vatikan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vatikan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2020 Perşembe

AZİZ ANDREAS KUTLAMALARI ve YUNANİSTAN-MISIR İŞBİRLİĞİ


 30 Kasım’da, Dünya’nın her yerinde kutlanan, Hazreti İsa’nın havarilerinden Aziz Andreas’ın dinî gününü Rum Patrikhanesi Ekümeniklik iddiasını destekleyen bir tez olarak kullanıyor. Bu hususta daha ayrıntılı bilgi için “Aziz Andreas Kutlamaları ve Patrikhane-Vatikan İşbirliği” adlı bir önceki makalemizi okuyunuz.



Ülkemizin güncel sorunlarından biri Akdeniz’deki güç dengesidir. Karşımızda “Yunanistan”, “Güney Kıbrıs Rum Kesimi” ve “Mısır”dan oluşan üçlü bir ittifak var ve bu ittifak Türkiye’nin Akdeniz üzerindeki çıkarlarından fevkalade rahatsız! Türkiye ile Libya arasında imzalanan anlaşmadan en çok rahatsızlık gösteren ise Yunanistan’dır!

30 Kasım’da Rum Patrikhanesi’nde yapılan Aziz Andreas dinî törenlerinde sadece Vatikan/Patrikhane işbirliği değil “Patrikhane-Mısır” işbirliği de vardı. Bu makalemizde Türkiye karşısındaki üçlü blok ülkelerinden Mısır’ın Hıristiyan bir dinî kurumu olan “İskenderiye Patrikhanesi” ile Rum Patrikhanesi arasındaki işbirliğini ele alıyoruz.

Bu işbirliğini ele almadan önce konunun anlaşılabilirliğini sağlamak için bazı hususlara kısaca değinmek gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl içinde Rum Patrikhanesi ile Rus Patrikhanesi arasında dinî görüntü altında, aslında siyasi bir kavga yaşandı. Kavganın özünde Rus Kilisesi’nin dinî yetki alanında bulunan Ukrayna’daki kiliselerinden birine Rum Patrikhanesi’nin “Otosefal” (Özerk) statüsü vermesidir.
Dünya’daki en büyük Ortodoks nüfusa sahip olan ülke Rusya’dır. Bir yanda yaklaşık 100 Milyon Ortodoks’un dinî lideri konumundaki Rus Patrikhanesi öte Türkiye’de birkaç bir kişinin dinî lideri konumundaki Rum Patrikhanesi var…

Ukrayna Kilisesi sorunu dinî değil siyasi bir sorundur. Rus Patrikhanesi’ne Rusya devlet olarak destek vermektedir. Birkaç bin kişilik cemaati olan Rum Patrikhanesi’ne ise destek veren ABD’dir. Ortada olan ise din üzerinden Rus/ABD kavgasıdır. “Türkiye bu kavganın neresindedir?” Sorusunun cevabı ise Rum Patrikhanesi’nin Türkiye topraklarında bulunmasıdır. Patrikhaneler üzerinden Rus/ABD çekişmesinin tarafı olmak isteyen ABD’nin ise Patrikhane’ye tüzel kişilik kazandırmak, Ekümenikliğin Türkiye tarafından kabul edilmesi vs. birçok talebi var.

(Gerek Ukrayna Kilisesi sorunu ve gerekse Patrikhane’nin statüsü ile ilgili bu sitede çok sayıda makale bulabilirsiniz)

Dinî ve tarihi açıdan birinci sıradaki Patrikhane İskenderiye Patrikhanesi’dir. Önceki makalemizde ayrıntılı olarak açıkladığımız gibi Bizans Devleti siyasi olarak, imparatorluğun kilisesi olan Rum Patrikhanesi’nin birinci sırada saymaktaydı.

Ukrayna Kilisesi krizi çıktığı zaman Rum Patrikhanesi bir yandan Ukrayna’daki ayrılıkçıları organize etmeye, öte yandan ise diğer patrikhanelerin Ukrayna Kilisesi’nin özerkliğini kabul etmeleri için ABD’yi de kullanarak baskı yapmaya başladı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi yaşananlar ABD ile Rusya Federasyonu arasındaki siyasi bilek güreşidir ve din siyaset adına kullanılmaktadır.

15 Eylül 2018’de Rus Patrikhanesi Rum Patrikhanesi ile ilişkileri kesti ve tarihi olarak ilk sırada bulunan İskenderiye Patrikhanesi’nin bundan böyle Rusya tarafından “Birinci” olarak kabul edileceğini deklare etti.

İskenderiye Patriği Theodore (Theodoros), Ukrayna Kilise sorunu sürecinde Ukrayna’daki ayrılıkçı kiliseyi tanımak ya da tanımamak şeklinde bir adım atmamıştı. Rusya’nın bu hamlesine sessiz kaldı.

İşte tam da bu noktada Türkiye’nin Akdeniz’de karşısında duran üçlü ittifak “Yunanistan”, “Güney Kıbrıs Rum Kesimi” ve “Mısır” devreye girdi. İskenderiye Patriği Theodore’a bir yandan kendi devleti Mısır baskı yapmaya başladı. Öte yandan Yunanistan da siyasi ve hatta askeri olarak Patrik Theodore’u yakın markaja aldı.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis 8 Ekim’de Mısır’a resmi bir ziyaret yaptı ve ziyaret kapsamında İskenderiye Patriği ile de görüştü. Ancak bu görüşmeden birkaç gün önce Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Antonis Demataris Mısır’a gitti ve İskenderiye Patriği ile özel bir görüşme yaptı. Bu görüşmelerin içeriği ile ilgili pek fazla ayrıntı yok ama aradan bir ay geçtikten sonra İskenderiye Patriği hamlesini yaptı ve 8 Kasım’da; İskenderiye Sen Sinod’u (Dinî Meclis) üyelerine ve Metropolitlere, Ukrayna Kilisesi'nin özerkliğini tanıdığını açıklayan bir mektup gönderdi.

Mektupta; “Konuyu uzun ve hepinizle özel olarak tartıştıktan sonra, dikkatli bir şekilde ve çok dua ederek Ukrayna Ortodoks Kilisesi'nin özerkliğini tanımaya karar verdim” dedi.

