25 Aralık 2010 Cumartesi

Amerika’daki Yunan Kilisesi’nde Cinsel Çocuk İstismarları ve Yolsuzluk İddiaları ile Rum Patrikhanesi’nin Olaya Müdahalesi

Papazlar ve onların yaptığı cinsel sapkınlıklar hakkında yıllardır çok şey yazılır. Bunu belki de yadsır hale geldik, gazete ve televizyon haberlerinde “sübyancı” papazlar hakkında haberler sürekli çıkar. Peki, papazların çoğu böyle mi, neden papazlar evlenemez? Bu yazımızda; Amerika’dan bize ulaşan, Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı iki metropolitin yaptığı iddia edilen “çocuk istismarı”  ve “yolsuzluk” hakkındaki haber vesilesi ile papazların neden evlenmediği ya da evlenemediğini irdeleyeceğiz.

Hıristiyanlıkta; papazların evlenemeyeceği şeklinde bir gelenek vardır. Bu konuyu evvela Katolik bakış açısından ele alıp, daha sonra da Ortodoks Mezhebi’nde nasıl uygulanmakta olduğunu bakacağız.  Katolik Mezhebi’nde; çeşitli zamanlarda itirazlar da olsa, papazların evlenmemesi için çok katı hükümler var. Papazların evlenmesi için formül arayışı; Papa 16. Benedick döneminde de çok gündemdedir. Zira son günlerde bu cinsel tacizler nedeniyle papalık önemli tazminatlar ödemekle karşı karşıya kalmıştır. 

 

İncil’in hiçbir yerinde papazların evlenmemesi için bir emir ya da söylem yoktur. Hatta İncil; aile ve evlat kavramını çok güzel bir tanımlama ile “ürün” olarak ortaya koymakta ve aile birliği tesis etmenin dolayısı ile ortaya getireceği evladı bu şekilde tanımlamaktadır. Zaten Dünya’da “devinim” olmasını sağlayacak olan tek etken; üreme yani doğurganlıktır ve bu salt insan açısından da değil, tüm canlılar için de geçerli olan bir husustur. İncil’in hiçbir yerinde papazların evlenmemesi için bir emir olmamasına karşın bunun yüzyıllardır bir gelenek ya da doktrin olarak süregelmesindeki en büyük etken ise şüphesiz Hazreti İsa’nın evlenmemiş olmasıdır ve bu Vatikan’ın bu husustaki tek dayanağıdır. 

Buradan yola çıkılarak; farklı zaman dilimlerinde, farklı şekillerde bu konuda Papalık fermanları verilmiştir. Ve hep dayanak olarak İncil’de yer alan mektuplardaki söylemlerden yola çıkılarak hadise başka başka noktalara çekilmiştir. 

Salamisli Efifanyus’un (Epiphanius of Salamis) bir söylemi de (M.S 375) bu yöne çekilenlerdendir. "Her şeyin Kutsal Yazılar’dan elde edilemeyeceğine göre; geleneği de kullanmak gerekir. Kutsal Havariler; bazı şeyleri kutsal yazılarla, bazı şeyleri de gelenekle aktardılar" (Medicine Chest Against All Heresies 61:6) Yitik İncillerden biri olduğu var sayılan, Basilides’e atfedilen bir başka söylem ise şöyledir: "Kilise tarafından korunan inanç temelleri ve mesajların bazılarına yazılı öğretiler vasıtasıyla sahibiz ve diğerlerini bize sırlarla aktarılan havarilerin geleneğinden aldık.” Bu konuda çok fazla örnekleme yapılabilir. Görünen tek ortak payda; ”İncil’de papazlar evlenemez ya da evlenmemelidir” şeklinde bir ifadenin yer almadığı ama kilise çevrelerince savunulduğudur.

Ortodokslukta ise Katoliklikten farklı olarak papazların evlenirler ancak bu farklı bir yöntemle gerçekleşir. Hıristiyanlıkta; ruhban olmayan dini tören yönetemez. Papaz olmak için evvela papaz yardımcılığı ya da yamağı (Dyakos) olmak gerekir. Dyakosluk; dini bir törenle verilir ve papaz adayı ruhban sınıfına dâhil olur. Dyakos; artık kilisede yanında bir papaz olması koşuluyla İncil okuma hakkını elde eder. Bağlı olduğu kilise tarafından “layık” görülünce de papaz sıfatını alır. Bu “layık” ifadesi de öyle sıradan bir söylem değildir ve dyakosluktan patrikliğe kadar giden her rütbe töreninde orada bulunanlarca törenin bir anında yüksek sesle söylenir, birkaç kez tekrarlanır. (Yunanca= Aksios. Slavca= Dostoyen)

Ortodoks papaz adayı; dyakos olmadan evvel evlenmişse ve ancak törenden evvel eşinin rızası yazılı ve sözlü olarak alınmışsa ruhban olabilmektedir. Evli bir papazın alabileceği rütbelerin ise sınırı vardır. Evli olmadan ruhban olan ve artık bir daha evlenemeyecek olan Ortodoks papaz; papazlık rütbelerinden sonra, kurmay sınıfı denebilecek episkoposluk ve metropolitlik rütbelerini ve metropolit rütbesindeki bir papaz da kendi sen sinodunun kararı ile patrik olabilmektedir. Ve son olarak kısaca şöyle de tanımlayalım: Katolik papazlar evlenemez, Ortodoks papazlar ise ruhban olmadan evvel evlenirse papaz olabilir ama kurmay sınıfa yükselemez.

