler için “bu sefil insanları nereden buldular?” demekte…
Anthimos da Damaskinos ve diğer metropolitler gibi belirli zamanlarda ayin ya da başka bahanelerle Türkiye’ye giriş yapmakta!
Batı Trakya’da Türkiye Aleyhine Davranışta Bulunan Sadece Yunan/Rum Papazlar mı?
Yunanistan tarafından atanmış Müftü Halil Cihad’ın Türkiye’den Yunanistan’a geçmeye çalışan mültecilerle ilgili beyanatına bakalım!
Gümülcine’de Yunanistan tarafından atanmış olan Müftü Halil Cihad; Kastanies Sınır Kapısı’ndaki gelişmelerle ilgili bir açıklama yaptı. 2 Mart’ta “Xanti Press Ajansı”nda çıkan haberin özeti aşağıdadır:
Komşu ülkede (Türkiye’de) yıllarca yaşayan insanların Yunan topraklarına zorla girmeye çalıştıklarını görmek hoş değil. Hiç kimse vatanımız Yunanistan'ın doğru olanı yaptığını inkâr edemez. Bir AB üyesi olarak Yunanistan'ın, topraklarını korumak ile ilgili hakları savunmak için antlaşmaların hükümlerine ve Avrupa operasyonları çerçevesinde hareket etme hakkı vardır"  (Yorumsuz!)
Atanmış Müftü Halil Cihad ile ilgili internette yapılacak bir aramada; Batı Trakya Türklerinin kendisine gösterdikleri tepkileri ve hakkındaki söylemleri bulabilirsiniz…
Uluslararası hukukta mütekabiliyet diye bir kavram var. Bir yanda Türkiye’deki Rum Patrikhanesi’nin din adamlarına her türlü tolerans gösterildiği, öte yandan Batı Trakya’da seçilmiş müftülere sürekli davalar açarak yıldırmaya çalışan ve kendi atadığı kukla müftüleri öne süren Yunanistan!
Seneler önce merhum İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ile sohbetlerim ve birlikte çıktığım televizyon programları olmuştu. Çektiği zulmü ilk ağızdan dinlemek inanın tüylerimi diken diken etmişti.
Günümüzde değişen bir şey yok Batı Trakya Türklerinin seçtikleri Müftüler mahkeme kapılarında süründürülerek yıldırma politikası sürdürülüyor.
Atanmış müftüler ise ya Türk değil ya da atanmış Müftü Halil Cihad örneğinde olduğu gibi Türkiye için “Komşu ülke” diyecek kadar kimliğine yabancılaşmış!


AZİZ ANDREAS KUTLAMALARI ve YUNANİSTAN-MISIR İŞBİRLİĞİ


 30 Kasım’da, Dünya’nın her yerinde kutlanan, Hazreti İsa’nın havarilerinden Aziz Andreas’ın dinî gününü Rum Patrikhanesi Ekümeniklik iddiasını destekleyen bir tez olarak kullanıyor. Bu hususta daha ayrıntılı bilgi için “Aziz Andreas Kutlamaları ve Patrikhane-Vatikan İşbirliği” adlı bir önceki makalemizi okuyunuz.



Ülkemizin güncel sorunlarından biri Akdeniz’deki güç dengesidir. Karşımızda “Yunanistan”, “Güney Kıbrıs Rum Kesimi” ve “Mısır”dan oluşan üçlü bir ittifak var ve bu ittifak Türkiye’nin Akdeniz üzerindeki çıkarlarından fevkalade rahatsız! Türkiye ile Libya arasında imzalanan anlaşmadan en çok rahatsızlık gösteren ise Yunanistan’dır!

30 Kasım’da Rum Patrikhanesi’nde yapılan Aziz Andreas dinî törenlerinde sadece Vatikan/Patrikhane işbirliği değil “Patrikhane-Mısır” işbirliği de vardı. Bu makalemizde Türkiye karşısındaki üçlü blok ülkelerinden Mısır’ın Hıristiyan bir dinî kurumu olan “İskenderiye Patrikhanesi” ile Rum Patrikhanesi arasındaki işbirliğini ele alıyoruz.