Bu kararın ardından 30 Kasım’da İstanbul’da yapılacak olan Aziz Andreas’ın dinî gününde şeref konuğunun İskenderiye Patriği olacağı açıklandı. 

Patriği Theodore’un İstanbul’a hareketinden sadece bir gün öncesinde ilginç bir misafiri oldu! Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı adına Korgeneral George Kampas İskenderiye’ye giderek Patrik Theodoros’u ziyaret etti. Yunanistan İskenderiye Başkonsolosu Athanasios Kotsionis da bu ziyarette generale eşlik etti.

Yukarıda da belirtildiği gibi ziyaret “Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı” adına yapılmıştır. Kabulde Yunanistan ve Mısır milli marşları çalındı ki bu dini bir kurum içinde bugüne değin rastlamadığımız bir örnektir!

Kabulde Korgeneral George Kampas “Ülkemizin (Yunanistan’ın) güvenliği sizin gücünüze bağlıdır” şeklinde enteresan bir ifade kullanmıştır.

Korgeneral George Kampas ayrıca Patrik Theodore'ye “Mısır ve Afrika'da Ortodoksluğu teşvik etmenin yanı sıra, Helenizm ve Yunan Ortodoks kültürünü desteklemeniz son derece önemlidir. Ve bunun için çok teşekkür ederim. Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'nın emriyle, Mısır ile ilişkilerimizi ve ilişkilerimizi geliştirmeye ve daha da güçlendirmeye çalışıyoruz. Vurguladı. Amacımız; Akdeniz’de, bölgede istikrar ve barışı sağlamaktır. Mısırlılar bizi kendilerine yakın istiyor. Ve Yunan Ordusunu da bir müttefik olarak görüyorlar ki bu bizim için ve sizin için İskenderiye Patrikliği için dahi çok önemlidir” şeklinde bir konuşma yaptı.

Korgeneral George Kambas aynı gün Atina'ya geri döndü. Ertesi gün ise Patrik Theodore İstanbul’a hareket etti.

Bu noktada “Bize ne İskenderiye Patriği’nden ve ona yapılan ziyaretten?” şeklinde akıllara bir soru gelebilir.

Bu makaleyi yazdığımız esnada “Yunanistan”, “Güney Kıbrıs Rum Kesimi” ve “Mısır” üçlü ittifakının Türkiye aleyhine yaptıkları çalışmalar ortada.

Yunanistan’ın yöneticileri an itibari ile öfke krizine girmişler, Türkiye/Libya arasındaki Akdeniz anlaşmasından dolayı ne yapacaklarını bilmiyorlar.

İskenderiye Patrikhanesi Mısır’daki bir kurum ve Mısır’ı yöneten Sisi 2017’de gizli bir anlaşma ile Yunanistan’a Akdeniz’de 7 Bin kilometrekarelik bir alan bırakmış.

ABD ile başımız belada yine bu makaleyi yazdığımız esnada ABD Senatosu Dışişleri Komisyonu’nda Türkiye’ye yaptırım öngören tasarı oylandı ve kabul edildi. Aynı ABD Rum Patrikhanesi’nin en büyük destekçisi…

Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı adına Korgeneral George Kampas İskenderiye’ye gitmiş olmasının ardında ne olabilir?

Çünkü Korgeneral Kampas özel olarak İskenderiye Patriği ile görüşmeye gidiyor. Bu ziyaretin Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı adına yapılmış olması ile Korgeneralin “Ülkemizin (Yunanistan’ın) güvenliği sizin gücünüze bağlıdır” şeklindeki ifadesi düşündürücüdür.

Üçlü ittifaktaki Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin dikkate almak gerekir mi bilinmez ama Mısır ve Yunanistan işbirliğine askeri unsurlarının yanı sıra dinî unsurların da dâhil olması düşündürücüdür.






11 Aralık 2019 Çarşamba

AZİZ ANDREAS KUTLAMALARI ve PATRİKHANE-VATİKAN İŞBİRLİĞİ



 Her sene olduğu gibi bu yıl da 30 Kasım’da Dünya’nın her yerinde Hazreti İsa’nın havarilerinden Aziz Andreas’ın dinî günü kutlandı.

Rum Patrikhanesi Aziz Andreas’ı (Andrew) kurucusu olarak kabul ediyor ve Dünya’nın her yerinde kutlanan bu dinî gün İstanbul’da abartılı bir şekilde kutlanıyor. Tarafsız tarih kaynaklarında ise Aziz Andreas’ın Türkiye coğrafyasına geldiği ile ilgili somut bilgiler bulunmamaktadır.

Patrikhanenin Aziz Andreas’ı kurucusu olarak kabul etmesi; Ekümeniklik iddiasının desteklemek içindir. Bilindiği gibi Rum patrikhanesi, Türkiye topraklarında “Ekümenik” sıfatına sahip değildir. Bu iddia ya da tezi yıllardır Türkiye’ye kabul ettirmek adına başta ABD olmak üzere dış güçler devrededirler ki bunların en başta geleni ABD’li “Archon” topluluğudur.

EKÜMENİKLİK NEDİR?

Ekümenik olmanın tek şartı Hazreti İsa’nın Havarilerinden biri tarafından kurulmuş olmaktır. Dünya’da bu vasfa sahip olan, üç Ekümenik Patrikhane vardır. Bunlar; İskenderiye, Antakya ve Roma’dır ve bunların yetki ile sınırları M.S. 325 yılında İznik’te toplanan ilk Ekümenik Konsil’de (İznik Konsili) tespit ve tayin edilmiştir. Bu konsilin IV-V-VI ve VII. maddeleri bölgelerdeki Metropolitlerin ve Metropolitlik merkezlerinin imtiyazlarına da ilişkindir.

Bizans döneminde patrikler; imparatorun istediği gibi görevlendirdiği, istediği zaman görevden aldığı kişilerdi. Rum Patrikhanesi’nin “Ekümenikliği” Bizans imparatorlarının “İmperium sine Patriarcha non staret” (Patriksiz Krallık olmaz) söyleminden hareketle ortaya çıkmıştır. Bu unvan “dinî” değil “siyasi” bir unvandır ve bu gün de hâlâ siyasi amaçlarla kullanılmaktadır.