Papazların sapık davranışları; çok eskiye dayansa gerek ki bu husus Kuranı Kerim’de de yer almıştır.  57. Sûre olan“Hadid”de (27) şöyle der: “Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır. “ 

Bu son cümle; “İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.“ gerçekten çok doğru bir tespit olarak ve aşikâr görünmektedir. Papazlıkta; mademki bir anlamda Allah ile kul arasında, dinin gereklerini yerine getirme, dini ritüellerin uygulanması açısından bir görev ve iman eden bireyin dini gereksinimlerine yol gösterici bir mahiyet olması gerekir, o halde papazların “erdemsel” ve “ahlakî” açıdan da yol gösterici olmaları gerekmez mi? 

(Y.N.: Bir Hıristiyan birey olarak 56 yıllık ömrümde ve 15 yıl sürdürdüğüm Bulgar Kiliseleri Vakfı yöneticiliğim esnasında şu hususu çok net tespit ettim ve her fırsatta vurguluyorum: Yobazlık; hangi dinde olursa olsun, günümüz koşullarında yadsınması gereken bir husustur. Bu bağlamda da Hıristiyan yobazlarının, Müslüman yobazlarını “mumla aratacak” kadar çok daha yobaz ve bağnaz olduklarına işaret etmek istiyorum. Sadece yobazlıkla da kalınsa ne âlâ diyeceğim, ama maalesef öyle değil. Prensip gereği kitaplarımda ve yazılarımda “özel”e girmemeye özen gösteriyorum. Yazmadıklarımın ise bende “iğrenme” mertebesinde bir duygu oluşturduğunu da burada vurgulamak isterim.) 

Tabiatın insana bahşettiği ve bunun çok doğal neticesi olan cinsellik; dikkatle bakıldığında daima “yobaz” görüntüde olanların kafalarında, belki de tabu olarak yer aldığından çok kötü ve çirkin sonuçlar ortaya koymaktadır. Kişinin evli ya da bekâr olması, bu konuda tabi ki tek etken değildir ya da yeterli değildir. Ama Hıristiyanlıkta kişinin bir de evlenmesini men ettiyseniz ve bu bir yaşam sürecini kapsayacaksa o zaman ortaya farklı tepkiler çıkması da son derece olasıdır.  Evlenmemiş papazlarda; ya eşcinsellik, ya fazlaca kadın düşkünlüğü ya da çocuk istismarı (pedofilllik) şeklinde ortaya çıkan hadiselerin sayısı, çıkmayanların içinde çok az bir yüzdedir. Vatikan; bu güne değin milyar dolarlarla ifade edilen tazminat bedellerini, ortaya çıkan vakalarda resmi kanallardan ya da el atından vererek bir anlamda sözde “kilisenin saygınlığını” korumaya çalıştı.  

Boston Globe’da yayınlanan bir haberden sonra Vatikan temelden sarsılmıştı. Boston Kardinali Bernard; tutuklamaya ramak kala Boston’dan kaçtı ama mağdurlara verilen tazminatlar; yüz milyon dolarlarla telaffuz edildi. New York Times da deşifre ettiği bir papaz nedeniyle Vatikan’ın çok büyük tazminatlar ödemesine neden oldu. 

Bu genel tabloya şimdi bir de Ortodoks Kilisesi açısından bakalım! Zira şimdi de telaş sırası, Amerika Yunan Kilisesi’nde patlak veren olaylardan dolayı ona bağlı olan Rum Patrikhanesi’nde. Her ne kadar Patrikhane’nin maddi kaynaklarının –ki bunlar Türkiye açısından denetim dışı kalmaktadır- çok fazla olduğu bilinse de son dönemde Patrikhane maddi sıkıntı içinde olup eskisi kadar bol keseden harcama yapamamaktadır. Yunanistan’daki büyük kriz de bağışların/kaynakların eskisi kadar olmaması açısından büyük bir etkendir ve yine aynı bağlamda; Amerikalı zenginlerin de eli eskisi kadar açık değildir. Son dönemde; Patrikhane’nin mülkiyetini, Büyükada Yetimhanesi örneğinde olduğu gibi, üzerine alması olası mülklerin işe yaramayacak olanlarını elden çıkarmaya iştahlı ve bu konuda araştırma içinde bulunduğunu da biliyoruz. 