Bu işbirliğini ele almadan önce konunun anlaşılabilirliğini sağlamak için bazı hususlara kısaca değinmek gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl içinde Rum Patrikhanesi ile Rus Patrikhanesi arasında dinî görüntü altında, aslında siyasi bir kavga yaşandı. Kavganın özünde Rus Kilisesi’nin dinî yetki alanında bulunan Ukrayna’daki kiliselerinden birine Rum Patrikhanesi’nin “Otosefal(Özerk) statüsü vermesidir.
Dünya’daki en büyük Ortodoks nüfusa sahip olan ülke Rusya’dır. Bir yanda yaklaşık 100 Milyon Ortodoks’un dinî lideri konumundaki Rus Patrikhanesi öte Türkiye’de birkaç bir kişinin dinî lideri konumundaki Rum Patrikhanesi var…

Ukrayna Kilisesi sorunu dinî değil siyasi bir sorundur. Rus Patrikhanesi’ne Rusya devlet olarak destek vermektedir. Birkaç bin kişilik cemaati olan Rum Patrikhanesi’ne ise destek veren ABD’dir. Ortada olan ise din üzerinden Rus/ABD kavgasıdır. “Türkiye bu kavganın neresindedir?” Sorusunun cevabı ise Rum Patrikhanesi’nin Türkiye topraklarında bulunmasıdır. Patrikhaneler üzerinden Rus/ABD çekişmesinin tarafı olmak isteyen ABD’nin ise Patrikhane’ye tüzel kişilik kazandırmak, Ekümenikliğin Türkiye tarafından kabul edilmesi vs. birçok talebi var.

(Gerek Ukrayna Kilisesi sorunu ve gerekse Patrikhane’nin statüsü ile ilgili bu sitede çok sayıda makale bulabilirsiniz)

Dinî ve tarihi açıdan birinci sıradaki Patrikhane İskenderiye Patrikhanesi’dir. Önceki makalemizde ayrıntılı olarak açıkladığımız gibi Bizans Devleti siyasi olarak, imparatorluğun kilisesi olan Rum Patrikhanesi’nin birinci sırada saymaktaydı.

Ukrayna Kilisesi krizi çıktığı zaman Rum Patrikhanesi bir yandan Ukrayna’daki ayrılıkçıları organize etmeye, öte yandan ise diğer patrikhanelerin Ukrayna Kilisesi’nin özerkliğini kabul etmeleri için ABD’yi de kullanarak baskı yapmaya başladı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi yaşananlar ABD ile Rusya Federasyonu arasındaki siyasi bilek güreşidir ve din siyaset adına kullanılmaktadır.

15 Eylül 2018’de Rus Patrikhanesi Rum Patrikhanesi ile ilişkileri kesti ve tarihi olarak ilk sırada bulunan İskenderiye Patrikhanesi’nin bundan böyle Rusya tarafından “Birinci” olarak kabul edileceğini deklare etti.

İskenderiye Patriği Theodore (Theodoros), Ukrayna Kilise sorunu sürecinde Ukrayna’daki ayrılıkçı kiliseyi tanımak ya da tanımamak şeklinde bir adım atmamıştı. Rusya’nın bu hamlesine sessiz kaldı.

İşte tam da bu noktada Türkiye’nin Akdeniz’de karşısında duran üçlü ittifak “Yunanistan”, “Güney Kıbrıs Rum Kesimi” ve “Mısır” devreye girdi. İskenderiye Patriği Theodore’a bir yandan kendi devleti Mısır baskı yapmaya başladı. Öte yandan Yunanistan da siyasi ve hatta askeri olarak Patrik Theodore’u yakın markaja aldı.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis 8 Ekim’de Mısır’a resmi bir ziyaret yaptı ve ziyaret kapsamında İskenderiye Patriği ile de görüştü. Ancak bu görüşmeden birkaç gün önce Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Antonis Demataris Mısır’a gitti ve İskenderiye Patriği ile özel bir görüşme yaptı. Bu görüşmelerin içeriği ile ilgili pek fazla ayrıntı yok ama aradan bir ay geçtikten sonra İskenderiye Patriği hamlesini yaptı ve 8 Kasım’da; İskenderiye Sen Sinod’u (Dinî Meclis) üyelerine ve Metropolitlere, Ukrayna Kilisesi'nin özerkliğini tanıdığını açıklayan bir mektup gönderdi.