Bizans’tan gelen dinî değil de siyasi bir statü olarak Rum Patrikhanesi günümüzde birinci sıradadır ve Rum Patrikhanesi “Eşitler Arasında Birinci” olarak tanımlanır. Bu durum Bizans İmparatorlarının, “Başşehrin Kilisesini Siyasi Anlamda Birinci Kılmak” zihniyetinden yola çıkarak verilmiştir ve dinî açıdan doğru değildir. Çünkü Rum Patrikhanesi bir havari tarafından kurulmamış yani “Apostolik” bir kilise değildir. Bu yazımızda matematik bir anlatımla Rum Patrikhanesi’nin neden Ekümenik olmadığını da ortaya koyacağız.

Hıristiyanlık Tarihi’ne baktığımızda; “Birinci” olarak İskenderiye, “İkinci” olarak Antakya ve “Üçüncü” olarak “Roma” kiliseleri Ekümenik kiliselerdir.

Burada Antakya ile ilgili kısa bir bilgi vermek gerekiyor. Antakya bizim bir ilimiz. Neden Suriye topraklarındaki bir patrikhaneye “Antakya Patrikhanesi” diyoruz? Antakya Patrikliğinin neden Suriye topraklarında olduğunun cevabı ise kısaca, kuruluş zamanında Antakya coğrafi bölgesinin Suriye coğrafyasındaki “Antioch” adlı bölgenin idari birimine bağlı olmasıdır. Antakya, antik doğu Akdeniz'in en büyük şehirlerinden biriydi ve 64 yılında Roma İmparatorluğu'na dâhil edildikten sonra önemli bir siyasi, askeri, kültürel ve ticari merkez haline geldi. Bireylerin çoğu, Hazreti İsa’nın da konuştuğu dil olan “Aramice” ya da “Aramca” konuşurlardı. Bu dil olan günümüzdeki “Süryani” dilinin esasını da teşkil eder.

RUM PATRİKHANESİ EKÜMENİK Mİ?

Rum Patrikhanesi’ni düz mantıkla madem Havari Andreas kurdu. O zaman neden 325 İznik Konsili’nde Patrikhane olarak yer almadığı sorulmalıdır. Konstantinopolis’in kuruluşuna kadar küçük bir kasaba olan “Bizantium”un sâdece bir papazlık mertebesinde olduğu ve “Heraklia Metropolitliği”ne (Marmara Ereğlisi)  bağlı olduğu hakkında çok fazla kaynak vardır.

Bir başka anlatımla; 325 yılına kadar İstanbul Kilisesi bir piskoposluk bile değildir. 325’teki İznik Konsili’nde Konstantinopolis Başpiskoposluğu olmuş asırlar içinde “Yeni Roma ile Ekümenik Patriği” sanını almıştır.

Hazreti İsa’nın peygamberliği 30 yaşında başlamış, 33 yaşında çarmıha gerilmiştir. Bu yazımızda bahsi geçen havarileri yani yoldaşları da kendisinin yaşıtlarıdır.

Bu durumda çok basit matematik ile havarilerin bir elli yıl daha yaşamış olduklarını varsayalım ki bu kadar değil. Ortaya havarilerle ilgili daha ilk 100 yıla varmayan yaşam serüvenleri çıkıyor.

Hazreti İsa’nın yoldaşlarından biri olan Havari Andreas’ın MS.325 yılında yaşaması gibi bir durum söz konusu olamayacağı gibi, bu gerçeğin ışığında İstanbul’da bir kilise kurması da söz konusu olamaz.

Aynı matematiği öbür taraftan da ele alalım. Madem İstanbul Kilisesi’ni Havari Andreas kurdu. Bu durumda neden MS.325 yılında başpiskoposluktan bir üst kurum olan patrikhane statüsündeki İstanbul Kilisesi’ni başpiskoposluk yaptılar. Bunun mantığı yok!

RUM PATRİKHANESİ HUKUKEN EKÜMENİK Mİ?

2002 yılında Rum Patriği Bartholomeos ve Patrikhane’nin 12 kişilik dini meclisi üyelerine (Sen Sinod) bir ceza davası açtım. Dava 13 Haziran 2007’de Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2007/5603 Karar no.su ile onaylandı. Kararın “Ekümeniklik İddiasının Yasal Dayanağı Yok” kısmı şöyledir:

Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen Patrikhane’nin, Anayasa’nın 2. Maddesine göre “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, “sadece belli bir azınlığa mensup kişiler üzerinde dini yetkileri haiz olan ve tüzel kişiliği bulunmayan dini bir kurum” olduğuna dikkat çekilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

Bu nedenledir ki (Patrikhane), tamamen Türk Hukuku’na tabidir. Egemen bir devletin kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesi, Anayasa’nın 10 Maddesinde gösterilen eşitlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağından kabul edilemez.

Bu nedenle Patrikhanenin Ekümenik olduğu iddiasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. İstanbul Valiliği’nin 6 Aralık 1923 tarihli yazılarından anlaşılacağı üzere, Patrikhane’de dini ve ruhani seçimlere katılacak ve seçilecek kişilerin Türk vatandaşı olmaları ve seçim sırasında Türkiye’de görevli bulunmaları gerekmektedir. Bu husus da Patrikhane’nin Ekümenik sıfatının bulunmadığının açık bir göstergesidir.

Patrik ve Patrikhane görevlilerinin sıfat ve faaliyetlerine ilişkin olarak Türk Yasaları’na tabi oldukları ve yapmış oldukları faaliyetlerin Türk yasalarına göre suç teşkil etmesi halinde Türk Ceza Yasaları’na göre cezalandırılacakları tartışmasızdır.”

Tarafımızdan açılan bu mahkeme sonucu; şu anda geçerli, hukuki bir içtihattır ve Rum Patrikhanesi’nin Türkiye üzerinde Ekümenik olmadığının, sadece Türkiye’deki Rum asıllı TC. Vatandaşlarının “Başpapazı” olduğunun kuvvetli bir mesnetidir.