Tabi ki Yunanistan’ın devlet bütçesinin, Heybeliada Ruhban Okulu, Ekümeniklik gibi temel istekler karşısında; en büyük önceliği Patrikhaneye vereceği şüphesizdir. Ancak, Amerika’da vuku bulan bu son olay büyük bir skandaldır ve böyle bir durumda Yunanistan’ın keseyi açması zordur. 

New Jersey’de bulunan Saint (Aya) İrene (İrini) Chrysovalantou Manastırı sorumlusu Vikentios Malamatenios ve bir başka papaz hakkında başta çocuk istismarı olmak üzere çok büyük iddialar ortaya atıldı. Bu manastırın;1980’lerde başlayan bir süreçle ABD Yasaları’na göre bir şirket gibi yapılandırıldığını elimizdeki 2008 tarihli bir belgeden ve ambleminden anlıyoruz.

Burada görev yapan bir papazın cinsel istismar olayını, Ortodoks Kilisesi içinden çıkmasını pek önemsemeden, yazının başında da belirttiğimiz gibi kanıksayarak geçiştirebilirdik. Fakat burada Fener Rum Patrikhanesi’nin olaya müdahale ediş biçimi ile Amerikan polisi üzerinde Patrikhane’nin görülen etkisi hadiseyi bizim açımızdan önemli kılmıştır. 

Papaz, görevinden alınınca; Etnikos Kiriako Gazetesi’ne beyanat vererek kendini savunan ifadeler kullanmış ki bu Patrikhane’nin emrindeki kişilere karşı en fazla acımasız olduğu bir konudur. Zira Patrikhane ve onun emri altında olan kiliselerde oturmuş bir gelenek vardır. Yetkili sözcüler ya da bir konu için görevlendirilmiş olanlar dışında kimse konuşamaz. Düşünce özgürlüğü kısıtlama altındadır. Vikentios Malamatenios da bu bağlamda gitmiş bir gazeteye beyanat vermiştir. Vikentios Malamatenios özel eşyalarını almak üzere, Chrysovalantou Manastırı’na gelince; karşısında bundan haberdar olarak oraya gelen Amerikan Polisi’ni buldu. Manastır erken saatte polis çemberine alınmıştı ve geçici olarak New Jersey Metropoliti olarak atanan Evangelos da orada bekliyordu. Vikentios; uzun görüşmeden sonra kilisenin içine alında ama makam odasına girmesine izin verilmedi. Kendisi gibi suçlanarak uzaklaştırılan Paisios’tan sonra burada Konya Metropoliti Teoliptos ile birlikte ikinci adam olarak kaldığını vurguladı bu da fayda etmedi. 

Bu nokta da çok önemlidir: Patrikhanece görevlendirilen ve dini yetki bölgesi olarak “Konya Metropolitliği” sanı verilen bir kişiden bahsediliyor. Konya’da görevli bir Rum Metropoliti! 

Geçici olarak görevlendirilen Evangelos’un o esnada Patrikhane Genel Sekreteri Elpidophoros Lambriniyadis’i arayarak ne yapması gerektiğini ve onun da Patriği bilgilendirerek odadan süratle eşyalarını aldıktan sonra manastırdan çıkarılması yönünde talimat aldığı hakkında da bilgimiz var! 

Vikentios; eşyalarını alarak çıktıktan sonra (6 Aralık 2010) Etnikos Kiriako Gazetesi’ne bir beyanat daha vererek şunları söyledi: “Bana güdümlü bir tuzak kurulmuştur. Patriğin bana karşı yaptığı suçlamalar bende hayal kırıklığı yarattı. Karara saygı duymak zorundayım. Ama suçlamalar kabule dilemez boyuttadır. Sorgulama yapılmadan acele karar verilmiştir. Suçsuz bulunursan Patrikhane’nin adaletini istiyorum...” 

Ortada hiç de basit olmayan bir görüntü var! Amerikan Polisi bir olay yerine gitmişse, oraya talimat alarak gitmiştir. Fakat görünüyor ki çark böyle çalışmıyor. ABD Polisi, Patrikhane’ye karşı özel bir tutum içindedir. Okyanus ötesinden gelen bir telefon onun oradan çekilmesine yeterlidir...  “Tamam, bırakın girsin” dendiğinde de polis hemen kenara çekiliyor.

Çok sık tekrarladığımız gibi: Patrikhane’nin ekümenikliğini kabul etmemizin, topraklarımız üzerinde “Ortodoks Halifeliği” kurmakla eşdeğer olduğunu burada bir kez daha vurgulayalım. Ruhban Okulu’nun açılması, Patrikhane’ye “tüzel kişilik” verilmesi ve bir sonraki aşamada da “Ekümenikliğin” kabul edilmesi bize çok pahalıya patlar.

Karşımızda; arkasında ABD desteği olan ve söylemlerinde olduğu gibi dini ihtiyaçların giderilmesi, papaz kadrosunun artması v.s.  taleplerin hiç biri “dînî” maksatla olmayan Rum patrikhanesi var ve Fener Rum Patrikhanesi; tamamen “politize” bir kurumdur...