Mektupta; “Konuyu uzun ve hepinizle özel olarak tartıştıktan sonra, dikkatli bir şekilde ve çok dua ederek Ukrayna Ortodoks Kilisesi'nin özerkliğini tanımaya karar verdim” dedi.

Bu kararın ardından 30 Kasım’da İstanbul’da yapılacak olan Aziz Andreas’ın dinî gününde şeref konuğunun İskenderiye Patriği olacağı açıklandı. 

Patriği Theodore’un İstanbul’a hareketinden sadece bir gün öncesinde ilginç bir misafiri oldu! Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı adına Korgeneral George Kampas İskenderiye’ye giderek Patrik Theodoros’u ziyaret etti. Yunanistan İskenderiye Başkonsolosu Athanasios Kotsionis da bu ziyarette generale eşlik etti.

Yukarıda da belirtildiği gibi ziyaret “Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı” adına yapılmıştır. Kabulde Yunanistan ve Mısır milli marşları çalındı ki bu dini bir kurum içinde bugüne değin rastlamadığımız bir örnektir!

Kabulde Korgeneral George Kampas “Ülkemizin (Yunanistan’ın) güvenliği sizin gücünüze bağlıdır” şeklinde enteresan bir ifade kullanmıştır.

Korgeneral George Kampas ayrıca Patrik Theodore'ye “Mısır ve Afrika'da Ortodoksluğu teşvik etmenin yanı sıra, Helenizm ve Yunan Ortodoks kültürünü desteklemeniz son derece önemlidir. Ve bunun için çok teşekkür ederim. Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'nın emriyle, Mısır ile ilişkilerimizi ve ilişkilerimizi geliştirmeye ve daha da güçlendirmeye çalışıyoruz. Vurguladı. Amacımız; Akdeniz’de, bölgede istikrar ve barışı sağlamaktır. Mısırlılar bizi kendilerine yakın istiyor. Ve Yunan Ordusunu da bir müttefik olarak görüyorlar ki bu bizim için ve sizin için İskenderiye Patrikliği için dahi çok önemlidir” şeklinde bir konuşma yaptı.

Korgeneral George Kambas aynı gün Atina'ya geri döndü. Ertesi gün ise Patrik Theodore İstanbul’a hareket etti.

Bu noktada “Bize ne İskenderiye Patriği’nden ve ona yapılan ziyaretten?” şeklinde akıllara bir soru gelebilir.

Bu makaleyi yazdığımız esnada Yunanistan”, “Güney Kıbrıs Rum Kesimi” ve “Mısır” üçlü ittifakının Türkiye aleyhine yaptıkları çalışmalar ortada.

Yunanistan’ın yöneticileri an itibari ile öfke krizine girmişler, Türkiye/Libya arasındaki Akdeniz anlaşmasından dolayı ne yapacaklarını bilmiyorlar.

İskenderiye Patrikhanesi Mısır’daki bir kurum ve Mısır’ı yöneten Sisi 2017’de gizli bir anlaşma ile Yunanistan’a Akdeniz’de 7 Bin kilometrekarelik bir alan bırakmış.

ABD ile başımız belada yine bu makaleyi yazdığımız esnada ABD Senatosu Dışişleri Komisyonu’nda Türkiye’ye yaptırım öngören tasarı oylandı ve kabul edildi. Aynı ABD Rum Patrikhanesi’nin en büyük destekçisi…

Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı adına Korgeneral George Kampas İskenderiye’ye gitmiş olmasının ardında ne olabilir?

Çünkü Korgeneral Kampas özel olarak İskenderiye Patriği ile görüşmeye gidiyor. Bu ziyaretin Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı adına yapılmış olması ile Korgeneralin “Ülkemizin (Yunanistan’ın) güvenliği sizin gücünüze bağlıdır” şeklindeki ifadesi düşündürücüdür.

Üçlü ittifaktaki Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin dikkate almak gerekir mi bilinmez ama Mısır ve Yunanistan işbirliğine askeri unsurlarının yanı sıra dinî unsurların da dâhil olması düşündürücüdür.