VATİKAN’IN DURUŞU

Geçmişe baktığımızda Vatikan’ın bu son seneye kadar Rum Patrikhanesi’nin “Bizi Aziz Andreas kurdu” söylemine çok fazla itibar etmediği görülüyor.

Rum Patrikhanesi; Aziz Andreas hikâyesinin içini doldurmak için elinden geldikçe kutlamalara Vatikan’ı hatta Papaları da kutlamalara davet etmiştir. En son olarak Papa Francis 29 Kasım 2014’de İstanbul’a Rum Patriği’nin davetlisi olarak geldi.

Bu ziyarette Rum Patrikhanesi Papa Francis’in ziyaretini olabilecek en üst seviyede lanse etti ve bu ziyaret ile Aziz Andreas hikâyesinin Vatikan’ca teyit edildiğini sunmaya çalıştı, algı yarattı.

Oysaki Papa Francis’in bu ziyareti Vatikan haber kaynaklarında Vatikan’daki günlük rutin aktivitelerden daha fazla yer bulmadı. Küçük haberler yapıldı. 2006’da önceki Papa Benedictus’un ziyaretinde farklı bir şey yaşanmadı. Patrikhane bu ziyareti en üst seviyede sunarken Papa Francis kapsamlı Türkiye ziyaretinin içindeki bir program olarak geçiştirdi.

Papa Francis’in 2014’teki ziyaretinden bu yana ne değişti? Çünkü an itibariyle Vatikan’ın Rum Patrikhanesi’ne ciddi anlamda bir desteği görüyoruz.

Aziz Andreas’ın kardeşi olan Aziz Peter Roma Kilisesi'ni Aziz Paul ile birlikte kuran İsa Mesih'in on iki havarisinden biridir. Aziz Peter’in kemiklerinin bir kısmı Vatikan’dadır ve bu kemikleri “kalıntı” olarak nitelemektedirler.

30 Haziran'da Papa Francis Rum Patrikhanesi'ni bile şaşırtan bir hareketle, Aziz Peter'e ait olan kalıntıların bir kısmını İstanbul’a yollamıştı. Roma Kilisesi'nin kurucularından olan Aziz Peter’in kalıntıları bu suretle ilk kez Vatikan'dan çıkmış oldu.

Vatikan Televizyonu “Hıristiyanlığın birliği için bir hediye olarak” Aziz Peter'in kalıntıların bir kısmının Patrikhane’ye verildiğini açıkladı.

Papa Francis, bu kemik kalıntıları vesilesi ile Patrik Bartholomeos'a yazdığı mektubunda; “Bu nedenle Aziz Peter'in kalıntılarının bazı kısımlarını Konstantinopolis Kilisesi'nin manevi kurucusu olarak onurlandırılmış Aziz Andreas'ın kalıntılarının yanına yerleştirmenin son derece önemli olacağını düşündüm”

Papa Francis bu sözleri ile Aziz Andreas’ı kesin olarak İstanbul Kilisesi’nin kurucusu saymakta olduğu görülüyor.

Bu kadar keskin hatta Rum Patrikhanesi'ni bile şaşırtan bu hareketin, Vatikan’ın pozisyon değişikliğinin altında ne yatıyor.

Bir başka husus da bu sene yapılan Aziz Andreas dini törenlerinde geçmiş yıllara istinaden çok daha fazla Vatikan temsilcisi kardinal v.s. papaz katıldı. Rum Patrikhanesi ile Vatikan ilişkilerinde başrolde Papalık Konseyi Başkanı Kardinal Kurt Koch vardır.

Rum Patriği Bartholomeos’un törenler sırasınca yaptığı konuşmada;

“Havariler Andreas ve Peter, kilisemizin kurucularıdır. …Bütün Hıristiyanlar bu manevi alana aittir. Doğu ve Batı kiliseleri bağımsız, kendi kendine yeten ve tercüman birimler değildir, kendi başlarına anlaşılamazlar, ortaklaşa sahip oldukları ortak bir gelenektendirler” dedi.

Patrik bu konuşmasında 40 yıldır çalışmakta oldukları Roma Katolik Kilisesi ile Ortodoks Kilisesi arasındaki Uluslararası Teolojik Diyalog Komitesi’nin, önemli metinlerin tartışılması konusundaki ilerlemeden duyduğu memnuniyeti de dile getirmiştir.

“Kiliselerimizin kuralları ve diğer kanonik hükümlerinin doktrin düzeyinde anlaşmaya varılmasında kullanılması ile bugün iki kilise arasındaki teolojik diyaloğun ilerlemesi mümkün oldu. Dini bir toplumun tam olması için, kiliselerimiz arasında kanonların karşılıklı olarak tanınması da gerekir. Geçtiğimiz Eylül’de Roma’da Doğu Kiliseler Hukuku Derneği’nin 24. Uluslararası Konferansı’ndaki bu husustaki görüşümüzü vurgulama fırsatımız oldu.

Papa Francis'in, Havari Petrus'un kalıntılarından bir kısmını Patrikhane’ye bağışlamak için yaptığı son jest bizim için çok değerlidir. Sevgili Kardinal Kurt Koch'un da belirttiği gibi, “Azizlerin evrenselliği kiliseler arasındaki diyalog için mükemmel bir fırsattır. Aziz Peter'in kalıntılarının Konstantinopolis'in Ekümenik Patrikliği'ne gelmesi Havari Petrus'un Hristiyanlığın önde gelen bir kişiliği olduğu için büyük bir nimettir. Papa Francis'in bu armağanı bize daha da yakınlaşmak için yeni bir dönüm noktasıdır.

Törende Bartholomoes’un ardından Papalık Konseyi Başkanı Kardinal Kurt Koch da Papa Francis'in aşağıda özeti bulunan İngilizce mesajını okumuştur.

Konstantinopolis Başpiskoposu,
Ekümenik Patrik Bartholomeos

Büyük ruhsal neşeyle ve derin inanç ile Havari Petrus'un kardeşi Havari Andreas’ın şölenini kutlayan Konstantinopolis Kilisesi'nin duasına katılıyorum. Manevi yakınlığım, bu yıl bir kez daha tezahür ediyor. En sıcak selamlarımı, Kutsal Hazretlerinize, Kutsal Sinodunuzun üyelerine, din adamlarına en iyi dileklerimle emanet ettiğim Roma Kilisesi adına iletiyorum.

Doğu ve Batı Hristiyanları arasında tam bir cemaatin yeniden kurulmasına yönelik çalışma taahhüdümüzü sürdürme taahhüdümüzü sürdürme taahhüdümüzü sürdürmek için Katolik Kilisesi'nin değişmez niyetinin güvencesini iletiyorum.

Bu yıl, Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi arasındaki Uluslararası Teolojik Diyalog Diyaloğu Komisyonu'nun kuruluşunun, kırkıncı yıldönümünü kutladık. Uluslararası Ortak Komisyon ileriye dönük birçok önemli adım attı.

Katolikler ve Ortodoks arasında tam birliğin yeniden kurulması arayışı kesinlikle teolojik diyaloglarla sınırlı değil, aynı zamanda diğer dini yaşam kanallarıyla da gerçekleştiriliyor. Her şeyden önce ilişkilerimiz, karşılıklı saygı ve saygıya dair gerçek jestlerle beslenir.

Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi, ortak girişimlerimiz tarafından onaylandığı üzere bu umut verici yolculuğa çoktan başladı. Ayrıca yerel bağlamlarda, ortak ruhsal, pastoral, kültürel ve hayırsever projelerde ve yaşamın günlük diyaloglarını giderek daha fazla güçlendireceğimize inanıyorum.

İçten ve kardeşçe bir dostluğa bağlı olduğum sevgili kardeşim, bunlar sadece kalbimi dolduran ve sizinle birlikte bu keyifli günlerinde paylaşmak istediğim bazı umut ve duygularım. Havari Andreas'a dua ederek herkese en iyi dileklerimi iletirim ve sizinle Rabbimizde Mesih'te kutsal bir kucaklaşmaya bürünürüm.

Papa Francis

ABD’de sayısız sivil toplum örgütünün, son aylarda Rum Patrikhanesi’ne destek adı altındaki Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini geçmiş makalelerimizde yazdık.

Bu örgütlere son aylarda ABD Yahudi sivil toplum örgütlerinin de destek verdiğini, bir yandan Patrikhane bir yandan Pontus üzerinden sayısız toplantılar, konferanslar v.s. faaliyetlerle Türkiye aleyhtarı faaliyetlerin had safhaya vardığına dikkat çektik.

Vatikan ile Rum Patrikhanesi arasındaki bu yakınlaşmanın ilerleyen günlerde neler doğuracağını ve bunun Türkiye’ye yansımasını da hep birlikte göreceğiz.









29 Kasım 2014 Cumartesi

KATOLİK PRO ORİENT VAKFI 50. YIL KUTLAMALARI


Kasım 1964’te Avusturya’da, Viyana Kardinali Franz König tarafından “Pro Orient” adlı bir vakıf kuruldu. Vakfın ana misyonu; Roma Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi ve Oriental Ortodoks Kilisesi arasında işbirliği sağlanmasıydı.

Pro Orient Vakfı’nın; 1962’den 1965’e kadar süren ve “2.Vatikan Konsili” olarak (Sadece Katolik Kiliseler katıldı) bilinen süreç içinde kurulmuş olması da vurgulanması gereken bir husustur.  Bu sene vakıf, 50.kuruluş yılını gerçekleştirmiştir ve bu kapsamda yapılan etkinlikleri “Altın Kutlama” olarak nitelemektedirler.

Faaliyetleri incelendiğinde; Süryaniler ve Kıptiler üzerinde daha yoğun olduğu görülmektedir ve ülkemizde de bazı faaliyetleri vardır.

Örneğin; 30 Mayıs 2011’de Mardin Artuklu Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde; Avusturya Büyükelçiliği ve Pro Oriente Vakfı işbirliğiyle “Kültür, Dil ve İnanç: Bir Köprü Olarak Süryani Çalışmaları” adlı bir sempozyum düzenlendiler. Sempozyuma; Artuklu Üniversitesi Rektörü ve çok sayıda akademisyen, Pro Oriente Vakıf Başkanı Dr. Johann Marte, Avusturya Büyükelçisi Heidemerria Gürer, Süryani Diyarbakır-Mardin Metropoliti Salibe Nur Özmen, Adıyaman Metropoliti Grigoryas Melki Ürek ile birlikte çok sayıda siyasetçi ve diplomat katıldı.

Rum Patriği Bartholomeos da 6/11 Kasım tarihleri arasında, Pro Orient Vakfı’nın davetlisi olarak Avusturya’da bulunmuştur. Bu vakıf; Rum Patrikhanesi’ni Doğu Ortodoks Kilisesi’nin başı olarak kabul etmektedir. Ayrıca; Suriye Irak gibi sorunlu bölgelerdeki Hıristiyan kiliseler ile topluluklarla da ilgilenmektedir.

Avusturya Katolik Kilisesi vasıtasıyla; Kıpti, Süryani ve Ermeni Kiliseleri de bu vakfın ilgi alanları dâhilindedir ve nitekim 50. Yıl kutlamasına bu kiliseler de davet edilmişlerdir. Bu seneki toplantıda, Pro Orient Vakfı’nın Başkanı ve yöneticileri vakıflarının kiliseler arasındaki yakınlaşmayı arttıran rolü üzerinde durdular. Suriye ve Irak’taki mülteci sorunlarında hayırsever bir rol üstlendiklerini beyan ettiler.

Bartholomeos da bu gezi süresinde bir gazeteye verdiği röportajda aynı doğrultuda olarak; Orta Doğu, Irak, Suriye'deki zulüm ve çatışmalarla ilgili olarak da temenniler ve orada acı işçinde olan Ortodoks Hıristiyanların başına gelenleri kınadığını ifade etmiştir.

Papalık Konseyi Vatikan Başkanı Kardinal Koch, Viyana Kardinali Schönborn, Pro Orient Başkanı Johann Marthe’nin ev sahipliğinde; Rum Patriği Bartholomeos ve ayrıca Mısır Kıpti Patriği Theodor, Kıpti Pope Tawadros ve Suriye ile Ermeni Ortodoks Kiliseleri temsilcileri bu kutlamaya katıldılar.

Viyana’daki Freyung Manastırında dualarla başlayan etkinliklerde özel bir konu dikkat çekti! Kıpti Pope Tawadros, Hıristiyanların Paskalya Bayramı’nın kutlama tarihi için asırlardır süregelen tartışma ile ilgili olarak çözüm önerdi ve Dünya genelinde ortak bir tarihte uzlaşılması dileğini ortaya getirdi.

Paskalya öncesinde 40 gün süren orucun sonundaki haftada her gün gece ayinleri yapılır. Bu süreç içinde aynı zamanda İsa Peygamber’in çarmıha gerilişi safhası da vardır ve Cumartesi akşamı saat 24.00’te yapılan ayin; İsa Peygamber’in yeniden dirilerek göğe çıkışının tasviridir. Tüm bu hafta aynı zamanda matemdir. Cumartesi 24.00’te İsa Peygamber’in göğe çıkışı ile ise halk arasında “Yumurta Bayramı” olarak da bilinen “Paskalya Bayramı” süreci başlar.

Her sene, Nisan ve Mayıs aylarında dini bir takvimle hesaplanan bu süreç için Hıristiyanlar ikiye bölünmüştür. Çünkü farklı mezhepler, farklı günlerde bu bayramı kutlamakta, “Eski Takvimciler” ile “Yeni Takvimciler”in kutlama günleri farklıdır. Aslında Milat kadar eski olan bu tartışma; sadece Paskalya ile sınırlı değildir ve Noel Yortusu’nun tarihi için de aynı tartışma mevcuttur. Paskalya; bu iki ayrı görüş tarafından 1 hafta farklı olarak kutlanma iken, İsa’nın doğum günü kabul edilen ve Dünya’nın büyük kısmında 25 Aralık’ta kutlanan Noel; Eski Takvimciler tarafından 7 Ocak’ta kutlanır.

M.Ö. 46 yılında Jül Sezar tarafından “Jülyen Takvimi” kabul edilmişti. Sezar, İskenderiyeli Astrolog Sosigenes’den yardım alarak bu takvimde düzeltmeler yaptırdı ve her yıl 365.25 gün olarak hesaplandı. Sezar; takvimin Temmuz ayında tamamlanan düzenlemesinde hem kendi adını bu aya verdirdi (Temmuz=July), hem de takvime Jülyen Takvimi dedi.

Sezar’ın ölümünün ardından takvimle ilgili tartışmalar, günümüzde de olduğu gibi yıllarca devam etti. 128 yılda 1 günlük kayma olduğu kabul edilen bu takvim zamanla yerini Papa 13. Greogory’nin hazırlattığı “Miladi Takvim” ya da diğer adıyla “Gregoryen Takvimi”ne bıraktı. Miladi Takvim, Türkiye’de Hicri ve Rumi takvimlerin yerine 1 Ocak 1926’da kullanılmaya başladı. Günümüzde Hicri takvim ülkemizde sadece Şeker ve Kurban bayramlarının hesaplanmasında kullanılmaktadır.

Pro Orient Vakfı’nın 50. Yılı kutlamaları esnasında Avusturya Katolik Kilisesi tarafından Rum Patrikhanesi’ne Sankt Andre Burgenland’da bir arazi bağışlandı. Bağışlanan bu arazide Avusturya’da ilk olarak bir Ortodoks manastırı Rum Patrikhanesi tarafından inşa edilecektir. Bartholomeos bu manastırın, Ortodoks rahipler için manevi bir sığınak ve aynı zamanda farklı Hıristiyan gelenekleri ve kültürü ile de buluşma ile Doğu ve Batı kiliseleri arasında bir köprü olacağını umduğunu ifade etti.

Yunanistan Büyükelçisi Chryssoula Aliferis etkinlik kapsamında 6 Kasım’da Rum Patriği Bartholomeos onuruna ve tüm Pro Orient Vakfı 50. Yılı kutlamalarına katılan kiliselerin temsilcilerinin de davet edildiği bir akşam yemeği verdi. Avusturya Dışişleri ve Uyum Bakanı Sebastian Kurz, Vatikan, Rus ve Sırp büyükelçileri de bu yemeğe katıldılar. Ertesi gün Bartholomeos ve zevatı Türk Büyükelçisi Hasan Göğüş’ün davetlisi olarak Türkiye Büyükelçiliği’nde kahvaltı yaptılar.

7 Kasım’da ayrıca Avusturya Devlet Başkanı Hans Fischer de Pro Orient katılımcıları onuruna Viyana Hofburg’da bir öğle yemeği düzenledi.

Öğlenden sonra ise Bartholomeos ve beraberindekiler Viyana Mezarlığı’nda yatan eski Avusturya Metropolitinin mezarını ziyaret ettiler. 8 Kasım’da Viyana Kardinali Schönborn tarafından bir akşam yemeği verildi.

9 Kasım’da tüm katılımcıların da hazır bulunduğu bir Pazar Ayini icra edildi. Akşam ise Avusturya Metropoliti tarafından Bartholomeos onuruna verilen akşam yemeği vardı. Yunanistan Büyükelçisinin yanı sıra, Salzburg Yunanistan Başkonsolosu ve Kıbrıs Rum Kesimi başkonsolosları ile Avusturya’daki Rum topluluğundan kişiler de bu yemeğe katıldılar. Bartholomeos ve beraberindekiler son gün olan 11 Kasım’da; Avusturya Katolik Kilisesi tarafından Rum Patrikhanesi’ne bağışlanan Sankt Andre Burgenland’daki araziyi gezdiler.

Rus Patriği Kiril, 28 Haziran 2013’te Pro Orient Vakfı’nın davetlisi olarak Avusturya’ya gelmiş, bu toplantıda Pro Orient Başkanı Johann Marthe, Rus Patriği’nden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki zor durumda olan Hıristiyanlara yardım ve sorunları için destek vermesini istemişti.

Pro Orient Vakfı, sonuçta Katolik Kilisesi’nin (Curia Romana) birçok yan oluşumu gibi bir koludur ve her papa tarafından destek ve övgü almaktadır. Papa 2. John Paul 29 Mart 1979’da Pro Orient Vakfı üyelerine yönelik çok övücü ifadelerin yer aldığı hayli uzun bir Papalık  tebliği yayınlamıştı.

Yeni Papa Franciscus (bu makaleyi yazdığımız esnada) 28/30 Kasım tarihleri arasında evvelâ Ankara ve ardından İstanbul olmak üzere resmi ziyaretlerde bulunmak için Türkiye ziyareti yapmaktadır. Bir sonraki makalemizde Katolik Kilisesi organizasyonu ile bu ziyaret ve ardından gelenleri kaleme alacağız.



Bojidar Çipof
28 Kasım 2014



5 Haziran 2014 Perşembe

PAPA 1.FRANCİS’İN KUDÜS ZİYARETİ


Hıristiyanlığın Katolik ve Ortodoks mezhepleri arasında, bu mezheplerin ortaya çıkışından itibaren bir ayrışma ve kavga görülmektedir. 1054 yılında Katolik ve Ortodokslar karşılıklı olarak birbirlerini aforoz ettiler ve bu küslük 1964’te Papa 6.Paul ile Patrik Athenagoras arasında Kudüs’te yapılan bir dostluk anlaşması ile sona erdi. Geçtiğimiz 25 Mayıs Pazar günü Papa 1.Francis ve Patrik Bartholomeos, Kudüs’te bir araya gelerek bu barışmanın 50. Yılını 1964’te iki kilisenin barıştığı noktada andılar ve ortak bir deklarasyona imza attılar. Her iki din adamı bu buluşmanın dışında Kudüs ve bölgede çeşitli temaslarda bulundular.
Katolik ve Ortodoks mezhepleri arasında asırlarca süren kavga ve bu kavganın neticesindeki ayrışma; zaman zaman belirgin, zaman zaman ise el altından faaliyetler şeklinde süregelirken Papa 9.Leon 1054 Yılında İstanbul’a bir heyet gönderdi.
Kardi­nal Umberto başkanlığındaki bu heyet Bizans Patriği tarafından kabul edil­miş, ancak heyet başkanı Kardinal Umberto, iki mezhep arasında ortak nokta ve karşılıklı anlam ortamı oluşturmak yerine, Patriğin huzurunda uyulması gereken kurallara bile uymamış, ona karşı emredici bir tavır takınmıştı.  Bunun üzerine Bizans Patriği kardinali huzurdan kovarak bir daha kabul etmedi. Kardinal Umberto ise 15 Temmuz 1054'te, Patrik ve diğer rütbeli din adamlarını Papa adına aforoz eden bir belgeyi Ayasofya'da okuduktan sonra İstanbul'dan ayrıldı. Akabinde ise Bizans Patriği de hemen Sen Sinod’u (Dinî Kurul) topladı ve mütekabiliyet olarak Vatikan’ı aforoz etti. Böylelikle her iki Kilise arasında asırlardır süregelen anlaşmazlıklar, birbirlerini karşılıklı aforoz edecek noktaya gelmiş oldu.
Bu süreç; 1204 yılında, Kudüs’e gitmek üzere yola çıkan Haçlı Ordusu’nun Kudüs yerine yön değiştirerek Konstantinopolis’i ele geçirmesi ile sonuçlandı. 4. Haçlı Seferi olarak bilinen bu süreç; Papa 3. Innocentius’un Kudüs’ü kurtarmak adına topladığı ordunun, başta Venedik Dükü Enrico Dandolo ve 4. Haçlı Seferi’ne yağma için katılan diğer soyluların gözlerini ihtişam içindeki Konstantinopolis’e çevirmeleri ile sonuçlandı ve Haçlı Ordusu şehri ele geçirilerek “Konstantinopolis Latin İmparatorluğu” kuruldu.
Bizans İmparatorluğu ve kilise İznik’e sığındılar ve ancak 57 sene sonra Latinlerin kendi istekleri ile şehri terk etmelerinden sonra geri gelebildiler. Latinler Konstantinopolis’i boşaltırken taş taş üstüne bırakmadılar ve burada bulunan, Hıristiyanlığın ne kadar dinî mirası ve kutsal emanetleri varsa yağmaladılar ve hepsini götürdüler. (Bu kutsal emanetler halen Vatikan’dadır.)
Katolik ve Ortodokslar 1204’ten sonra zaman zaman bu karşılıklı yapılan aforozu ortadan kaldırma çabaları gösterdiler ise de yazımızın başında belirttiğimiz gibi kavga 1964’e kadar sürdü.
1024’teki karşılıklı aforoz sürecine gelinceye kadar da Hıristiyanlar arasında çok sorunlar vardı. Dinî anlaşmazlıkları ve görüş farklılıklarını gidermek adına tarihsel süreç içinde genel konsiller düzenlenmiş, bunlardan bazıları müştereken, bazıları ise sadece Katolik ya da Ortodokslar tarafından kabul edilmiştir.
Katolikler ile Ortodoksların 1204’teki ayrışmasına kadar olan konsiller kronolojik olarak şöyledir:
325 İznik Konsili: İznik Konsili’ni hem dinî hem de siyasi açıdan ayrı ayrı irdelemek gerekir. Çünkü o tarihte Hıristiyanlığın serbest bırakılması tamamen siyasi bir olgudur. İmparator 1. Konstantin (Gaius Flavius Valerius Aurelius Constantinus ) Hıristiyanlığı serbest bırakmış, bunda annesi Elena’nın ise çok fazla payı olmuştur.
Konstantin’in Hıristiyanlığı serbest bırakmasındaki en büyük etken; kitlelerin inanç ile baskı altına alınması ve yönetilmesindeki kolaylıktır. Ancak bu kolaylık bir şekilde kaybolmaya başlamıştı! Çünkü henüz din ile ilgili birçok kavramın tam olarak oturmadığı yıllarda, İskenderiye’den yükselen bir akım olan “Ariusçuluk” İmparatoru ve din adamlarını rahatsız etmeye başlamıştı. Bu akım din bilgini İskenderiye’li Rahip Arius’un, Oğul’u Baba’ya bağlayarak, o güne değin kabul edilenin bir hata olduğu ile bu hataya diyalektik bir formül kazandırmasıydı. İznik Konsili, birçok etken ile birlikte esasta, kitleleri dalga dalga sarmaya başlayan ve de Roma’yı korkutan Arius’çu akıma karşı tertiplenmiştir. Bu konsilde; başta “Teslis” unsuru (Baba, Oğul, Kutsal Ruh) olmak üzere Hıristiyanlığın birçok temel amentüsü karara bağlandı. (Amentü= İman etmek için inanılması lazım olan esaslar)
Bu konsilde kabul edilen “Baba Oğul ve Kutsal Ruh” kavramına bir Hıristiyan karşıysa sapkındır, din dışıdır.  Ancak bu kavramın doğruluğu kadar bir de kabul ediliş biçimi hâlâ tartışma konusudur. Çünkü bu konsili yöneten İmparator 1. Konstantin o esnada Hıristiyan değildi ve “Ateş Kültü”ne tapmaktaydı. Kaynaklarda 1. Konstantin’in hasta yatağında, son nefesini verirken, Hıristiyan olduğu yazılıdır. (Bunun o esnada orada bulunan papazların uydurmuş olabileceği de asırlardır tartışılır.)
1. Konstantin, ilk genel konsilde henüz Hıristiyan değildir ama bu gün de geçerli olan Hıristiyanlığın ana kuralları, onun isteği ve yönetimindeki İznik Konsili’nde karara bağlanmıştır ki bu da asırlardır Hıristiyan din bilimcileri tarafından tartışılan bir başka konudur.
381 Birinci İstanbul Konsili
431 Birinci Efes Konsili: İskenderiye, İstanbul ve Antakya arasındaki rekabet ile İskenderiye’nin üstünlük iddialarına karşı düzenlendi.
451 Kadıköy Konsili
553 İkinci İstanbul Konsili
680 Üçüncü İstanbul Konsili
787 İkinci İznik Konsili
869 Dördüncü İstanbul Konsili

Papa 1.Francis bu ziyaret öncesinde yaptığı açıklamalarda, ziyaret ile ilgili iki amacının olduğunu belirterek, “Bu kesinlikle dinî amaçlı bir gezidir” demişti. Gezinin amacını ise şöyle açıklamıştı: Çeşitli görüşmelerin ardından, Papa 6. Paulus ve Patrik Atenagoras'ın Kudüs'te buluşmalarının 50. yıldönümünde Patrik Bartholomeos  ve bölgedeki diğer Hıristiyan din önderleri ile bir araya gelmek ve acı çeken kutsal topraklarda barış için dua etmek!
Papa 1.Francis bu 3 günlük ziyaret kapsamında, bu söyleminin aksine; Ürdün, Filistin ve İsrail’de çeşitli siyasi görüşmeler ve ziyaretler de gerçekleştirdi. Bu seyahat; Papa’nın seçildikten sonra gerçekleştirdiği Brezilya seyahatinin ardından yaptığı ikinci yurt dışı ziyarettir. 72 saat olarak planlanan bu seyahat boyunca Papa 3 ayin yönetti ve 14 konuşma yaptı. Bu seyahatin Vatikan Tarihi’nde bir ilki de var! İlk kez bir Papa'ya, seyahati boyunca bir Müslüman ve bir Yahudi din adamı eşlik etti. Bu kişilerin Papa'nın Arjantin'den arkadaşları olduğu açıklandı. (İmam Omar Abboud  ve Haham Abraham Skorka)
Papa Ürdün'de Kral 2. Abdullah ve Kraliçe Rania tarafından törenle karşılandı. Ürdün'ün başkenti Amman’da stadyumda düzenlenen bir toplu ayine katıldı. Daha sonra Hz. İsa’nın vaftiz olduğu Ürdün Nehri kıyısındaki Mitas’a geçti ve Deyr Latin Kilisesi’nde Suriye ve Iraklı mülteciler ve özürlü yakınlarıyla görüştü. Ed-Dehişe Kampı'ndaki çocuklarla bir araya geldi. Pazar sabahı Ürdün’den özel bir helikopterle Beytüllahim’e gidildi ve burada Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile bir görüşme gerçekleşti.  Doğuş Kilisesi'ndeki ayine de katılan Papa Francis, Pazartesi sabahı ise Kudüs Müftüsü Muhammed Hüseyin ile birlikte Mescid-i Aksa’yı ve Ağlama Duvarı’nı ziyaret etti.
Papa 1.Francis Kudüs’ü ziyaret eden dördüncü papadır. Bu ziyaret öncesinde ise Siyonizm’in mimarı olan Teodor Herlz'in mezarını da ziyaret edeceği açıklanmış ve bu büyük bir tepki almıştı. Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin başta olmak üzere Vatikan yetkilileri ve çok sayıda gazeteci de bu seyahatte Papa’ya eşlik ettiler.
Bu seyahatin bir diğer özelliği ise, başta Patrik Bartholomeos başta olmak üzere bölge kiliselerinin temsilcileriyle dinî bir buluşma da tertiplenmesi ve 1964’teki barışmanın 50. Yılının kutlanmasıydı ki Rum Patriği Bartholomeos ile Papa görüştüler ve ardından ortak bir deklarasyon verdiler.
Bartholomeos da kendi programı dâhilinde, Soykırım Müzesi’ni (Yad Vashem) ziyaret etti ve ardından İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmeler yaptı. Patrik Bartholomeos, Siyonizm’in mimarı Teodor Herlz  anısına yapılmış olan ormana da ağaç dikti.
8 Haziran’da, Papa Franciscus’un ev sahipliğinde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas Vatikan’da bir araya gelecekler ve bir dua zirvesi gerçekleştireceklerdir.  “Vatican Insider” adlı  internet sitesindeki bir habere göre Papa bu zirveye Patrik Bartholomeos'u da davet etmiştir. 8 Haziran aynı zamanda Hıristiyanların başlıca bayramlarından olan Pentekost Bayramı ile Yahudilerin Şaloş Bayramı’na da denk gelmektedir.